|
Değişik 'devlet modelleri'nden, 'evrensel tek bir model'e doğru...
Modası geçmiş siyasal kalıp ve sloganlara göre şartlanmış milyarlarca insandan oluşan yığınların; yeni bir dönemin çok değişik esmeye başlayan rüzgârlarına göre dümen tutması kolay değil.
Bağımsız olduğunu iddia eden 200 devletten her biri, kendi siyasal egemenlerinin gelenek, inanç, taktik ve söylemlerine göre değişik bir yönetim modeli çizmekte...
Ve şimdi küreselleşme sürecinde, değişik "devlet modelleri" dönemi aşılmakta...
***
Alışılmışa göre türkü çağırmak kolaydır; "değişim"lere göre yeni melodilere yönelmek ise zor mu zor...
Dünkü Milliyet'in Dış Haberler sayfasında, önemine uygun bir büyüklükte gösterilmiş şöyle bir başlık vardı:
"İran-ABD gerginliği tırmanıyor. Liderler birbirlerine sert sözlerle yüklendi"
"M. Ahmedinecad: Sen hiçbir şeysin"
"George W. Bush: Sen bir tiransın"
***
Değişik yönetim modellerine göre biçimlenmiş devletlerin başlarındaki cumhurbaşkanı, yahut başkan polemiklerini bir yana bırakalım...
Ve şöyle bir düşünelim:
1- Önümüzdeki 50 yıl içinde, ABD kendi yönetim modelini, İran da kendi yönetim modelini; aynen bugünkü gibi, muhafaza etmeyi sürdürebilecek mi?
***
2- Yoksa ABD mi, yönetim modelini değiştirip, İran'ı model almak zorunda kalacak; yahut İran mı, yönetim modelini değiştirip, ABD'yi model almak zorunda kalacak?
***
3- Hangi yönetim modeli içinde yaşayan yığınlar, daha özenilecek bir refah düzeyinde?
***
4- ABD modeli içinde yaşayan yığınların refah düzeyiyle, İran modeli içinde yaşayan yığınların refah düzeyi kıyaslandığında; aradaki farklar, hangi ekonomik ve psiko-sosyolojik nedenlere dayanmakta?
***
Değişik siyasal yönetimlere göre biçimlenmiş devletlerden her birinin, ekonomik iskeletleri şeffaflaştığında; 200 devlete bölünmüş olarak yaşayan insan yığınlarının da, neden aynı refah düzeyinde olmadığının temeldeki aksaklıkları ortaya çıktığında...
Örneğin, Hazine'den geçinmelilerin savurganlığıyla, silah alımlarına harcanan yüz milyarlarca dolar yüzünden, gerekli yatırımların yapılamadığı berraklaştığında...
Önümüzdeki 50 yılda da değişip duracak teknolojilerle, büsbütün hızlanacak bir küreselleşme süreci; değişik devlet modellerinin yarattığı dengesizliklerle çatışır mı, çatışmaz mı?
Ve değişik devlet modellerinden, "evrensel tek bir model"e doğru bir "burjuva enternasyonalizmi" ortaya çıkar mı, çıkmaz mı?
***
Gelelim güncel konularımıza...
Lübnan'a gidecek 1000 kişilik askeri gücün, çatışma dışı kalacağı ilan edilmekte... Ayrıca Hizbullah'ın silahsızlandırılmasıyla ilgili bir yükümlülüğümüz de yokmuş...
Dileriz oralardan da, al bayrakla örtülü cenazeler gelmeye başlamaz.
Kazara gelmeye başlarsa; hem cumhurbaşkanlığı seçimi, hem genel seçimler arifesinde tüm muhalefet, fena yükleneceğe benzer Başbakan Tayyip Bey'e.
***
Dünkü Radikal'in manşeti de şöyleydi:
"NATO: Türk askeri de Taliban'la çatışsın - Bir çağrı da Afganistan'dan - Taliban'la çatışan NATO güçleri ağır kayıplar verince üst düzey yetkililer Türk askerinin de savaşa katılması için baskıya başladı"
***
Bireylerin "yaşam kalitesi" açısından, 175 devlet arasında 95'inci sırada bulunan Türkiye'nin, dışarıdan bakıldığında nasıl bir fotoğraf sergilediğinin de haberleri şöyle:
"AB'den soğurken İran'a 'ısınıyoruz'"
"Transatlantik Eğilimler 2006 raporuna göre Türkiye, ABD ve AB'den soğuyor. 2004'te yüzde 52 olan AB'ye destek yüzde 45'e geriledi. İran'a duyulan sempati ise yüzde 34'ten yüzde 43'e çıkarak AB'ye desteği yakaladı".
***
Dünkü Vatan'ın manşet üstünde, bir baştan bir başa koskocaman bir fotoğraf; sarıklılar, çarşaflılar, takkeliler...
Başlık da şöyle:
"Camide linçle yine gündeme gelen Çarşamba'da dün öğle vakti"
Haber ise şöyle:
"İsmailağa Camii'ndeki cinayet ve linç olayı Batı basınının da dikkatini çekti. Başta Almanlar olmak üzere çeşitli TV ekipleri Fatih Çarşamba'ya gelip çekim yaptı. İsmailağa cemaatinin aileleriyle yaşadığı semtte erkekler sarık ve cüppe, kadınlar ise tesettür ya da kara çarşafla dolaşıyor. Tesettür kıyafetleri, sarık, şalvar, cüppe, takke satan dükkânlar çoğunlukta... Bu fotoğraf dün öğle saatlerinde Vatan muhabiri Burak Kara tarafından çekildi."
***
Bizim, siyasetçiler de dahil, Hazine'den geçinmeli kadrolar; ekonomik kökenli sosyolojik 2 olgu ve olayı bir türlü algılayamamışlar veya algılamak istememişlerdir:
1- Toplumlardaki sınıflaşma olgusuyla, sınıf değiştirme dürtüsünü...
2- Toplumlardaki yönetici kesimle, yönetilen yığınlar arasındaki etki-tepki çalkantılarını...
***
Ekonomik bir temelden yoksun bir "alafrangalaşma"ya; kentlerin, kasaba göçlerine teslim olmasıyla ortaya çıkan "alaturka" tepkiler...
***
Ve Ortadoğu'da köylü ağırlıklı, şeffaflıktan yoksun kendine özgü devlet modellerinde, "egemenlik saltanatı"nın statükosuna dört elle yapışmışlarla, egemenliği ele geçirmek isteyenlerin kanlı çorbası ve küreselleşme sürecinin; "Müslüman-Hıristiyan çatışması" gibi görünen, köylü-kentli çatışması"...
***
Türkiye'nin tüm bu çalkantıların dışında kalamayacağı da, ayan beyan her gün biraz daha ortaya çıkmakta...
Evrensel bir değişimin çarklarına uyum sağlanmadığında; çarkların dişlileri büyük bedeller ödetiyor, değişmek istemeyenlere...
1906 yılının gazetelerine kazara bir bakan olursa; ola ki daha yürekten hak verir yazmaya çalıştıklarımıza...
c.altan@prizma.net.tr
|
|