|
 |
|
|
Gerets'e ne oldu?
Gerets'in yeni sezonda "saçmaladığında" hemfikir miyiz?
Öyle görünüyor.
Peki, bir yıl önce elindeki imkanları sonuna kadar kullanan, adeta takımı arkadan iten, yoktan var eden bir teknik direktörün dengesi, ne oldu da bozuldu?
"Bozdular" mı yoksa?
Öyle sanılıyor!..
En azından benim tarafımdan.
Aslında birbirimize pek itiraf etmesek de bu tezgah sıkça uygulanır Türkiye'de.
Yetki tartışmaları
Bir hoca, üstelik Gerets gibi kısıtlı olanaklarla takımı şampiyon yaparsa, "kahraman" arayan insanlarımızın aşırı teveccühüne mashar olma ihtimali doğar.
Futbolcular idol, teknik direktör kahraman...
Yöneticiler ne olacak o zaman?
Oturup düşünür bu elit kadro:
"Yahu adam benim memurum... Futbolcular benim işçim... Parayı ben buldum. Bunları ben aldım. Onlar kahraman, ben köşede kaldım"!
İşte şimdi yandın bay teknik direktör...
Önce ufak tefek tatsızlıklar, yetki tartışmaları başlar.
Sonra ondan habersiz transfer edilen futbolcular...
Takım makine değil ya; kötü oynayacak elbet. O zaman da bir iki demeç...
"Çok kötüyüz"...
Mesaj yerine ulaşmıştır...Hoca'nın gazı alınmıştır!
İlk önce takımdaki yıldızlar huysuzlanır.
Saçmalatana bakın
Tavırlar, jestler...
Gerisini kendi halleder teknik direktör. Yanlış adamı oynatır, otoritesini hissettirmek için habersiz alınan adamı takıma koymaz, dikkati kendine çekebilmek amacıyla büyük risklere girer.
Çok saçmalarsa değiştiriverirler.
Az saçmalarsa kaymaklı ekmek kadayıfı; en büyük yöneticiler!..
Gerets'in yeni sezonda saçmaladığında hemfikiriz ya...
O normal...
Neden diyorsanız?
Saçmalayana değil, saçmalatana bakın.
Nerede yaşıyor ve yaşatılıyorsa!
Bildiğiniz tüm fıkralardaki insan sayısını toplayın... İşte ondan daha kalabalık bir fıkra Galatasaray- Bordeaux maçı...
Komik ve acı...
Mesai saati sonunda yola çıkanlar, kamyon altında kalmazlarsa karşılaşmanın ancak ikinci devresine yetişiyorlar. Keçi boynuzu gibi futbolu izleyip bir gol bile göremeden sabahın ilk ışıklarıyla evlerinde oluyorlar.
Giderken metropol trafiği var, dönüşte protokol...
Üstelik bu hengame ilk kez yaşanmıyor. Denenmiş, biliniyor.
UEFA teşhisi koydu
Yetkililere göre bilmemkaç numaralı yol kullanılmadığı için trafik tıkanıyor.
Belediye başkanı, "Merak etmeyin 42 ay sonra metro hizmetinizde" diyor.
Galatasaray başkanı "üzgünüz" açıklaması yapıyor.
UEFA eloğlu; teşhisi koyuyor:
"Bu koşullarda bu stadda maç oynanmaz"
İnsan gülerken acı çekiyor.
Bu fıkra biri tarafından uydurulmuş olsa zeka düzeyi hakkında ciddi şüpheler oluşur inanın.
Yaşayanlara mı üzülelim, yaşatanlara mı kızalım, halimize mi gülelim?
Herkese günaydın; her nerede yaşıyor ve yaşatılıyorsa!!!
Aşağılık duygusu
Çok fena takıldım yabancı futbolculara... Bu üçüncü yazı ama devamı gelecek galiba.
Fenerbahçe'de Ümit Özat'a reva görülenlere bakın, De Souza'ya, Edu'ya gösterilen toleransa bakın. Selçuk'u ıslıklayanlar bana email yazıyorlar; "yabancılarımıza zaman tanıyın" diye.
