Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 09 Eylül 2006 / Cumartesi  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Otomobil    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Timoşenko'yu saçı da kurtaramadı


malphan@milliyet.com.tr

Eski Ukrayna Başbakanı Yulia Timoşenko 2002 yılından beri başını Ukraynalı kadınların geleneksel saç modelinden esinlenen taç gibi bir örgüyle süslüyor. Bu örgü öylesine büyük bir yankı uyandırdı ve spekülasyonu yapıldı ki, kimileri bunun Timoşenko'nun kendi saçı değil, postiş olduğunu iddia etti.
Bunun üzerine Timoşenko bir gün "Bakın, hepsi benim işte" der gibi saçını açtı. O günden beri ister yağmur yağsın, ister devrim olsun, örgü yerinden kımıldamadı, tek bir saç teli bile dışarı fırlamadı.
Timoşenko medyanın ilgisini çekmek için görünümünü nasıl kullanacağını biliyor. 2002'deki parlamento seçimlerinden önce tipini radikal denebilecek şekilde değiştirdi. Saçını sarıya boyatıp halkın arasına sadece tayyörle değil, jean'le de karışmaya başladı. Artık o bir işkadını değil, parlamentoda da sokaktaki adamla konuştuğu kadar iyi konuşabilen bir politikacıydı.
Timoşenko'nun imajının önemli bir kısmını oluşturan saç örgüsü Ukraynalı şair Lesya Ukrainka'nın (1871-1913) ve Hollanda köylüsünün saç modeline gönderme yapıyor ve Timoşenko bu saçla Ukraynalı köklerinin altını çiziyor. Bu saç modelinden dolayı Timoşenko'ya "Prenses Leia" ("Yıldız Savaşları" filminin kahramanı) diyenler de var. Ortak yönleri yok değil: Dikkat çekici giysiler, aynı saç modeli ve imparatorluğa karşı bitmeyen savaş.

"O bir yıldız"
Timoşenko'nun "image maker"ı Alex Kovshun, onun için "O bir yıldız ve bunu biliyor. Ama güzelliğini bir kamuflaj olarak kullanıyor" diyor. Ancak Timoşenko'nun birbirinden pahalı marka giysileri pek kamuflaj görevi göremiyor. Bunlar daha çok onu fark edilir kılan tasarımlar.
2002 seçimlerinden sonra kıyafetleri daha da dikkat çekici olmaya başladı. "Timoşenko ne dedi?"den çok, "Timoşenko ne giydi?" diye sorulur oldu. Timoşenko görevinin gerektirdiklerini değil, hoşlandığı türde kıyafetleri giymeye başladı. Takım elbiselerin içine yarı transparan bluzlar giydi, başkanlık seçimlerinde sırtına asi ruhun temsilcisi siyah deri ceketini çekti.
Pembe jean, çok yüksek topuklu ayakkabılar, balon kollu, dantellerle süslü elbiseler... Psikologlar bu hızlı tarz değişikliğini "herkes tarafından sevilme isteği" olarak yorumluyor. Ancak bu giyimle olacak bir iş değilmiş anlaşılan. Timoşenko bir süre önce Yuşçenko'yla ayrı düşmesi ve hakkında çıkan yolsuzluk iddialarından dolayı başbakanlık görevinden alındı. Kökenlerine vurgu yapan saçları bile onu bu kez kurtaramadı.

Birini çıkarıp diğerini giydi

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt 30 Ağustos'ta birkaç kere üniformasını değiştirdi. Zafer bayramı kutlamalarına katılan Büyükanıt aynı gün içinde kara kuvvetleri, hava kuvvetleri ve deniz kuvvetleri üniformasını giydi.
Aslında bu Büyükanıt'a has bir durum değil. Bugüne kadarki tüm genelkurmay başkanları yeri geldiğinde (tatbikat vs.) kendilerine bağlı olan kuvvetlerin üniformalarını giydiler. Türk ordusunda sadece genelkurmay başkanının bu üç kuvvetin üniformasını giyme yetkisi var. Genelkurmay başkanının bu kuvvetlerden birini ziyarete giderken o kuvvetin üniformasını giymesi askere moral verme amaçlı yapılan bir jest aslında. Genelkurmay başkanı bu yolla "Ben sizin de komutanınızım" mesajını veriyor.
Bu durum aslında biraz da bizdeki hiyerarşik yapıdan kaynaklanıyor. Türkiye'de kuvvet komutanları genelkurmay başkanına bağlı olduğu için böyle bir gelenek oluşmuş.
Avrupa ülkelerinde ise genelkurmay başkanı hükümete bağlı olan kuvvetler arasında sadece bir koordinatör olduğu için, bu tarz bir hiyerarşik yapılanma ve tüm kuvvetlerin üniformasını giyme durumu yok.

Pet şişenin trendi olacağı hiç aklınıza gelir miydi?

Daha önce sokakların yeni statü simgesinin ünlü markaların torbaları olduğundan söz etmiştim. Bir noktayı atlamışım. Markalı torbaların yanında, diğer bir sokak aksesuvarı da su. Bu gelenek yurtdışında sağlıklı yaşam furyasının hakim olduğu 1980'li yıllarda başladı. Kimisi sağlıklı olmak, kimisi de zayıflamak umuduyla susuz kalmıyordu. Artık bizim sokaklarda da "susuz" dolaşan pek yok. Kadınlar ağırlıkta.
15 metrede bir, el çantaya atılıyor, pet şişe çıkıyor ve su içiliyor. Eskiden pet şişeyle dolaşmak karizmayı bozardı, şimdi karizmayı pekiştiriyor.




CUMARTESİ
Kansere karşı pedal
En moda En yeni
Radikal kutlama
"Türk kadınları jean dünyasında yaşıyor"
"Sanal alem"deki urban cool siteler
Çalışan annelere emzirme önerileri
Leyla'ya kardeş geldi
MİNİKLERİN DÜNYASI
ne var, ne yok
Bach, İstanbul evlerinde





Melis Alphan
Ali Rıza Kardüz
Cemal Saydam
Tuba Akyol
İlhan Uçkan
Süha Umar

© 2006 Milliyet