Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 14 Eylül 2006 / Perşembe  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Otomobil    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Lübnan'ın tarihteki serencamı

Küçük Lübnan, Ortadoğu tarihinin en şiddetli dini çekişmelerine sahne olmuş ama insanlar bir arada yaşamıştır. Tarih boyu Lübnan'ın siyasi birliği ve bağımsızlığı söz konusu değildi

Fax: (0312) 427 20 64

Benzeşen diller olmalarına rağmen İbranca ve Arapçada renk isimleri farklıdır; tek ortak kelime beyaz anlamındaki "leban"dır. Her iki camianın beyaz diye nitelediği ülke; Ortadoğu'da karlı dağlara sahip tek yer yani Lübnan'dır.
Lübnan'ın muhteşem ve dayanıklı sedir ağaçları Romalı şair Virgilius'un tabiriyle "dağlardan Akdeniz'e indiklerinde", bu koca dünyanın kıyıları birbirini tanıdı.
Lübnan'ın sedir ormanları gümrahtır. Meyvesi, sütü, balı bereketli ülkenin güzelliği iştah açıcıydı. Çok erkenden zenginleşip denizlere açılan bu ülkenin insanları tarih boyunca genelde hep müşterek bir dil konuşsalar da ayrı dinlere mensup olup zıt davranışları benimsemeyi sevmişlerdir.

Din bilgini kadınları da var
Yazı burada gelişmiştir; Biblos yazıya kaynak olan bir şehirdir. Adı üzerinde kitap kelimesi de oradan geliyor. Mazide Sami dinlerin ve tanrıların buluştuğu yerde Hıristiyanlıktan sonra Müslümanlık da beraber olmuştur. Ama bir müddet sonra Müslüman denince de Sünnisi ve Şiisi, Hıristiyan deyince de Katolik ve Ortodoksuyla adeta kilisedeki ayrılıkların tarihini yaşayan ve muhafaza eden küçük bir ülkeye dönüştü.
Ya Dürzilere ne demeli? Ortadoğu'nun en zekice nüktelerini üreten bu güzel ırkın kökenlerini kimse bilmiyor ama en azından kendilerini Arap saymadıkları açık.
Cemal Paşa'nın Birinci Harp'te Araplara dehşet veren yargılamaları yaptığı Divan-ı Harb, Âliye denen Dürzi şehrindeydi. Dürzilerin görünüşte hukuku ve diğer toplumla ilişkileri Sünni Müslümanlık gibidir. İç dünyası çok özgün olan bu renkli toplum Arapçayı çok iyi kullanır.
Bir ilginç yanları daha var; din bilginleri ve önderleri arasında kadınlara da rastlanır. Klasik Osmanlı devri dediğimiz 16-18'inci asırlarda Cebel'deki Dürzi emirleri adeta Lübnan'ı idare ederdi. Bunlardan Maanoğlu Fahreddin Bey 17'nci asırda çıkardığı isyanla Devlet-i Aliyye'yi bir hayli uğraştırmıştır.
Lübnan'ın yakın tarihi bu üç unsurun birbiriyle çatışmalarıyla doludur. Aslında uzak tarihi de öyledir. Çağdaş Lübnan'ın çok önemli bir unsuru olan Ermeniler buraya daha çok 19'uncu ve bilhassa 20'nci yüzyıl başında yerleşmiştir. İlginç olan, Lübnan'da Türkçenin halen üçüncü bir dil olarak yaşaması Ermeni cemaat sayesindedir. Lübnan halkı çok erkenden dış dünya ile ticaret, eğitim ilişkileri içine girdiği gibi ta Amerikalara kadar göç de vermiştir.
20'nci yüzyıl başında hukuk fakültesi
Bugünkü Lübnan tarihteki kıyı halkı olan Fenikelilerin yurdudur. Akdeniz'de ticareti kimse onlar kadar başarıyla örgütlememiştir. Milletlere gemiciliği, cam üretimini, kumaşın âlâsını öğretenler onlardır. Asıl önemlisi, bugünkü Yunan ve Latin alfabesinin kökeni kolay okunup yazılan Fenike alfabesidir.
Küçük Lübnan, Ortadoğu tarihinin en şiddetli dini çekişmelerine sahne olmuş ama insanlar bir arada yaşamıştır. Tarih boyu Lübnan'ın siyasi bakımdan bir birliği ve bağımsızlığı söz konusu değildi. Genelde büyük Suriye'nin bir parçasıydı. Lübnan'ın Lübnan haline dönüşmesi dört asırlık Osmanlı egemenliğinin ürünüdür.
Osmanlı'nın müspet katkıları vardır; kıyı şehirleri Şam beylerbeyliğine bağlanmış, Cebel bölgesi ise Dürzilerin özerk yönetimine terk edilmiştir. Beyrut'un geliştirilmesi, bir ticari merkez haline dönüşmesi 19'uncu yüzyıl Osmanlı yönetiminin başarısıdır. Hatta Cizvit rahiplerin ve Amerikan misyonerlerin yükseköğretim kurumlarına karşılık 20'nci yüzyıl başında Beyrut'ta bir hukuk fakültesi kurulması bunun bir örneğidir. Aynı nedenle Şam'da da bir tıp fakültesi kurulmuştur.

