|
Petrol yerine hidrojen ve saksıda incecik bir çınar yavrusu
Bendenizin şöyle uzaktan gördüğüm kadarıyla, "sıradan" sayılan insancıklar; ülke ve dünya sorunlarına kıyasla, kendi özel sorunlarıyla çok daha fazla ilgilenmekteler; gazete yazı ve haberleri de pek umurlarında değil, TV kanallarındaki yorum ve analizler de...
İçlerindeki gizli tümör, biraz daha fazla para kazanmak; hatta zengin oluvermek. Bu arada aile içi gerginlikler, hastalık mastalık, okul mokul sorunları da var tabii...
***
Peki, ülke ve dünya sorunlarıyla ilgilenenler, yahut ilgileniyormuş gibi görünenler kimler ve neden ilgilenmekte, yahut ilgileniyormuş gibi görünmekteler?
Kaldı ki, ülke ve dünya sorunları olarak flaş haberlere, manşetlere, ekran vitrinlerine konanlar; genellikle "politik giyimli" sorunlar mı, yoksa temeldeki gerçek sorunlar mı?
***
Kanada, Norveç, Finlandiya gibi gelişmiş teknelerin içindeki yolcular; kendi özel sorunlarının dışındaki toplumsal ve evrensel sorunlarla ilgilenseler de, ilgilenmeseler de; gelecek yıl aynı tarihe kadar, gemideki yolcuların hayatını allak bullak edecek sürprizlerle karşılaşmayacaklarından emindirler.
***
Ya Türkiye?
Türkiye gemisinin yolcuları da emin midirler, gelecek yılın ramazanına kadar hiç beklenmedik sürprizlerle karşılaşmayacaklarından?
Ülke ve dünya sorunlarıyla ilgilenenlerin, yahut ilgileniyormuş gibi görünenlerin yüzde 95'i de; teknedeki kaptan köşküyle yaşamsal bir örgüleme içinde olmalarından ve umutlarını öyle bir örgülenmenin beşiğinde sallamalarından ötürü, böyle bir ilgiyle haşır neşir olmadalar.
***
Ülke ve dünya sorunlarıyla, çok daha değişik bir pencere ufkundan ilgilenmek ise; gelecek uşakların nasıl bir fidelikte yeşereceğini senaryolaştırır, "uzay çağı" döneminin yaşanacak filminde.
Türkiye gemisinin yolcuları, çaresiz yaşamak zorunda kalacakları böyle bir filmin senaryosuyla; ilgilenseler de, ilgilenmeseler de...
***
Maalesef bizim politikacı esnafı, birkaç hamasi ve mistik plağı döndürüp durma dışında, aşırı sığ ve aşırı oportünist.
Aşırı sığ ve aşırı oportünist olmaları da, keyfe keder değil ama; kendi plakları dışında, daha değişik bir pencere ufkuna gözlerini çevirmiş olanları da, hemen filitlemek istiyorlar.
O nedenle de, beklenmedik sürprizler birikiyor bir yıllık geleceğin filminde.
***
Çarşamba günkü Milliyet'te, -21. yüzyılın rotasını gösteren-, 1'inci sayfadan da anons edilmiş koskocaman bir haber vardı:
"Hidrojenli otolar geliyor"
***
Petrolün tahtından inmesinin, tüm Ortadoğu ülkelerinde kurulmuş olan saltanatları, bugünkünden de daha beter bir bataklığa süpüreceği; ne AB karşıtı politikacıların gönülsel topoğrafyasında mevcut, ne de tarikat şeyhlerinin gölgesinde mistik bir koroya orkestra şefliği yapmak isteyenlerin.
***
Petrol tahtından indiğinde ve suyun formülü "H2 O" gibi, "hidrojenle oksijen arasındaki elektrokimyasal reaksiyon sonucu" yeni tür bir enerji üretilmeye başlandığında; tüm toplumsal koşullanmalar, tüm devlet yapılanmaları, tüm yoksulluk-zenginlik kriterleri de, çok hızlı bir değişime uğrayacaktır.
