|
 |
|
|
Sevgi ürkekleşince
Gökkuşağı / Reşat Kutucular
Ne kadar da zor aslında küçük bir meraktan başlayıp kocaman bir aşka varmak. İlahi bir rastlantıyı oya gibi işleyip saygıdeğer bir mutluluğa vardırmak. Emek emek, adım adım. Düşerek, kalkarak, acıyarak, acıtarak ama pes etmeden. Kalıcı olabilmek ne kadar da güzel. Besleyerek, beslenerek.
Aşka yatkınlığınız, ayıracak vaktiniz, şartlarınız uygun olacak tabi. Şansınız yaver gidecek ayrıca. Yaklaşacak, yaklaştıkça zorlanacaksınız. Düşeceksiniz, o düşecek, bazen kalkacak, bazen kaldıracaksınız. Uçacaksınız, uçuracaksınız. Duyguların tökezlediği dönemeçlerde akıllı olmayı becerebileceksiniz. Aklın duygusal dalgalanmaları kadar duyguların akılcı halleri de önemli aşkın büyümesinde.
* * *
Günlük yaşamın dar sokaklarında kaybolup giden ne kadar çok aşk ihtimali var kimbilir. Ya da henüz serpilme çağında tıkanıp kalan aşkcıklar... Aşk doğacaksa doğar, olacaksa olur, aşk yolunu bulur diye düşünüyorsanız da iyi şanslar size. Çağımız her şeyi basitleştirip çabuk tükettirme çağı unutmayın. Aşkı bile. Tuzaklar orada, mayınların arasında.
Kentler birbirine yabancıymış gibi duran kalabalıklar yaratıyor, birbirini seven insanlar değil. Kentlerin üzeri düş kırıklıklarıyla kaplı aslında. Ümitle oradan oraya koşan insanların iç acımalarının gürültüsü var dipten dipten gelen.
* * *
Aşk da kentlerden payını aldı mutlaka ama hala daha kente direnmenin sembolü aşk... Özel, temiz, güvenilir bir alan. O yüzden bugünün sonlanmış aşkları bile kutsal. Herşeye rağmen aşk olabildikleri, o noktaya varabildikleri için.
Sevgilerin bu kadar ürkek olduğu bir dünyada aşk o kadar kıymetli ki. Bu kadar anlamsızlığın ortasında pek çok anlamı yüklenmek durumunda aşk. Kaldırsa da kaldıramasa da. Aşkı yakalamak da, büyütmek de, yürütmek de büyük beceri bu devirde.
Hesapsız sevmek, kayıtsız şartsız bağlanmak zamanlarında değiliz. Bilakis sabahtan akşama hesap üzerine hesap yapmakta herkes. Çocukların hesabı kendilerine göre, yaşlılarınki öyle. İşadamı ayrı, siyasetçi başka hesaplarla meşgul. Soyut değerlerin masum kalması o kadar zor ki böyle bir aritmetik ortamında.
Hele hele bireyselliğin kutsallaşıp bencilliğe kaydığı bu devirde duygusal dünyaların en büyük şeytanı bu kendine dönüklük. Verirken temkinli, alırken istekli olmak gayet doğal. Sevilmeden sevmek, güvenilmeden güvenmek, takdir edilmeden takdir etmek riskli, hatta enayice. Bir hak ediş tabanında yürüyor sanki hayat. Aşkların da şartnameleri oluyor kendilerine göre. "Mantıklı aşk"lar çoğalıyor ister istemez. Aşk gibi aşklarsa direnmeye çalışıyor her şeye rağmen.
* * *
Sevginin en ince işlenmiş haliyse aşk ve aşk bu gezegenden hala kazınamadıysa gelecek için ümit var demektir. Sevgi egemen olmadıkça mutluluk geçici olacaktır bu dünyada. Çare yok, canlıları sevmekle başlayacak insanoğlu, en baştan.
Şimdiye kadar karşılıklı çıkarlar ve daha çok nefret üzerinden yürüyen ilişkilerle gelinen nokta bu. Mantıklı savaşlar, gerekçeli ölümler, kabul edilebilir düşmanlıklar! Master planlar, senaryolar, komplolar. Gencecik çocukları ölümlere göndermeler... Evet duyuyoruz ki medeniyetler çatışmasını engellemeye çalışıyorlarmış. Ne kadar iyiniyetli bir girişim, tü tü tü.
Böyle karmaşık konulara bizim aklımızın ermez ama şu meşhur medeniyetler medeniyet olsalar çatışırlar mıydı hiç? Ya da aşklar aşk gibi olsaydı bugün konuşanlar hala konuşuyor olur muydu acaba?
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|