|
 |
|
|
MÜZİK
"Yürüyen Kelimeler" için silgi
Ayrıntılarda gizlenen zenginliğine ortak olmak için "The Eraser"a bolca zaman ayırın. Thom Yorke'un bu ilk solo albümünü her dinleyişte yeni şeyler keşfedeceksiniz
MURAT BEŞER
Thom Yorke'un ilk solo albümü "The Eraser"ın kapağındaki çizimler, J. F. Borges'in Uruguaylı yazar Eduardo Galeano'nun "Yürüyen Kelimeler" adlı kitabı için yaptığı tahta baskılara ne kadar da benziyor. Birinin konuları Maya kültüründen, diğerininki günümüzden, modern toplumun felaketlerinden seçilmiş.
Bu arada "Thom Yorke'un solo albümü" lafına, topluluğun dağıldığını çağrıştırdığı için pek kıllanıyor Yorke. Radiohead ile ilgili komplo teorilerine mahal vermek istemiyor. Ama alınan son bilgilere göre Radiohead'in eski ruh haliyle yoluna devam etmesi zor görünüyormuş.
Yorke elektronik boruların içinden geçerek yaptığı yolculuk sonucu, tekin olmayan bir ses alemine varıyor. Ayak bastığı yarı gerçek yarı fantastik dünya kendini bir seferde ele vermiyor. O nedenle ayrıntılarda gizlenen zenginliğine ortak olmak için bu albüme bolca zaman ayırın. Her dinleyişte yeni şeyler keşfedeceksiniz.
Bu albüm mükemmel bir Radiohead soyutlaması. Yorke'un topluluğundaki arkadaşları ile anlaşamadığı noktanın da ta kendisi. "The Eraser", düşüncede "Amnesiac" ve "Kid A"in ruh ikizi ama uygulamada daha harbi ve kısa yolcu. Tamamı Yorke'un mahremiyetinin cesaretle paylaşılmasından ibaret. Güçlü şiirselliğinin kaynağı Yorke'un sıra dışılığında.
Sıra dışı müzisyen
Yorke sıradan bir rock müzisyeni değil. Huysuzluğunun ve asimetrik yüzünün altında, yapıcı düşünceler taşıyan birisi. Yorke ile konuşma fırsatı yakalamış az sayıdaki insan, onun son derece normal ve esprili biri olduğunu söylüyor; oysa "The Eraser"da tam bir uzaylı gibi görünüyor.
Yaşama sicimle bağlı gibi görünen adamın sesi, sanki öte dünyaya göçmüş de, oradaki havadisleri verir gibi duyuluyor. Bu ses inliyor, kıvranıyor, acı çekiyor, isyan ediyor, gürlüyor; son kertede dinleyiciyi en zayıf yerinden yakalıyor.
Müzikteki tüm elektronik dokunuşlarına rağmen Yorke'un sesi sentetiklikten uzak. Bu sese basit, minimal elektronik tınılar ve sade piyano melodileri eşlik ediyor.
Albüme adını veren açılış şarkısının tehditkar sözleri, sahibinin haklılığını ortaya koyuyor. Hazmı zor, yıkıcı şarkı "And It Rained All Night", lirik zekayı ritmik zevklere tahvil ediyor; dinleyicinin feleğini şaşırtıyor. "Harrowdown Hill" 2003 yılında intihar ettiği iddia edilen, Irak'ta kitlesel imha silahları aramakla görevli bulunan David Kelly'yi konu alıyor.
Kendinizi bu tuhaf dünyaya ne kadar teslim ederseniz, o kadar çok şey alıyorsunuz. Ya da tersi; o kadar çok şey veriyorsunuz. Tıpkı Yorke'un bizi ne kadar içine alırsa, o kadar uzaklara fırlattığı gibi. Şarkıların karanlık düşünce balonlarını doldurmak, elinize tutuşturulan ipuçlarını ilmiklemek size düşüyor sonuçta.
Orta sınıf mensubu olup yüzü işçi sınıfına bakan kesimin (Pink Floyd'da sıklıkla rastladığımız) tipik karamsarlığı, şarkıların iliklerine işlemiş. "The Eraser" ilk dinleyişte sanıldığı kadar tehlikeli bir albüm değil. Sadece kafalarımıza birer tane sıkıyor Yorke ama korkmayın elindeki kuru sıkı.
Atlantis Müzik Festivali
Memleket festival cenneti oldu. Şimdi sırada metal müzik festivali var. Kendi adını verdiği festivali, yıllardır müzikseverlere Kadıköy Akmar Pasajı'nda hizmet veren Atlantis Müzik gerçekleştiriyor.
14 Eylül Perşembe akşamı Yeni Melek Gösteri Merkezi'nde metal dünyasının üç devi sahne alacak: Ülkemize daha önce iki kez gelen, konserlerinde İbrahim Tatlıses'ten "Mutlu Ol Yeter"i ve Erkin Koray'dan "Estarabim"i söyleyen İsrailli Orphaned Land, "Avrupa'nın en iyi sahne gösterisinin sahibi" İsviçreli Samael ve üstün tekniğiyle Alman Necrophagist.
Onlara Türk metal topluluğu Sabhankra ön grup olacak.
Umuda yolculuk
Daldan dala atlayan konuları, kişisel yaklaşımlarıyla New York'lu marjinal folkçu Regina Spektor, anti-folk geçmişiyle modern anlayışlar arasında münasip bir yol bulmaya çalışıyor şimdi.
İkinci çalışması olan "Begin To Hope" albümünde karşılaştığımız şey, en çok ihtiyacımız olan şey; iyimserlik ve ciddiyet karışımı bir moral. Spektor'un duyguları köklerine uygun; o Rus asıllı biri.
Besteleri ilk albümü "Soviet Kitsch"e göre daha zengin. Piyano performansı da bir folkçuya göre oldukça yüksek. O kadar düşsel bir rahatlık içinde söylüyor ki şarkılarını, ilk şarkıdan itibaren içimiz ısınıyor. Her bir şarkısı bize bir başka ümit veriyor.
|
|
|

|