Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 20 Eylül 2006 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Otomobil    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Politikacı doğruyu söyleyince...


"DOĞRU söyleyeni dokuz köyden kovarlar" derler. Anlaşılan dobra dobra konuştuğu için Macaristan Başbakanı Ferenc Gyurcsany'yi de koltuğundan indirecekler...
45 yaşındaki sosyalist liderin söylediği "doğru" laf şu: "Yalan konuştum"!..
Bir politikacı için müthiş bir itiraf bu. Dünyanın neresinde bir başbakanın veya politikacının yalan konuştuğu, partisini ve halkını aldattığını açıkladığı görüldü ki?
Ferenc Gyurcsany'nin bu sözleri, siyaset tarihine bir "ilk" olarak geçecek herhalde!
Geçen pazar Macar gazetelerinde yer alan (ve bir rivayete göre bizzat Başbakan tarafından sızdırıldığı öne sürülen) bu konuşma, gerçekten az rastlanan türden bir "itirafname". Gyurcsany nisan ayında yapılan genel seçimleri kazanmak için "sabah akşam" yalan söylediğini, seçim kampanyasında bazı gerçekleri sakladığını, sonuçta halkın sıkıntılarının artmasına neden olduğunu açıkladı. Ve konuşmasının sonunda artık böyle davranmaya devam edemeyeceğini belirterek, partisinin reformlar konusunda destek olması çağrısında bulundu. Son sözü de şu: "Reform veya başarısızlık. Başka yolu yok"...

Yalanın sonu
Macar liderinin bu itirafta bulunurken, esas amacı partisini ve dolayısıyla hükümetini ciddi bir reform programını uygulamaya sevk etmekti. (Bu bakımdan konuşmanın metnini kendisinin basına sızdırmış olması mümkün)...
Gyurcsany, Macaristan'ı ekonomik sıkıntılardan kurtaracağına inandığı reformlara destek sağlamanın hiç de kolay olmadığını biliyor. Seçim ortamında her şeyi güllük gülistanlık gösterdikten sonra, "Artık gerçekleri görme zamanı geldi" deyip partisini böyle dobra bir konuşmayla harekete geçirmek istemesinin nedeni de bu.
Macaristan son dönemde belirli bir refah seviyesine ulaştı. Ancak ekonomistler, Macarların olanaklarının çok üstünde yaşamaya başladıklarını, bu gidişle ciddi bir krizin çıkabileceğini düşünüyorlar. (Bu bağlamda bütçe açığının yüzde 10'un üstüne çıkması endişe verici sayılıyor)...
Başbakan Gyurcsany durumu düzeltmek için bir dizi tedbir planlıyor: Örneğin kamu harcamalarının kısılması, vergilerin artırılması, sağlık ve eğitim hizmetlerinin paralı hale getirilmesi gibi...
Bunlar tabii popüler olmayan -aksine halkta hoşnutsuzluk yaratacak olan- "reformlar"... Ancak sosyalist lider, bundan başka seçenek görmüyor. Ve geçmişte bu cesareti gösteremediği için, kendisini ve hükümetini de suçluyor...

İtirafın bedeli
Başbakan'ın "namuslu" davranıp geçmişteki hatalarını ve kabahatlerini açıkça ortaya dökmesi, bazı çevrelerin takdirini toplamakla beraber, halk arasında kızgınlığa yol açtı. Birçok Macar şimdi onu ve hükümetini, gerçekleri bildiği halde doğru olanını zamanında yapacağı yerde, oylarını almak için halkı yalanlarla uyuttuğu için suçluyor.
Binlerce Macarın Budapeşte'de sokaklara dökülmesi duyulan öfkeyi yansıtıyor.
Şimdi halkın bir kesimi ve muhalefet partileri, Gyurcsany'nin istifa etmesini istiyor. Başbakan buna karşı direniyor. "Sokak sorunların çözüldüğü yer olamaz" diyor. "Aksine, sokak, anlaşmazlık ve kriz yaratır. Oysa amaç bunları önlemektir"...
Gyurcsany'nin söylediklerinde belki bir doğru taraf daha var: O da, Macaristan'da komünist yönetimden sonra çoğulcu sistem kurulup çeşitli partiler iktidara geldikten sonra da, onun deyişiyle "16 yıldan beri bütün politikacıların yalan söylemiş olduğu"dur...
Şimdi acaba kabak bu yalanı itiraf edenin başında mı patlayacak?

skohen@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Papa'ya bilimsel cevap
DİYANET İşleri Başkanlığı, Papa'nın iddiaları...
Çetin ALTAN
Minik öğrenciler, parasız öğretmenler ve 73 yıl öncesi
Okulların açılmasıyla TV ekranlarını da, ilko...
Melih AŞIK
Sincan'da bir olay
Ankara'nın Sincan ilçesinde görevli edebiyat ...
Fikret BİLA
Orgeneral Başbuğ'un talebi
Kara Kuvvetleri Komutanı Org. İlker Başbuğ, g...
Hasan CEMAL
Çarşamba!
Bu köşede geçen hafta cumartesi günü, "Fatih'...
Güneri CIVAOĞLU
Enselenir
Siyasetin de "foto-shop" estetik müdahaleleri...
Abbas GÜÇLÜ
Lütfen bu mektupları sonuna kadar okuyun!
İnsanın yüreğini cız eden mektuplar hep gelir...
Hurşit GÜNEŞ
Sabit kura geçelim mi?
Geçen hafta Amerikalı iktisatçı Steve Hanke y...
Nail GÜRELİ
Amerika nereye? Türkiye nereye?
Soru "Bush nereye, Tayyip nereye?" biçiminde ...
Sami KOHEN
Politikacı doğruyu söyleyince...
"DOĞRU söyleyeni dokuz köyden kovarlar" derle...
Metin MÜNİR
Kıbrıs'ta AKP dönemi
Demokrat Parti Başkanı Serdar Denktaş'ın Kıbr...
Hasan PULUR
Yine Boğaziçi...
Hatasıyla sevabıyla İstanbul'un "unutulmayan"...
Meral TAMER
Şafak davası için savcılar göreve çağrıldı
Biliyorsunuz Elif Şafak, son romanı Baba ve P...
Osman ULAGAY
Ekonomide büyümenin ve sanayinin geleceği
Pazartesi günkü yazımın sonunda (1) Türkiye'd...
Güngör URAS
Finans panayırı bu yıl Singapur'daydı
IMF ve Dünya Bankası'nın her yıl eylül ayında...
M. Ali BİRAND
Türkiye, Rehn'e yalan mı söyledi?
Bugünlerde, Avrupa Komisyonu çevrelerinde Tür...

© 2006 Milliyet