|
 |
|
|
Büyük takım
Futbolla ilgiliyseniz mutlaka öğrenmişsinizdir; ama bilmeyenler için tekrarlayayım... Çünkü tarihi bir olay.
Barcelona formasında artık göğüs reklamı var...
Ama ne reklam!..
Logo, UNICEF... Birleşmiş Millertler Çocuklara Yardım Fonu.
Katalan ekibin aldığı para "sıfır"...
Ayrıca 1,5 milyon Euro katkı yapacak Milenyum Projesi'ne.
UNICEF'in Milenyum Projesinde hedef ne:
1) Açlık ve yoksulluğu azaltmak
2) Evrensel eğitimi başarmak
3) Cinsiyet eşitliğini desteklemek
4) Beş yıl içinde çocuk ölüm oranını düşürmek
5) Yeni doğan çocuk ölümlerini azaltmak
6) AIDS, sıtma ve verem gibi hastalıklarla mücadele etmek
7) Çevresel felaketlerle mücadele etmek
8) Küresel ortaklığı geliştirerek fakir ülkelerin borçlarını düşürmek
Bizimkileri çok aşar bu amaçlar.
Barcelona'nın bu yaptığına, "Markanın değerini yüceltip, satıştaki ürünleri kapış kapış yaptıracak bir pazarlama dehası" mı dersiniz; "insanlığa asil bir armağan" mı sayarsınız, oturup ağlar mısınız bilemem...
Ama Barcelona, "temiz" göğsüne bir yazı yazıyorsa, ancak bu kadar güzel olabilirdi.
* * *
Futbol bu, Barcelona ile eşleşen takımlarımızın maçı kazanması mucize olmaz. Lakin şu zihniyete, asalete, duyarlılığa yaklaşmamız mucize.
Bizim büyük geçinen kulüplerimize, futbolun tozundan para kazanmaya çalışan yöneticilerimize örnek olsun.
Biz daha kendi içimizde birbirimizden nefret ederken, gerçekten büyük kulüpler "dünya sempatisine" yüzmilyonlarca Euro fiyat ödemekte.
Sahi, sevgili Turgay Demir'in "büyük" kulüplerimize "gelin bir turnuva yapın, Çanakkale şehitliğini onaralım" önerisi ne oldu biliyor musunuz?
Almanya'daki milli maçta sordum Demir'e. Bir tane bile yanıt almamış.
İşin artistliğindeki kulüplerimizin hissiyatı bu kadarmış.
Ulusoy seçimle gelmedi!
Federasyon Başkanımız Haluk Ulusoy, kasım ayında görevden alınacağı dedikodularını yanıtlamış ve "Seçimle geldim, seçimle giderim" demiş.
Evet sayın Ulusoy seçildi... Lakin seçimden evvel hukuksal bir engel geçildi.
Yüksek öğrenim maddesini ortadan kaldıran kararın hızlandırılmasında, "etkileri" olduğunu kendileri itiraf ettiler bazıları. "Dosyayı yukarı aldırdık" dediler alenen.
Yöneticiler geldikleri gibi giderlerse, sayın Ulusoy seçim değil yeni bir dosya beklemeli.
Lugano'nun niyeti
Lugano'nun kolu "taammüden" mi oradaydı, "tesadüfen" mi?..
Dünyanın en lüzumsuz tartışması değil mi?
Diyelim ki, benim de hissettiğim gibi; Lugano rakiple birlikte topa yükselirken kaçırdığını anlayıp pozisyona faul hissi vermeye çalıştı. Darmadağın olmuş gibi düşmeye çalıştı. Topu yönlendirip arkasındaki Tuncay'a pas vermek değildi niyeti...
Ne fark eder?
Yön değiştiren top Fenerbahçe'ye avantaj yarattı mı yaratmadı mı?
O zaman bu gol heybeden.
Yani olay Lugano'nun niyetini falan aşmış. Amacı ne olursa olsun, çok kritik dakikalarda Fenerbahçe'ye gol olarak yazılmış.
Bu da normal... Futbolda oluyor böyle vakalar. Herkese oluyor.
Evet herkese...
Öyleyse, rakibi elle gol atan kulüp yöneticisinin çıkıp ağır laflar etmesinin alemi ne?
Bugün ona, yarın sana.
Sen haybeden gol kazandığında, rakipten özür dileyebiliyor musun ondan haber ver. Geçtik cezayı; futbolcun uyanıklık yapmaya çalışmışsa uyarabiliyor musun? Kazaen olduysa ve görmeyen hakem yandıysa, onun arkasında durabiliyor musun?
Lugano'yu "Kola içme" diye uyarmak iş değil. Daum'un futbolculara koyduğu ve hâlâ yürürlükte olan "kola" içme yasağı için futbolcunun kulağını çeksen ne olur, çekmesen ne olur. Önemli olan "bizde gayri nizami gol atan gidip hakeme söyler kardeşim" diyebiliyor musun?
Büyük yönetici böyle olunuyor. Cazgırlıkla değil.
Eleştiri ve kalp
Eleştiri bizim işimiz!..
Ama kalbimiz, ilköğretime başlayan bir afacanın ebeveyni gibi atar her Avrupa Kupası maçında.
Hangisi oynuyorsa doğma büyüme taraftarı oluruz.
Yöneticiler dostumuz... Hocalar akrabalarımız...
Kalecisinden santrforuna topu ıskalayanı bile bağrımıza basarız.
Çünkü Türk olmayı, en büyük gurur ve şan sayarız.
Salı ve perşembe bu duygular içinde tribünde ve ekran başında olacağız.
Eleştiri bizim işimiz... Lakin kalbimiz...
Hepsine başarılar dileriz.
Milyonluk yabancılar II
Pazar günü oynanan Beşiktaş- Trabzonspor maçına yazdığım kritikte "yer" elverdiğince dokundum ama tam açamadım.
Nedir şu yabancı transferlerin hali?
Maşallah her takımımız "Cosmos"... Şöhretler, kariyerler, krallar, prensler hep bizde. Lakin toplama ile takım olunmuyor işte.
Bakın yabancı futbolculara...Yararlanma oranı dörtte bire düştü neredeyse.
Kimi yürüyor, kimi kaleciyle karşı karşıya topu kucağa atıyor, kiminin milimetrik pasları 45 derece sapıyor.
Yine de büyük bir sabır hakim gündemimize.
"Sen onları düzeldiklerinde gör"!..
İyi de, hangi Türk gencine o düzelme fırsatı tanınıyor ki?
Peki teknik direktörler?
Mesleğe yeni başlayan bir yorumcu bile bir çırpıda üç-beş hayati yanlışını sayıyor yabancı teknik direktörlerimizin. Kimi transferi yöneticiler yaptı diye futbolcuyu oynatmıyor, kimi yanlış takım kuruyor, kimi en basit hücum ve savunma kurallarını hiçe sayarak harakiri yapıyor sahada. Bırakın yeteneklerinin farkında olmayı, futbolcularını yolda görse tanımaz bazıları.
Oysa Ziya Doğan ortada.
Üç günde üç katı performans alıyor takımdan Türk hoca.
Birileri bizi kandırıyor demiştim maç yazımda.
Aceleye gelmiş, yanlış yazmışım.
Bizde bu saflık varken, kandıranın günahını almayalım.
eguven@milliyet.com.tr
|
|
|

|