|
YÖK-bakanlık çekişmesi
YÖK ile Milli Eğitim Bakanlığı arasındaki bitmez tükenmez çekişmeye bir yenisi eklendi. Bakanlık, "kamu hizmetinde ihtiyaç duyulan yetişmiş eleman ihtiyacını karşılamak" için yurtdışına yüksek lisans ve doktora öğrencisi göndermek istiyor. Bunun işlemlerini başlattı da...
YÖK buna karşı çıkıyor. YÖK'ün iki itirazı var:
Bakanlık bu uygulama ile YÖK'ü dışlıyor.Bakanlık siyasi kadrolaşma yapacak.
YÖK de bakanlık yoluyla yurtdışında yüksek lisans ve doktora yapacak olanları 'tanımayacağını' yani, onlara akademik kadrolarda yer vermeyeceğini söylüyor! 'Misilleme' yani!
Kim haklı? Önce hukuka bakmak gerekir.
Hukuk ne diyor?
1929 yılında çıkarılan 1416 sayılı kanun, kamunun yetişmiş eleman ihtiyacı için "ecnebi memleketlere talebe gönderilmesini" düzenliyor. Kanuna göre, sınav yapma ve sınav kıstaslarını belirleme yetkisi Milli Eğitim Bakanlığı'na ait.
Hukuki değil siyasi bir itiraz olarak bakanlığın "yandaş kadrolaşması" yapacak şekilde sınav şartlarını 'düzenleyeceği' öne sürülebilir.
Bakanlığın belirlediği sınav şartları şöyle:
ÖSYM tarafından yapılan ve YÖK'ün de kabul ettiği LES (lisans üstü eğitim) sınavında en çok 100 üzerinden 60 puan almış olmak... Bu, YÖK'ün de kabul ettiği bir kıstastır.Buna ilaveten üniversiteden mezuniyet notu dikkate alınacak.Yabancı dil konusunda yine ÖSYM tarafından yapılan Kamu Personeli Dil Sınavı ve Üniversitelerarası Kurul Dil Sınavı puanları geçerli olacak.YÖK'ün ve üniversitenin 'tanıdığı' bütün bu sınavları başarmış bir kimse, en son Milli Eğitim'in mülakatına girecek.
Oligarşik yapı
Bakanlık, öğrenci seçimini YÖK tarafından da tanınan bütün akademik ölçülere sahip üniversite mezunlarının katılacağı bir havuzdan yapıyor.
Bakanlık, Milli Savunma ve TPAO dahil, kamu kurumlarının ihtiyacını onlara sorarak tespit etmiş, ona göre sınav açmış. Sınavlara yukarıdaki akademik şartlara sahip 840 kişi katılmış, 609'u başarılı olmuş. Normal değil mi?
Öte yandan, kamu kurumları için dışarıya öğrenci gönderilmesinde YÖK'ün kanuni bir yetkisi yok ki "dışlanmış" olsun. YÖK kendisi için eleman gönderebilir.
Türkiye'deki akademik sınavları başarmış, yurtdışında da doktorasını yapmış bir Türk vatandaşını, sırf "Bakanlık göndermişti" diye YÖK'ün 'tanımaması' hukuka da akademik ölçülere de sığmaz.
YÖK bu kadar 'kendisinin partizanı' olmamalıdır.
Aslında 'çekişme'nin kökeninde Türkiye'de üniversite kurumunun 'kökten siyasallaştırılmış' olması yatıyor. Bizde üniversite kurumu siyasi tasfiyelerle ve siyasi ödevler yüklenerek kuruldu, her askeri müdahalede bu tekrarlandı.
Onun için, darbe fetvaları veren hukuk fakülteleri, üniversite senatosu kararıyla orduyu müdahaleye çağıran üniversiteler bizdedir!
Bu yapıyı, 12 Eylül, 'sızma olmasın' diye kapalı, oligarşik bir sisteme oturttu. Onun için gazetelerde "eş dost, gelin, damat kadrolaşmaları" yayımlanan üniversiteler de bizdedir!
Onun için uluslararası çapta saygın üniversitemiz azdır.
Üniversiteye 'partizanlık' sokmak da üniversiteyi 'bizim kalemiz' gibi görerek 'karşı partizanlık' yapmak da aynı ölçüde yanlıştır.
Bilim de sosyal barış da açık, rekabetçi yapılar gerektirir.
t.akyol@milliyet.com.tr
|
|