|
 |
|
|
Ulusoy'un tercihi futbolun geleceği
Birileri kaşıdıkça Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy hiddetle kükrüyor;
"Seçimle geldim, seçimle giderim, aksi takdirde Türk futbolu kaosa girer."
Temmuz ayı sonlarıydı. Levent'teki konutunda gece yarısı yaptığımız röportajda da söz seçime gelince, benzer şeyler söylemişti başkan.
Ulusoy'a "seçimle gelip gitmek" konusunda sonuna kadar hak veriyorum.
Hangi koşullarda sandıktan çıktığını 20 Ocak günü tüm Türkiye gördü!
Eğer gidecekse, yöntemi yine aynı olmalı.
Bu ülkede haklarında açılmış onlarca dava varken, milletvekili zırhına bürünerek dokunulmazlık elde eden insanlar "seçilebildiğine" göre, Ulusoy'un bu söylemine karşı çıkmak komik olur sanırım.
Hele onun vekillerimiz gibi korunağı yokken!
Balık hafızalılar
Ulusoy bundan önceki dönemlerde mesaisinin önemli bölümünü federasyon için harcıyordu.
Üstelik o günlerde etrafında bugünkünden çok daha fazla ve zararlı "akıl hocası" vardı.
Zaten Ulusoy'u sıkıntıya sokan da onların yaptığı affedilmez hatalardı.
Son seçim sürecinde Ulusoy'un yeniden aday olmasını engelleyen yasa maddesinin hukuka ve insan haklarına aykırılığını savunsam da, hafızası biraz kuvvetli olanlar, 2004 yılında federasyon başkanı ve yandaşlarının "meşhur icraatlerini" kamuoyu gündemine getiren ve en ağır dille eleştiren belki de tek gazetecinin ben olduğumu anımsarlar.
(Bugün beni Ulusoy yandaşı olmakla suçlayan balık hafızalıların çok değil iki yıl önceki gazete arşivlerine göz atmalarını öneririm.)
Tablo iç açıcı değil
Futbol federasyonunun 7 aylık bir dönemi geride kaldı...
Tablo içaçıcı değil.
Ulusoy, babasının rahatsızlığı nedeniyle yaklaşık 4 aydır Almanya'da.
Yokluğunun yarattığı otorite boşluğu rahatsız edici boyutlarda.
Futbolun neredeyse tüm yükü, başkanvekili Kemal Kapulluoğlu'nun omuzlarında.
Kapulluoğlu'nun çalışma temposu ve yetkilerinden "hep ön plana çıkıyor" diye tedirgin olan "ağabeyler" var.
14 kişilik yönetim kurulunda taş çatlasa üç kişi fiilen futbolun sorunlarıyla uğraşıyor, diğerleri vitrini süslüyor.
Bazıları da açıklamalarıyla gereksiz yere gerginlik yaratıyor.
İcranın başı denilen Genel Sekreter "yurtdışı temsil faaliyetlerinden" gerçek işlevini yerine getirmeye fırsat bulamıyor.
Ulusoy ile Aziz Yıldırım arasındaki gerginlik, kamuoyunu isyan ettirecek düzeyde sürüyor.
Kulüp - federasyon ilişkileri "kaygan" zeminde bir o tarafa, bir bu yana gidip geliyor.
"Memnunum" diyen yok, şikayetçi çok.
Şike ve teşvik iddiaları sonuçlandırılmayı bekliyor.
Bugüne dek yapılanlar kamuoyunun beklentisine yanıt vermiyor.
Hakemler sezona berbat başlıyor.
MHK başkanı deneyimsizliğinin verdiği hatalar yapıyor.
Federasyonun en çok canını yakacak, belki de kaderini belirleyecek konu bu iken, acemilikler ardarda geliyor.
Kurumsallaşma adına atılmış tek bir adım yok ve faaliyetler Bıçakcı federasyonunun bıraktığı enkaz üzerinde devam ediyor.
Malta galibiyetine rağmen A milli takım tatsız, coşkusuz ve güven vermekten uzak görünüyor.