Bugünkü statünün temelleri atıldı
Osmanlı, Lübnan'ın özgünlük isteğine cevap vermiştir. Tanzimat reformları ise hem Dürziler ve Maruniler arasındaki çatışmanın yükselen taleplerine hem de milletlerarası müdahaleye karşı yeni bir Lübnan idaresi yani bir bakıma bugünkü Lübnan'ın statüsünün temellerini tespit etme yolunu tercih etmiştir.
Lübnan'ın Katolik Maruni cemaati, ülkenin zengin müteşebbis işadamları ve Batı'ya açık eğitimli aydınlarına sahipti. Onların sayesinde Beyrut, Arap matbaasının kitap ve gazeteciliğinin merkeziydi. Dürziler ise bulundukları mevzilere sahip, gözüpek savaşçılardı. Cebeli Lübnan onlardan sorulurdu.
Fransa Devlet-i Aliyye'ye ve herkese karşı Marunilerin tarafını tutunca, İngiltere de Dürzileri desteklemekte gecikmedi. İnsafsız bir silahlandırma kanlı çatışmaları hazırladı. Devlet çaresizdi, üstelik herkes "Kabahat sizin; uyuşukluğunuz ve kötü niyetiniz bu çatışmaların sebebidir" diyordu. Diğer büyük devletler, Rusya dahil, gemilerini gönderdiler. Devlet çareyi diplomaside gördü, bir de Ahmet Cevdet Paşa ve Fuat Paşa gibi becerikli adamların hazırladığı yeni Lübnan nizamnamesinde.
Haziran 1861'de yürürlüğe giren bu nizamname ile Beyrut ve yakın çevresi hariç, bütün Lübnan Cebel-i Lübnan diye özerk bir statüye bağlandı. Devlet ilk elde Ermeni-Katolik David Paşa'yı mutasarrıf tayin etti. Sancak merkezi Deyr'ül Kamer'de muhtelif milletlerin temsilcilerinden oluşan bir meclis ve bir jandarma kuvveti tesis edildi, mahkemeler muhtelif üyelerden oluştu. Bugünkü İsrail'in Hayfa'sı ve bugünkü Suriye'nin Şam'ını da içererek ayrı ve merkeze bağlı bir Beyrut vilayeti oluşturuldu.
Ortalık sütlimandı. Zaten Lübnanlıların Lübnanlı olarak bir araya gelip devlet kurmaları falan düşünülemezdi. Birinci Cihan Savaşı'nın kıtlığı Beyrut vilayetini devlete düşman etti. İttihatçı hükümetin zihniyeti ve Cemal Paşa'nın şiddeti de Lübnanlıları bir araya getirdi. Savaştan sonra manda yönetiminin başına geçen Fransa, Lübnan'ı kolayca teşkilatlandırdı. Aslında Suriye ile Lübnan'ın birliği de bir ruh beraberliğinden uzaktır.

Bakalım askerlerimiz ne yapacak?
Nitekim kanlı, uzun iç savaştan sonra Suriye işgalinin Lübnan'da hoş anılar bıraktığı söylenemez. Zengin ve rahat Lübnan, Filistinli mültecilerin başından beri nefretini kazandı. Filistinlilere ve güneydeki fakir Şiilere karşı 1978'den itibaren İsrail ile birleşmekte tereddüt etmeyen Hıristiyan Falanjlar, bugün İsrail'in eski mütteffiki de kayırmayan saldırıları karşısında uzun tarihlerinin yepyeni bir safhasına giriyorlar.
Bakalım giden askerlerimiz iki asırdır süren iç savaşa ve 30 yıllık yabancı saldırısına rağmen yerli halkın yaralarını nasıl sarabilecekler?


PAZAR
"Boşanacakken benim kitaplarımı okuyup bir araya gelen çiftler oluyor"
Ya terörist oldu ya da peygamber
Daha ödeyecek çok faturası var
Stalin'den Karpiç'e Türkiye'ye güvenenler
İki "Miami Vice"
Yurtdışında dil eğitimi fırsatı
"Yürüyen Kelimeler" için silgi
Bura-ötesi Küba
Bir überseksüelin isyanı
Astroloji farkındalığı
Dana pirzolası takdire şayan
Lübnan'ın tarihteki serencamı
Sadece operasyon yetmez
Sübyancılık
Bozulmadan gelişmiş
"Anahtar paspasın altında"





Ahmet Turhan Altıner
Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Vedat Mılor
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Fatih Türkmenoğlu
Yalvaç Ural

© 2006 Milliyet