|
Vazgeçilmiş bir kertenkele yuvası
Galatasaray-Bordeaux maçı, bizim Cimbom'un golsüz futbol oynama yeteneğinin güzel bir gösterisiydi; dileriz bu yetenek, topsuz futbol oynamaya kadar genişlemez.
Bordeaux kalesine onca akın ve zaman zaman kalenin 2 adımlık önünde yakalanan toplar, fos vuruşlarla; onca parlak nutka rağmen bir türlü Meclis'e giremeyen bahtsız siyasetçi karikatürlerine döndü.
Maçın bitimine 5 dakika kala:
- Hadi bırak yahu, diye; Solmaz'la evden çıkarak, Köyceğiz Gölü kıyısına kadar yürüyüp dönmeyi yeğledik.
***
Maçı anlatan arkadaşların da sık sık hatırlattığı ve dünkü gazetelerin de ortak bir yakınma üslubuyla belirttiği gibi; Galatasaraylı taraftarlar, Olimpiyat Stadı'na giderken de, gelirken de çok büyük eziyetler çekmişler. Çoğu gelirken maçın ilk yarısına yetişememiş ve giderken de ancak sabaha karşı varabilmiş evine...
Şimdiye dek her siyasetçinin tekrarlamaktan hoşlandığı "büyük devlet" olma özelliğimizin, güzel bir kanıtıdır gerek İstanbul trafiğinde çekilen çile, gerek arabayla giderken yol çalışmaları sırasında açılmış çukurlara arabayla düşüp ölmek...
Bir devletin büyüklüğü, sade nüfusunun sayısı ve topraklarının yüz ölçümüyle değil; içinde yaşayanların, çektikleri çilelere, sıkıntılara ve belalara dayanıklılığıyla da ölçülür.
Çok, ama çok iyi dayandığımız için elbet de övünmek hakkımızdır, ne mutlu bize.
***
Yine de enseyi karartmaya gerek yok. Doğanlar doğacak, sürünenler sürünecek, ölenler ölecek; görünmeyen bir çarkın, canavar dişleri arasıda ezilip gitmemeyi becerebilenler de, 21. yüzyılın tadını çıkaracak...
***
Köyceğiz'de güzel örnekleri var; bulaşıcı Ortadoğu keşmekeşinin, kimlere dokunamayacağının...
Kendi mesleğinin erbabı olduğu için; siyasetten de, Hazine'den de medet ummadan yaşayanlardır onlar. Felaket haberlerine pek kulak asmasalar, nutuk ve demeçleri pek dinlemeseler, camilere pek gitmeseler de...
***
Ankara'nın büyükleri, Çankaya'nın merdivenine kimin tırmanacağı fallarıyla uğraşa dursunlar; biz de Köyceğiz'de, bir türlü çözemediğimiz bir bulmacayla karşılaştık.
Biz yokken, alt kat pencerelerinin kapalı duran tahta kapaklarından birinin iç tarafında; pervaza yapışmış, portakal büyüklüğünde, sert mi sert betonlaşmış garip bir yuva bulduk; en küçük bir deliği bile bulunmayan, yusyuvarlak kapalı toprak bir yuva...
***
Ne kırlangıç, ne de serçe yuvası olabilirdi o yusyuvarlak betonlaşmış toprak yuva. Kapalı duran tahta kapaklardan içeri, en küçük bir kuşun bile girme olanağı yoktu.
Tahta pancur kapaklarıyla, pencere pervazı arasındaki 1-2 milimetrelik ince aralıklardan geçebilecek türden, hangi canlı yapmıştı ki o yusyuvarlak sert toprak yuvayı?
Yanıtını bulamadık.
***
Yeryüzü, New York'taki uluslararası ikiz ticaret kulelerine, gerçekte kimin sabotaj düzenlenmiş olduğunu bile bulamaz ve çeşitli komplo senaryolarını tartışırken; çok mu önemliydi bizim, pencere pervazına hangi küçük canlının o betonlaşmış yuvayı yaptığını bulmamız?
***
Neyse ki imdadımıza, Sandras Dağları'nın eteklerindeki küçük köylerde yaşayan Yörükler âleminin gayretli insanı Feriştah yetişti.
Kendisine zor bela kırdığımız betonlaşmış yusyuvarlak yuvayla, içinden çıkan vitamin pilüllerine benzer 2 uzunca yumurtadan söz ettik.
Feriştah:
- Kertenkele yumurtası olmalı onlar, dedi.
Yılan gibi, kertenkele gibi yatay ve uzun gövdeli canlıların yumurtaları da, pilül biçiminde uzunca olurmuş.
Hatta tavukların yumurtaları da; daha uzunca olanlar, daha yuvarlak olanlar diye 2'ye ayrılırmış. Kuluçkaların üstüne yattıkları uzunca yumurtalardan horoz, daha yuvarlak olanlardan tavuk çıkarmış.
***
Yörüklerin, salt doğayla haşır neşir olarak geçirdikleri yüzlerce yılın birikimleri gerçekten şaşırtıcı. Hangi tür otların kaynatıldığında, hangi hastalıklara iyi geldiğini de en iyi onlar biliyor; akreplerin can düşmanının kertenkeleler, sıçanların can düşmanının kör yılanlar olduğunu da...
***
Her ne kadar yeryüzünün 5 kara kıtası, 200 devlete bölünmüşse de; insanlık aslında sadece 2'ye bölünmüş durumda, "yoksul olanlar" ve "yoksul olmayanlar"... Her 2 bölümün de kendine göre kademeleri var...
Bir başka açıdan bakıldığında da, "köylü ağırlıklı kesim", "kentli ağırlıklı kesim" diye yine 2'ye ayrılmakta 6 milyarlık insan yığınları.
500 yıldan bu yana okyanusları kullanmış olanlar, "kentli ağırlıklı kesimi" oluşturuyor; kullanmamış olanlar da, "köylü ağırlıklı kesimi".
***
Maalesef 55 devletten oluşan İslam dünyası, okyanusları kullanma çabalarına düşmediği için, köylü ağırlıklı olarak kalmış. Saltanat sürebilmenin tek yolu da, oralarda lider olmak.
Ve 21. yüzyılın, artık tahammülü yok köylülükle yoksulluğun ve onların tepelerindeki lider saltanatlarının sürüp gitmesine...
Böyle bir zıtlaşmanın dalgaları ve serpintileri Türkiye'de de hissedilmekte...
***
Küçük bir kertenkelenin, ince aralıklardan girip, bizim pencerenin içinde yaptığı yuvaya bıraktığı yumurtalar, neden canlanamamış biliyor musunuz?
Çünkü kertenkele, çevredeki inşaatın döküntü çimentolarından da, yararlanarak yapmış yuvasını ve yuva betonlaşıp, içi havasız kalmış.
Tıpkı, yapay bir burjuvazi görüntüsüyle, çağdaşlık imajları çizmeye çalışırken; toplumun köylü ağırlıklı profilinin, kentlerde tarikatlara vidalanmayı yeğlemesi gibi...
***
Yapılan hatalar, ne kertenkele yuvasını affediyor, ne de imajlardan ibaret çağdaşlığı...
c.altan@prizma.net.tr
|
|