|
Köyceğiz'de patlayan havai fişekler
Gündüzlerin uzunluğu ile gecelerinkinin denkleşmesine, işte yine 1 hafta kaldı. Sonra da gecelerin uzayıp, gündüzlerin kısalması başlayacak. Ne yerel, ne de dünyadaki siyasetçilerin; demeçler, nutuklar ve alacakları kararlarla değiştirebilecekleri bir Kozmos olayıdır, gündüzlerle gecelerden birinin kısalırken, ötekinin uzaması...
Doğmak ve ölmek gibi...
***
Bizim siyasetçilerimiz de, yandaşlarıyla birlikte -bazen sille tokada kadar giden çatışmalar da dahil- birbirlerini kötüleyip, kendilerini öve dursunlar; özellikle yaz aylarında İstanbul'a duyduğum aşk daha da katmerlendiğinden, çoktandır Köyceğiz'e gidememiştim.
O Köyceğiz ki, sade bakmasını değil, görmesini de bilinler için; Türkiye'nin gitgide içine daha da çok sürükleneceğe benzediği karmakarışık çalkantılar hengamesinden henüz bir hayli uzak, gizemli bir ressamın canlı peyzajlar sergisi...
***
Yaz aylarında İstanbul'a olan aşkımın katmerlenmesi, doğduğum dönem ve ortamlardan uzantılı köklerin, açmaktan vazgeçmeyen tomurcukları sonucu...
Her birey, yaşadığı yörelerin türküsünü, gönül orkestrasındaki sazların zenginliği, yahut yoksulluğuyla bağımlı olarak, kendine göre söyler...
O nedenle de İstanbul, her göze göre değişik bir İstanbul'dur...
***
Özellikle yaz aylarında Burgaz adasının bakımlı bahçelerinden görünen İstanbul'la, Rumeli Feneri'ne giderken Garipçe Koyu kıyılarından görünen İstanbul; Fenerbahçe Parkı'nın rıhtımlarındaki masalardan görünen İstanbul'la, Zeyrek Tepeleri'nden görünen İstanbul, o kadar değişik gülücüklerle dudaklarını uzatır ki insana...
Belgrad Ormanları'ndaki Bentler'i de ekleyebilirsiniz böylesi çözümsüz bir aşk düğümüne; Dragos'un bahçeli lokantalarını da, Kandilli İskelesi'ni de, Polonezköy'deki ceviz ağaçları arasında koşuşan sincapları da...
***
Eylül geldiğinde, gündüzlerin uzunluğu ile gecelerinki denkleşmeye yaklaştığında; Köyceğiz'in tadını da ıskalamak olur mu?
Olur mu ıskalamak Sandras Dağları yamaçlarındaki çam ormanlarından, usulca Akdeniz'in koynuna doğru bin bir doğal kanal içinden kayan masmavi Köyceğiz Gölü'nün, gönül orkestralarına hiç duyulmadık konçertolar çaldıran şuh uzanışını...
***
Köyceğiz'e geldiğimiz cumartesi akşamı; karşımızdaki ince upuzun gövdeleri ve salkım saçak yapraklarıyla okaliptüs korularının ötelerinden dans havaları yükseliyor ve göklerden rengârenk şemsiyeler çizmekte bir hayli aciz kalan havai fişekleri patlıyordu...
***
Derken, Alman dostumuz Max'ın, komşumuz sayılacak pisinli, özel personelli otelinden de havai fişekleri patlamaya başladı.
Sonradan öğrendik ki, Köyceğiz'e yerleşmiş bekâr bir İngiliz; Köyceğiz'de başarılı bir mesleği de olan bir hanımla evlenmiş, cömert bir düğün yapıyormuş; "onlar-biz" ayrımının bittiği bir düğün...
***
Ramazandan önce tüm Türkiye'de pıtıraklaşır düğünler; Köyceğiz'de de öyle...
Bir hafta önce de, komşumuz otelin Müdürü Mustafa evlenmişti; ne yazık ki, düğüne yetişemedik.
***
Köyceğiz; yerli dostları, Almanları, İngilizleri, Hollandalıları ve son zamanlarda görünmeye başlayan Japonlarıyla, medya haberlerinin dışında bir dünya...
Hele şöyle palmiyeler, muz ağaçları, zakkumlarla çevrili bir bahçenin ortasında, şezlonglara uzanmış birkaç Alman ailesine küçük bir selam göndererek yüzme havuzunda kulaç atmaya başladığında...
***
Kim bilir yine kimler ölüyor o sırada Afganistan'da, Irak'ta, Filistin'de, araba kazalarında...
Medya o haberler, yorumlar ve siyasetçi demeçleriyle dolu.
Bizim komşu otelin bahçesinde ise; Max'la, onun İtalya'dan özel getirttiği şaraptan içip, "köylü-kentli" ayrımının açtığı evrensel bir gerilimden söz etmek ayrı bir sayfa...
Kolay kolay ne yırtılıp atılabilecek, ne de çevrilebilecek bir sayfa...
***
Harika bir aşçı olan Kemal, masaları düzenleyen Erol, Erol'un paytak paytak koşturup duran 2.5 yaşındaki oğlunun havuza dalışı...
***
Varsın kimse, son 80 yılda bütçeden Adalet Bakanlığı'na ne kadar pay ayrıldığının yüzdesini bilmesin...
Ve varsın:
- Bir hukuk devleti olarak, diye başlayan nutuklar söylesin...
Köylü ağırlıklı toplumların, bitmeyen kanlı bir oyunudur siyasal egemenlik dalaşmaları...
***
Bir de çınarların, çamların arasından sularını köpürte köpürte akıp giden Yuvarlakçay'ın üstüne kurulmuş tahta köşklerde; güveçte alabalıkla, tandır yemek ve fakültelerde öğrenci olan genç garson dostlarla ahbaplık etmek var ki; ne Lübnan'ın geleceğine takılıyor insanın aklı, ne de yaklaşan Çankaya seçimleriyle, genel seçimlere...
***
Hele Yuvarlakçay'daki o muhteşem çınar... Kalın gövdesinin ilk dallara uzandıktan sonraki bölümünden, dimdik ince bir gövde daha indirip mıhlamış toprağa...
Köyceğiz'deki gizemli bir ressamın canlı peyzajlar sergisine, bir de gizemli bir heykeltıraşın, çınar ağacından özel bir heykeli daha eklenmiş böylece...
***
Gerçi buralarda da şiddet eylemcileriyle ilgili bazı söylentiler dolaşıyor...
Ama zıplayıp hoplayan beyaz birkaç oğlakla, otlayıp duran iri memeli simsiyah bir inek, hiç aldırmıyor bunlara...
Guguk guguk, diye durmadan öten guguk kuşları da öyle...
c.altan@prizma.net.tr
|
|