|
"Vatan için..." nutukları ve öldürülmüş gençlerin anaları
TBMM'de "Lübnan'a asker gönderme" konusundaki tartışmalar; gerek ekonomik açıdan, gerek silah alımları açısından "gelişmiş dünyaya" muhtaç Türkiye'de; "şoven bir militarizm"in tabulaştırılmış sloganları arkasına sığınarak, iktidar keyfi çatma alışkanlığının da, ilk kez fiskelenmesine neden oldu.
***
1900'lü yıllarda da, uydular aracılığıyla küreselleşmiş televizyon yayınları güncel hayatın bir parçası olsaydı; köylülerin nefer olarak askere gitmek zorunda kalan oğlan çocukları; Trablusgarp'tan Balkanlar'a, Yemen'den Galiçya'ya kadar, -kimlerin çıkarına olduğu bir türlü netleşmeyen- savaşlarda biner biner vurularak yerlere serilirler miydi?
***
"Lübnan'a asker gönderme" tezkeresinin tartışılması için, olağanüstü toplantıya çağrılmış olan TBMM'de; muhalefet sözcülerinden biri şöyle diyordu:
- Bismarck'ın ne dediğini hatırlayalım, "Bir Alman neferinin kaval kemiği, tüm Balkanlar'dan daha değerlidir."
***
Bir başka muhalefet sözcüsü de, borsa spekülasyonlarındaki dehasıyla ünlü Soros'un, Türkiye hakkındaki bir sözüne değiniyordu:
- Türkiye, sadece nefer ihraç edebilen bir ülkedir.
***
Başbakan Tayyip Bey'in; oğulları, zorunlu askerlik görevi sırasında vurularak ölmüş annelere çıkışırcasına söylediği, "Askerlik yan gelip yatma yeri değildir" sözleri, yaygın bir tepki topladı.
Yaygın bir tepki topladı, çünkü:
1- O tür bir askerlik değerlendirmesi, "askere gidince ölünür de; ne yapalım yani" anlamını da içeriyordu.
2- Şu sırada -her genç erkek kuşağı için zorunlu- askerlik görevini yapmakta olan, 400-500 bin genç vardı. Onların toplam 3-4 milyonluk bir nüfusu oluşturan aile çevreleri, fena alınmışlardı Tayyip Bey'in, fevri sözlerinden...
3- Cumhurbaşkanlığı seçiminin arifesinde, Lübnan'a asker gönderme konusu; Tayyip Bey'in siyasal ağırlığını güvelendirme olasılığı yaratıyordu. Elbet muhalefet de, bu fırsatı ıskalamıyor ve şoven bir militarizmin, Tayyip Bey'e de bulaşan sivilcilerini ilk kez kaşımaya başlıyordu.
***
Meclis'teki tartışmaları TV kanallarından izlerken, neler geçmiyordu ki aklımdan...
Örneğin 4. Murat dönemindeki savaşlarda, bir babanın peş peşe 3 erkek evladı ölmüştü.
Ve yine kapısına dayanmışlardı babanın:
- 4. Murat savaşa gidiyor, son oğlunu da askere almaya geldik...
Babanın tepesi atmış ve şöyle demişti:
- Sen o 4. Murat'a söyle, benim erkeklik organıma güvenerek ikide birde savaş ilan etmeye kalkmasın...
***
Onca tartışmadan sonra, kulislerde muhalefet sözcüleri:
- Lübnan'a, diyorlardı; asker gönderilmesine, AKP milletvekillerinin de birçoğu karşıydı. Ne var ki genel seçimler 14 ay sonra. Tayyip Bey'i kızdırırlarsa, seçim listelerine alınmamaktan ve bir daha seçilememekten korktukları için, tezkereye "evet" oyu verdiler.
***
Siyasetçilerin de en önemli geçim kapısı, parlamenterlikti. Bir daha seçilmedikleri takdirde, cüzdanları zayıflayacaktı. O nedenle, oylar da cüzdanlara göre ayarlanıyordu bir ölçüde...
***
Parlamentoda oylar, cüzdanlara göre de ayarlanıyordu ama; hiç kimsenin aklına, askere giden gençlerin "ekonomik açıdan" ailelerine, "eksi-artı" ne sağladıkları gelmiyordu.
Örneğin Lübnan'a gidecek neferlerin, ailelerine "ekonomik olarak" yararları mı, zararları mı dokunacağından hiç söz edilmedi.
***
Yüz yıllık eski bir kalıba göre, "ülke çıkarları" önemli, neferlerin mensup oldukları "ailelerin çıkarları" önemsizdi.
Ve bu tür modası geçmiş kalıplar nedeniyle de; bireylerin "yaşam kalitesi" açısından Türkiye, Yunanistan'ın 60 basamak altında kalmıştı.
***
21. yüzyılın küreselleşme sürecindeki dinamikleri; sürekli çağdışı kalmışlığa demir atmış siyasal ve ekonomik düzenlerin, salt tepelerindeki egemenlere yarayan "saltanatçı statüko"larını, 30-40 yıla kadar un ufak edeceğe benzemede...
Bir de bu açıdan bakmak gerek Ortadoğu'daki kanlı bataklığa...
***
Türkiye'de bugün 20 yaşında olan gençler, 50'sine geldiklerinde Ortadoğu da kim bilir nasıl olacak?..
Biraz da böyle düşünmek ve böylesi hızlı bir değişimi algılayacak kadrolarımızın, ne oranda bulunup bulunmadığını hesaplamak gerekmiyor mu?
***
Cumhurbaşkanlığı seçimiyle, genel seçimler arifesinde Lübnan'a asker gönderme kararı, bakalım ne kadar uğurlu gelecek Başbakan Tayyip Bey'e?
Şehit analarının çığlıkları, şimdiye dek siyasal ortamlarda bulamadıkları bir desteği bulmaya başladıklarında; hiç beklenmedik bir şeffaflık da aydınlanmaya başlayabilir.
***
Ancak karanlıkta uçan yarasalar, hiç hoşlanmazlar aydınlıktan...
c.altan@prizma.net.tr
|
|