Beşiktaş'ta ha keza... Delgado, Ricardinho gibi yıldızlar, resmen maç kaybettiriyorlar... Çıt çıkmıyor.
Trabzonspor'un Marcelinho'su fren koyuyor takıma.
Gelelim Galatasaray'a...
Carrusca daha onbire giremeden teknik direktörün başını yiyecek.
Yarım ön libero İnamoto'nun pasları insanı kanser edecek.
Lakin sesimiz çıkmıyor.
Avrupa gezisinden aldığı tişortu, renk atıp esnese de verdiği Euro'lar yüzünden veya aşağılık kompleksi nedeniyle sırtından çıkarmayan görgüsüzler gibiyiz.
"Yerli futbolcular çok daha iyidir" gibi kör milliyetçilikler içinde değilim ama para-fayda denklemlerinin gözden geçirilmesi gerektiğinden eminim.
Kurtar-Çalımbay kavgası
Dedikodu bu ya; Tigana gidecek Daum gelecekmiş Beşiktaş'a...
Galatasaray'dan da Gerets'i yollarlarsa hayırlısıyla; doğruca Lucescu'nun peşine...
Fenerbahçe'nin eski defterleri kabarık... Seç seç yabancı al.
Kuş mu konduruyorlar ki, bizim Türk hocalar İstanbul'a giremiyorlar.
Ben tam böyle düşünürken, Rize'de koptu kıyamet:
Kavganın tarafları, Güvenç Kurtar-Rıza Çalımbay...
Kurtar'a göre Çalımbay "kuyusunu kazmış".
Çalımbay, yanıt vermeye bile gerek duymazmış.
Neyi paylaşamıyorlar?
Ya da neyi paylaşırken çıtayı kuyulara düşürüyorlar?
Biraz vakur olun beyler. Biraz mağrur... Sizin mesleğin sırrı "karizma"da yatar.
İbrahim, Melih ve Ahmet
Ankaraspor'un yabancı futbolcuları Tita, Jaba ve Wederson Türk vatandaşı olmak için başvuruda bulunmuş...
İşlemler tamamlanıp nüfus kağıtları hazırlandığında Wederson'un isim hanesine Melih Gökçek'in ilk ismi "İbrahim", Jaba'nınkine "Melih", Tita'nınkine de Melik Gökçek'in oğlunun adı "Ahmet" yazılacakmış.
Olay "çığrından çıkmış"...
Yanlış anlamayın, ülkemizde top koşturan cümle ikinci sınıf futbolcunun vatandaş olması beklenen bir gelişmeydi. Her aralık kapıdan sıyrılmaya çalışmak, delinen kurallar arkasında kuyruk olmak, çeyrek yüzyıldır köşe dönmeciliğe koşullandırılan insanlarımız açısından doğaldı.
Onlar önemli değil; vergi zamanı gelsin çoğu yırtar Türk pasaportunu.
Benim kastettiğim, ülkeyi, kentleri, insanları yönetenlerin kural tanımazlığı.
Para nereden aktı?
Düşünün, belediyelerin profesyonel futbola katkı yapması yasaklandı.
Peki Ankaraspor'un parası nereden aktı?
Yetmezmiş gibi, kör kör gözün parmağıma, yabancılara isim babası Sayın Melik Gökçek. Ankara Belediye Başkanı...
Milyonlarca dolara takım kuran o... Federasyon seçimlerini yönlendiren o... Futbola finansör olması bile yasakken, futbolda güç odağı olmaya çalışan ve futboldan siyasi rant arayan o.
Kanunlarla, kurallarla alay etmek, "işbitirici" politikacı olmanın kuralıysa "çığrından çıkmıştır" olay.
Atatürk'ün yanına eşinin ve kendisinin heykelini diktirenler bile var.
Ve aynı politikacılar, koskoca şehirleri yönetmekle kalmıyorlar, ülkeyi yönetmeye bile talip olabiliyorlar. Allah sonumuzu hayreylesin.
eguven@milliyet.com.tr
|
|
|

|