|
 |
|
|
Lütfen bu mektupları sonuna kadar okuyun!
İnsanın yüreğini cız eden mektuplar hep gelir. Ama şu ikisi, onların da ötesinde. Lütfen sonuna kadar okuyun ve gençlerimizin, hem de en iyilerinin hangi noktaya geldiğini görün. "Biz 4'ü üniversite öğrencisi 6 kız kardeşiz. Babamızı 8 yıl önce kaybettik. Annemiz de 2 defa ağır kalp ameliyatı geçirdi (çalışabilecek durumda değil).
2002'de benim Ankara Üniversitesi'ni kazanmam ve annemin sağlık durumu bizim Diyarbakır'dan Ankara'ya taşınmamıza sebep oldu. Altı çocuk ve bir anne, hiçbir maddi ve manevi destek almadan bugünlere geldik. Yardım etmek isteyenler oldu ama, gençlik gururundan olsa gerek, kabul etmedik. Aslında tam olarak o da değil. Kendi ayaklarımızın üzerinde durmaya çalışıyor ve bunu da başarıyorduk. Kimseye ihtiyaç duymadan geldik bu günlere. Ama bugünlerden sonrası artık muğlak.
Ben Ankara Üniversitesi'nde, Antropoloji son sınıf öğrencisiyim. Bir küçük kardeşim bizi okutabilmek için hayallerine ara vererek ya da veda ederek çalışıyor.
Onun bir küçüğü Süleyman Demirel Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde Resim bölümü 2. sınıf öğrencisi. Diğeri Erciyes Üniversitesi Mimarlık'ta. Bu kardeşim maddi imkânlarımız olmadığı için geçen yıl kazandığı bu bölümü dondurup bir yıl boyunca çalışmak zorunda kaldı. Ve artık bu yıl işi bırakıp öğrencilik hayatına başlayacak. Onun küçüğü bu yıl 100. Yıl Üniversitesi Bitlis Sağlık Yüksekokulu Hemşirelik bölümünü kazandı.
Bu kez bu kardeşim bu yıl okulunu dondurup eve maddi desteği sağlayacaktı ama olmadı. Bu sabah okulundan aradılar. Destek çıkarız dediler. Kabul ettik. En küçük kardeşim, bu yıl liseyi bitirdi. Üniversiteye hazırlanacak.
Şimdi benden ne istiyorsun diyeceksiniz: Abbas Bey, annem 2 defa ölümden döndü. Yaşadığımız stresler yeterince yoruyor kalbini. Ve bu sorunlar onu çok üzüyor. Bir üçüncüsünü yaşamak istemiyoruz. Artık bu çocuklar nasıl okuyacak derdi kalmasın istiyorum. O bizim HER ŞEYİMİZ.
Artık gücümüz tükendi. Bu şekilde giderse biri(leri)miz daha okul hayatına veda edecek. Ve bu hem beni hem annemi kahreder. Eğer maddi destek sağlanmazsa bu sonuç kaçınılmaz olacak.
Diğer iki kardeşim öğrenim kredisi alıyor ama bunu siz de çok iyi biliyorsunuz ki bu hiçbir öğrenciye yetmiyor. Ve bu bursu aldıkları için özel burslardan da yararlanamıyorlar. Anlayacağınız, durum çok vahim. Sizden isteğim, elinizden ne gelirse yapmanız. Artık hiçbir yardımı geri çeviremeyecek durumdayız..."
Okudu da ne oldu?
"Malulen emekli işçi bir babanın 4 çocuğundan biriyim. Ailem sıkıntılar içinde ablamı ve beni üniversiteye göndererek öğretmen olmamızı sağladı. Ablam Milli Eğitim'de çalışırken, ben Türk Dili ve Edebiyatı'ndan mezun oldum. Atamamız yapılmadığı için dershanelerde çalışmak zorunda kaldım. Bir yıl önce Ankara'da bir dershaneyle 1250 YTL'ye sözleşme imzaladım; fakat eylül ayında yeterli kayıt alamadıkları için işten çıkardılar ve bir sene sıkıntılar içinde yaşadım. Borcunu ödeyemediğim için elektriğimi ve suyumu kestiler. Öyle zamanlarım oldu ki çöpe atılmış küflü ekmeği alıp yedim. Sonra yine bir dershaneyle sözleşme imzaladım. Aylık 1350 YTL'den 10 aylık sözleşme yaptım. O da öğrenci kayıtlarının olmadığı gerekçesiyle sözleşmemi feshetti.
Anlayacağınız, yine işsiz kaldım ve yine aynı sıkıntılar beni bekliyor. Türkiye'nin en iyi profesörlerinden aldığım edebiyat eğitimini, çöpten ekmek toplamak için vermişler demek ki.
Artık yeter, gururum ve onurum için yaşarken, kesesini düşünen patron eğitimciler ve bunca yıl okuduktan sonra bizi bu duruma getiren siyasilerin yaptıklarına katlanamıyorum. Zor geliyor. Başımı eğitimli bir Türk genci olarak dimdik tutmam gerekirken, yüzümü yerden kaldıramıyorum. Benim yüzümden annem 50 yaşından sonra çalışmaya başladı... (Mektubun sonrasını yayımlamaya yüreğim el vermiyor)
Özetin özeti: Kabahatli kim mi? Hepimiz...
aguclu@milliyet.com.tr
|
|
|

|