Türkiye'nin, böylesi kökten bir değişime ayak uydurmaya öncülük edecek kadroları var mıdır?
Şimdi güncel bir oportünizm, hemen şöyle diyecek:
- Vardır efendim, vardır.
Şöyle bir kuşku da geçerse içimizden, vatan haini mi oluruz:
- Ya yoksa?..
***
Solmaz Kâmuran, Köyceğiz'deki bir avuçluk bahçeye; tohumu nereden geldiyse gelmiş minicik filiz veren bir çınar ağacı bebeğini, oradan çıkarıp bir saksıya dikti.
Gözlerim zaman zaman, saksıdaki, 5 yapraklı ipincecik çınar yavrusuna takılıyor. O kadar istiyorum ki, o çınar yavrusunun; babaları, anaları, dedeleri, nineleri gibi yüzlerce yıl yaşamasını...
***
Köyceğiz'deki minüskül bir bahçenin bir saksısındaki o çınar yavrusu; doğru dürüst bir yerlere dikilir de, kazara 500 yıl yaşar ve anıtsal bir çınar olursa; bugünkü güncel oportünist politikaların, kimlere ve nelere mal olarak can verdiğini de görecek; enerji kaynaklarındaki değişikliklerin, "ulus-devlet" modelini, nasıl tırpanlayıp cacığa çevirdiğini de...
***
Kozmos'taki sürekli değişimin denklemiyle, bir çınar ağacı kadar ortak bir ahenk kuramadan; "koşullanmalar havuzunda" çırpına, boğula gelip geçmek...
Neyse ki, insanlığın da; çınar ağaçlarına karşı utanmayacağı bir kadrosu var; Socrates de onlardan, Boccacio da, Edison da...
***
Socrates şimdi sağ olsa, gider parklardan birinin banklarından birine oturur ve çevresine toplanan meraklı gençlere şu soruyu sorardı:
- İran mı önemli, yoksa İran'da yaşayan İranlılar mı?
Genellikle alacağı yanıt şöyle olacaktı:
- Her ikisi de; İran da önemli, İran'da yaşayan İranlılar da...
- İran tehlikeye düştüğünde; İranlılar ne yapacak?
- Vatanlarını savunacaklar...
- Vatanlarını savunurlarken bazıları ölmeyecek mi?
- Ölecek...
- İran'da yaşayan İranlılar da, İran kadar önemliyseler; neden ölecekler ki?
- İran'ın yaşaması için...
- Demek ki İran, İranlılardan daha önemli...
- Şey... Yani... Biraz öyle...
- İran, kimin için önemli; ölenler için önemini yitireceğine göre, herhalde yaşayacaklar için, öyle değil mi?
- Evet...
- Öyleyse hangi İranlıların, hangi İranlılar için ölmesi gerektiğine kim karar verecek?
***
Ve Socrates, alışılmış kalıplara şöyle bir kuşku getirecekti:
- Siyasal bir coğrafya sınırına gerek duymayan leylekler gibi; ya insanlar da diledikleri yerlerde diledikleri gibi yaşamayı yeğlemeye başlarlarsa; ülkelerdeki yönetici kadroların saltanatları da sona ermez mi? İran için öldüklerini sanacak İranlılar; aslında İran'ı yönetenlerin, saltanatı sürsün diye mi ölecekler?
***
Her ne kadar Tevfik Fikret, "Şüphe bir nura doğru koşmaktır" da dese; "statüko"da avantası bulunanlar, hiç hoşlanmazlar, mevcut kalıplara karşı kuşku yaratılmasından...
***
Öf be dostlar...
Saksıdaki çınar yavrusu, bir de 600 yıl daha yaşarsa; bugünkü ülke ve dünya sorunlarına, görünmeyen bir kahkahayla güler mi, gülmez mi?
***
Şimdiden biz de başlasak biraz gülmeye, ne olur sanki?
c.altan@prizma.net.tr
|
|