|
Bin asker
5 Eylül tezkeresinde yer almayan, Lübnan'daki BM Barış Gücü'ne Türkiye'nin 1000 asker göndereceğini Ankara'ya gelen Kofi Annan açıkladı! Şeffaflık iddiasındaki hükümet, BM Genel Sekreteri'nden önce bu bilgiyi Meclis'e sunmalıydı. Böylece alınan "yetki"nin kapsamına ilişkin tereddütler azalır, kamuoyu bilgi sahibi olurdu.
Tezkereye göre Genelkurmay'ın da isteği doğrultusunda Lübnan'a deniz gücü gönderilecek. Karada görev yapacak birliklerin misyonu ise "insani yardım faaliyetlerinin ihtiyaç duyacağı alanlarda güvenliğin sağlanması" olarak belirtiliyor. Ancak, Lübnan'da konuşlanacak BM Geçici Görev Gücü'nün (UNIFIL), İsrail kuvvetleri Lübnan'dan çekilirken Mavi Hat ile Litani Nehri arasında doğabilecek çatışma olasılığı nedeniyle, sınır güvenliğini sağlarken gelecek birliklere nasıl bir görev dağılımı yapacağı belli değil.
Muhalefet, tezkere görüşmelerinde Hizbullah'ın silahsızlandırılmasına odaklanmasına karşılık, hükümet, Türk askerinin yeri, sayısı ve zamanlaması konusunda net olamadı. Neyse ki BM Genel Sekreteri ülkemize geldi de, AB'nin barış gücüne göndereceği 7 bin askere ek olarak, Türkiye'den gelecek "bin asker"den söz etti ve böylece kamuoyu bilgi sahibi oldu.
Kofi Annan'ın Hizbullah konusundaki "güvencesi" de dikkat çekiciydi: "Barış gücü askerleri Lübnan'da Hizbullah'ı silahlandırmak için bulunmayacak. Lübnan ordusunu güçlendirmek için bulunacak. Barış gücü Güney Lübnan'a konuşlanacak o zaman İsrail tamamen bölgeden çekilmiş olacak."
BM Genel Sekreteri'nin, "yabancı güçler'in Hizbullah'ı silahlandıramayacağını itirafı da ilginçti.
5 Eylül tezkeresini Meclis'ten geçirmek uğruna iktidarın kullandığı "ihtiyatlı" dilin çok ötesinde bir risk alınıyor. AKP yönetimi "1 Mart sendromu"nu aşmak ve ABD'nin "yeni Ortadoğu" rüzgârını arkasına alarak 2007'deki Çankaya ve parlamento seçimlerini lehine çevirmek üzere "İsrail'in jandarmalığına" soyunuyor. "Hizbullah sempatisi" gerekçe olamaz. Çünkü Irak işgaliyle "fiilen çöken" BM, sonuçta ABD ve AB ağırlıklı bir askeri güçle Lübnan'a girmektedir. Türkiye de doğal olarak bu ittifakın bir parçasıdır.
İran'ın nükleer programının sonlandırmasıyla ilgili yaptırımlar askeri alana kayarsa, AKP hükümeti, bugünkü pozisyonunu sürdürmek zorunda kalmayacak mıdır?
Hükümet, Lübnan'da "aktif taraflılık" politikasına soyunurken PKK ve Kerkük nedeniyle Kuzey Irak'a müdahaleye de "yeşil ışık" yakılabileceğini hesaplıyor olabilir.
Kamuoyu tedirgin, "Ne işimiz var Lübnan'da?" diye tepkili insanlar...
dsazak@milliyet.com.tr
|
|