|
Gelmiş geçmiş Başbakan demeçlerinin matrak bir CD'si yapılsa
Son hızla kör bir hatta girmiş bir tren katarına, yol kıyısından istediğiniz kadar bağırın:
- Hemen durun, raydan çıkıp devrileceksiniz yoksa, diye...
Ne makinist duyar sesini, ne de yolcular...
Üstelik, treni kör hatta sokmuş makas bekçilerinden biri gelip, ağzınızı kapatmaya çalışır:
- Ortalığı velveleye verip, hainlik etme, diye...
* * *
Eskilerin bir sözü vardı:
- Eğri oturalım doğru konuşalım, diye...
"Doğru konuşmanın" ne olup, ne olmadığını ise; zamanın imbiği çıkarır ortaya. Bundan 150 yıl önce, "tek değişmeyen şey, değişimdir" diye yapılmış bir saptamanın; uzun yıllar içinden süzüle süzüle doğrulanmışlığında olduğu gibi...
* * *
Eğri oturalım, doğru konuşalım...
Sıkı mı?
Ünlü bir atasözünü de unutmamak gerekir:
- Doğru söyleyeni, 9 köyden kovmuşlar.
* * *
Neden köylü ağırlıklı Şark ülkelerinin, debdebeye meraklı siyasal egemenleri; zaman içinde büsbütün netleşecek bir "doğru"dan hoşlanmazlar ve "doğru"yu, ihanetle suçlayarak cezalandırırlar ki?
Çünkü efendim, yığınları yalanlarla afsunlayarak yönetmek ve tepelerine kurulup saltanatlı bir hayat sürmek çok daha kolaydır. O sırada tren katarı, kör bir hatta girse bile...
* * *
21. yüzyılın özelliği, eski tür üretim biçimlerine ve hamasete lehimlenmiş demode kalıplardan arınma dönemini başlatması...
Artık her sabah saat 9'da işe gidip, akşam saat 5'te dönmenin taşlaşmış beylik çerçevesi dahi aşılmakta...
Hatta, hatta efendim "iş arayıp durma zavallılığı" dahi can çekişmekte...
* * *
Evet ama, insanlar geçimlerini nasıl sağlayacaklar?
Buzlanmış beyinlerle kalıplaşmış koşullanmaların dışında kalmış "doğruları", insanlığın ortak gündemine, eğlene eğlene sokarak.
* * *
Örneğin 200 siyasal devlete bölünmüş 5 kara kıtasındaki itfaiye örgütlenmesinin; donanım, personel ve bütçesiyle dökümünü gösteren bir dünya haritasını; telif hakkını ihmal etmeden, dünya TV'lerine, dünya üniversitelerine, dünya belediyelerine sunarak.
İş arayıp durmaktan da; sabah saat 9'da işe gidip, akşam 5'te dönmekten de; çok daha eğlenceli ve verimli bir uğraş işte...
Elbet bir gün, birileri yapacak böyle bir dünya haritasını. Çünkü henüz ABD de, AB de, Japonya da dahil; böyle bir harita yok hiçbir yerde.
* * *
Türkiye ise, safsataların dışında bırakılmış ve kimsecikler tarafından kurcalanması akledilmemiş bakir bir "doğrular" cenneti...
Örneğin Gazi'nin unutulmaz pozlardaki fotoğraflarını, hangi fotoğrafçıların çekmiş olduğu hiç kurcalanmamıştır. O fotoğrafçıların biyografileri de, hiç kurcalanmadığı gibi...
Oysa ne kadar değişik ve çarpıcı bir konu.
* * *
Biz güncelle daha kancalı ve gerçekten de eğlenceli bir konuyu, uğraşalım fiskelemeye...
Bakalım "doğrular"dan hoşlanmayan siyasal büyüklerimizin kendileri, ne kadar "doğru" söylediler yönettikleri yığınlara?
Son yüzyıldaki gelmiş geçmiş Başbakanlar'ın demeçleri taransa ve bunlardan matrak alıntılarla bir CD yapılsa...
Böyle bir CD, ilgi görür mü, görmez mi?
* * *
Ses kaydının bulunmadığı dönemlerdeki demeçlerden, matraklaşmış iddia ve öngörüler; yetenekli bir sahne sanatçısına okutulabilir pekala.
Ses kaydı bulunan demeçlerden ise, alıntılar yapılır sadece.
İnsanın, kahkahadan kasıklarını tuta tuta yapacağı bir çalışma değil mi bu?
* * *
Daha da eğlencelisi, bugün iyice komikleşmiş siyasal sözleri; söylendiği dönemlerde kimlerin öve öve göklere çıkardığı...
Üstelik 1945'te, Washington'un baskısıyla çok partili döneme geçilmesinden sonra söylenmiş nutuklarla, verilmiş demeçler; Türkiye'nin nasıl olup da, tarikatçılığa dayalı "alaturka" profilinin gitgide daha keskinleştiğini; ayrıca şiddet eylemlerinin kanlı depremlere doğru da nasıl kaydığını başlar daha iyi netleştirmeye.
Fena mı olur böyle bir araştırmayla inceleme?
* * *
CD'ler piyasaya çıkıp kapışıldıktan ve TV kanallarında da bol bol kullanılmaya başladıktan sonra; genç meslektaşlar, bugünkü büyüklerimizin makam kapılarını çala çala başlarlar sormaya:
- Efendim siz ne düşünüyorsunuz, İsmet Paşa'nın Cumhurbaşkanı olmasıyla Başbakanlığa atadığı Dr. Refik Saydam'ın, ilk demecinde, "Her işimiz A'dan Z'ye bozuktur" demesi hakkında?
* * *
Bugünkü büyüklerimizin de, CD'de yeniden canlanmış olan eski demeçler hakkındaki görüşleri; o günlerden bu yana bir hayli kalkınmış olan Türkiye'de, "gelişmişlik" düzeyinin de, -aynı oranda- serpilip serpilmediğini tartıya vurur.
* * *
Ezik yığınlar, bayılırlar kaba kuvvetle övünüp, ona buna posta konmasına...
O yüzden de siyasal demeçlerde "140 bin şehit daha verir, Atina'yı da alırız", yahut "kodum mu oturturum" türünden "gözdağı verme" babalanmaları bir hayli vitaminlidir.
* * *
Bireylerin "yaşam kalitesi" açısından, Atina'nın 60 basamak altında kalmış olmak ise görmezlikten gelinir ve al bayraklı tabutlarla "yaşam kalitesi"ndeki düşüklüğün nedenleri arasında, herhangi bir ilişkinin bulunup bulunmadığı da asla araştırılmaz.
* * *
Gelmiş geçmiş Başbakan demeçlerinin matrak bir CD'si yapılsa, çok daha iyi anlardık, tren katarlarının kör hatlara nasıl girdiğini ve kabakların kimlerin başında, nasıl patladığını...
c.altan@prizma.net.tr
|
|