|
 |
|
|
Şortlu mühendislerle bilgi toplumuna
Çeşitleme / Selim Türsen
Günümüzde en güçlü sermaye akıl ve bilgi. Aklını sermaye yaparak, otomobil fabrikatörlerini, banka patronlarını geride bırakıp dünyanın en zengin insanı olan Microsoft'un sahibi Bill Gates bu değişimin en çarpıcı örneği. Artık enerjilerini tekstil gibi ucuz emeğe dayalı, tarım gibi katma değeri düşük sektörler için harcayanlar değil, eğitime yatırım yapıp bilgi toplumu olmayı başaran ülkeler birinci lige tırmanıyor.
İstanbul'da CEBİT Bilişim Fuarı'nda, İzmirli Gönen Bilgi Teknolojileri (GBT) firmasının standında Genel Müdür Turgay Gülay ile sohbet ederken "İşte Türkiye'ye sınıf atlatacak yatırımlar bunlar" diye düşündüm. Tam 3 yıl süren ve 3 milyon dolara mal olan çalışmalar sonucu Avrupa Birliği kapısındaki Türk KOBİ'lerinin rekabet gücünü artırıcı bir yazılım geliştirmiş GBT. Adı Kurumsal Kaynak Planlama sistemleri. Bir düğmeye basınca üretimden satışa, muhasebeden finans ve müşteri ilişkilerine kadar 8 noktadan bir firmanın gelişimi için bütün unsurlar birbirlerini tetikliyor. Tek bir ürünün satışı ya da alımının bile şirketin bilançosunu nasıl etkilediği anında ekranda görülüyor. Böylece zaman ve maliyetlerden büyük tasarruf sağlanıyor.
Büyük grupların yıllardır geçtiği bu sistemin gelecek üç yılda büyük önem kazanacağını söylüyor Turgay Gülay. Pazara yerleşmek için de emsallerine göre beş kat daha ucuz olan programlarıyla KOBİ'leri hedeflediklerini belirtiyor. Benzerleri 100 bin dolardan başlayan programın fiyatı yatırımın büyüklüğüne göre 15 ile 100 bin dolar civarında değişiyor.
Gelelim konunun İzmir için önemine. Urla'daki Teknoloji Enstitüsü'nün, San Fransisco'daki bilgi üretim merkezi Silicon Vadisi gibi bir bölge olma hedefi var. Turgay Gülay, bilgi üreten mühendis, matematikçi gibi elemanların rahat, şehir stresinden uzak, isterlerse şortlarıyla işe gidebilecekleri, konsantrasyonlarının bozulmayacağı ortamları sevdiklerini söylüyor. Büyük kentin olanaklarına çok yakın ve doğayla iç içe Urla bunun için seçilmiş. Bölgede akıllarını sermaye yapmak isteyenlere kapılarını açmış bir hayli de firma var. Ama sayıları henüz çok yetersiz.
CEBİT'te stand açan Almanya'nın Hannover kenti yöneticileri "Bize gelin ofis donanım bedava. İsterseniz 200 bin euro başlangıç sermayesi de verelim" diyorlarmış. Kimse boşuna gelişmiş ülke olmuyor. Onlar bilgi üretebilenler için cazibe merkezi olmaya çalışıyor. Ne zaman ki biz de kaynaklarımızı kaldırım taşlarını yenileme yerine, katma değeri yüksek işlere kaydırmayı başlayacağız, o zaman İzmir'in ve Türkiye'nin geleceğinin kurtulacağından kimsenin şüphesi olmasın.
Panayır zamanı
Fuara son bir veda yazısı yazmadan edemeyeceğim. Gittim, gördüm, hem sevdim hem üzüldüm. Önce sevdiklerim. Büyükşehir Belediyesi'nin pavyonundaki Fuar'ın 75 yıllık tarihini gösteren sergi gerçekten çok başarılıydı. Çok emek harcanmış, insanı adeta zaman tünelinden geçiren bir eser ortaya çıkarılmış. Fuar haberiyle, ikinci dünya savaşının başladığını o günkü gazete küpürlerinde görmek benim için çok heyecan vericiydi. Bir zamanların gazete reklamları, gazino programları gibi kolajlara bakmak da çok eğlendirici idi. Ben gidemedim ama Nostalji Gazinosu'nun da çok başarılı olduğunu çok kişiden dinledim.
Ama, fuarı işportacılar çarşısına çeviren düzensizlik ise hiç hoşuma gitmedi. Yan yana dizilmiş birbirinden özensiz stantlar, en merkezi yerleri işgal etmiş. Gürültü, patırtı, pislik gırla gidiyor. Dilerim EXPO'cular gelip fuarın bu halini görmemiştir. Yoksa 2015 yılında dünya fuarı olma umudumuz kırılıp giderdi.
Bence fuarın panayır görüntüsünden acilen kurtarılıp, modern dünya fuarları gibi hem eğlencenin, hem de kalitenin bir arada tutturulabileceği bir tasarıma ihtiyacı var. Hep panayır kalarak gelişemeyiz ki...
stursen@milliyet.com.tr
|
|
|

|