Akıllarda kalan en önemli icraat FIFA'nın 6 maçlık cezasının Şenes Erzik, Haluk Ulusoy ve Kemal Kapulluoğlu'nun kişisel çabalarıyla yarıya indirilmesi.
Hemen sayabileceğimiz dört hizmet ise Disiplin talimatında yapılan radikal değişiklikler, Engelliler federasyonlarıyla ortaklaşa yürütülen "Türkiye Futbol Oynuyor" projesi, Bağımsız Denetleme Kurumunun devreye sokulması ve Satranç federasyonu ile imzalanan protokol...
Bu arada, UEFA'ya bile ders verecek bilgi ve deneyime sahip profesyonel ekibi unutmayalım.
Onlar olmasa, işler çoktan arapsaçına dönerdi.
İç çekişme bitirir
Haluk Ulusoy federasyonunu seçim haricinde ancak iç çekişme ve kavgalar yıkabilir.
Ve bugünkü hassas denge her an bozulabilir.
Sistemi ayakta tutmaya çalışan temel taşlardan bir kaçının aradan çıkması, federasyonu düşünülenden çok daha erken bir vakitte genel kurula taşıyabilir.
Ulusoy, seçim döneminde çeşitli tavizler verilerek oluşturduğu yönetimine sahip çıkamaz, yitip gitmeye başlayan "kontrolü eline alamazsa" bu yetersizliği temsil ettiği kuruma ve Türk futboluna zarar verir.
Huzursuzluk içindeki hakem camiasına kararlılığını hissettirmezse, lastik ligin ilk yarısında patlar, araba yoldan çıkar.
Federasyon, öncelikle yıldızının barışmadığı tüm kulüplere barış elini uzatmalı, inandırıcı olmalı..
Kavga istemediğini, futbol dışı her türlü kirliliğin üzerine ciddiyetle gideceğini somut örneklerle göstermeli.
Eski alışkanlıkların tekrarlanmayacağına dair -zor da olsa- insanları ikna edebilmeli.
Aksi takdirde...
Ulusoy'un dediği gibi, "Seçimle gelen, seçimle gider."
Ama bir farkla...
Bu kez gidiş biletinin tarihini başkaları belirler!
Hepimize lazım
Satranç Federasyonu başkanı Ali Nihat Yazıcı ile sohbet ediyoruz.
"Bu spor yenilgiyi kabullenmeyi, ondan ders çıkarmayı ve bir sonrasında daha iyisini yapabilmek için çaba göstermeyi öğretir" diyor.
"Satranç oynayan insan, duygularını ve tepkilerini kontrol eder. Sporda her türlü sonucun olduğunu özümser, başarısızlığın nedenleri sağlıklı bir şekilde sorgular. Unutmayın dünyanın gelmiş geçmiş en önemli sporcusu Garry Kasparov bile 100 maçın ancak 60'ını kazanabilmiştir" diye devam ediyor.
Futbol Federasyonu ile imzalanan protokolün temel hedefinin genç futbolcuları satranç sporuna yönlendirerek bu meziyetleri kazandırmak olduğunu defalarca yazmıştık.
Ancak Yazıcı'nın anlattıklarından sonra satrançın sadece futbolcular için değil, kulüp başkanları, yöneticiler ve hatta teknik adamlar için de öğrenilmesi gereken bir spor olduğunu düşündüm.
Kazanmak için her yolu mübah gören, yenilmeyi hazmedemeyen, başarısızlığı içine sindiremeyen ve kontrol edemediği öfkesiyle milyonlarca taraftarı bir anda harekete geçiren yöneticileri "ıslah etmenin" en iyi yolunun satranç olduğuna karar verdim.
Bu arada...
İğneyi biraz da kendimize batırıp;
"Futbolumuzun, aralarında medyanın da yer aldığı tüm unsurlarının fair-play çizgisine gelebilmesinde satranç oynamanın büyük katkısı olur" iddiasında bulunsam...
Fazla abartmış sayılmam, değil mi?
cersen@milliyet.com.tr
|
|
|

|