|
Solun tarihinden bir görüntü...
ABDÜLKADİR Demirkan kimdir?
Abdülkadir Pirhasan'dır.
Abdülkadir Pirhasan kimdir?
Vedat Türkali'dir.
Ortada üç isim olsa da, bir insan var.
* * *
1951 TKP davasında 9 yıla mahkûm olan öğretmen Yüzbaşı Abdülkadir Demirkan, hapisten çıktıktan sonra "Demirkan" soyadını mahkeme kararıyla aile lakabı "Pirhasan"a çeviren, film senaryoları ve romanlarında kullandığı adla Vedat Türkali...
* * *
EMİN Karaca "Vedat Türkali Ansiklopedisi" adını koyduğu kitabın kapağına bir de not düşmüş: "Abdülkadir Pirhasan hakkında bilmek istediğiniz her şey." (İnkılap Kitabevi)
Gerçekten öyle, diyelim Vedat Türkali'nin filme çekilen bir senaryosundan söz ediliyor, yönetmen Halit Refiğ'in adı geçiyor, gelsin Halit Refiğ maddesi.
Ya da cezaevi günleri anlatılırken Dr. Hikmet Kıvılcımlı'nın adı geçiyor, "Buyurun doktor huzurlarınızda!"
Senaryosunu Vedat Türkali'nin yazdığı bir filmin oyuncu kadrosunu arıyorsanız, ya da romanları için yapılan eleştirileri, hepsi bu ilginç ansiklopedide var.
"İlginç" dedik çünkü şimdiye kadar "kişiye özel" ansiklopedi görmedik...
Emin Karaca öyle bir çalışıp araştırmış ki, ansiklopediye Vedat Türkali'nin bakkalını, ya da terzisini almadığını sorsak bile garip kaçmaz, onlara bile yer verseydi, kimse, "Ne işi var bunların?" demezdi.
* * *
VEDAT Türkali'nin ilginç anıları da var...
"Demirkan" soyadını "Pirhasan"a çevirmek için mahkemeye başvuruyor, hâkim, kararı verdikten sonra, soruyor:
"Ne, Abdülkadir Bey, tarikat mı kuracaksın?"
Senaryosunu Vedat Türkali'nin yazdığı "Karanlıkta Uyananlar"ın yönetmeni Ertem Göreç... Film bitmiş, kopyaları seyrediliyor, Vedat Türkali'nin tipleri arasında olumlu bir aydın var: Gazeteci Aydın İlhan. Fabrika kapısında işçilerle röportaj yaparken Türkiye doğrularını söyleyen, Türk sinemasına dudak büküp burun kıvıranlardan değil!
* * *
LAKİN filmin bu sahnesine gelince...
Vedat Türkali anlatsın:
"Ne göreyim, öyle bir tip, öyle bir oynatılmış ki! Aydın İlhan eşcinsel görünümünde, aşağılık bir oğlanmış meğer...
Yüreğime inecekti, snop aydınlara takılalım derken, bütün Türk aydınlarını taşlayıp yadsımıştık.
Ne bu Ertem, dedim. Ne var bunda abi, o da puştlardan biri değil mi, deyiverdi."
Neyse oyuncu değiştirilir, o sahne baştan çekilir, yoksa Vedat Türkali senaryodan adını çıkaracaktır.
* * *
"GÜVEN" 2. Dünya Savaşı'nda Türkiye'yi, Türkiye'nin solunu, Türkiye Komünist Partisi'nin öyküsünü anlatır. Öykünün kahramanları TKP'nin yöneticileri, aydınlar ve sempati duyanlardır, tabii Vedat Türkali de bunlardan biridir, Server Tanilli'nin deyimiyle "Roman, hatalarıyla sevaplarıyla Türkiye'de sol hareketin aynasıdır."
Ve bu aynanın bir köşesinde de hep kavga vardır.
Solun solla kavgası...
* * *
BU da doğaldır, bir dünya görüşü, karşı bir görüşün tartışılmasına, iktidarın gücüyle izin vermezse, susturulan görüşün sahipleri kendi kendileriyle kavga ederler, hem de ideolojik değil kişisel kavgalar.
Emin Karaca'nın ansiklopedisinde, bu kavgalardan -hadi polemik diyelim- örnekler var.
Mesela Sevim Belli, Vedat Türkali'ye der ki:
"Usanmadan kaptanlara rota vereceğine, hiç değilse kendi gemisine kaptan olup kendi rotasını çizseydi ya! Karaya oturmuş gemilerde olmazdı şimdi herhalde."
Abdülkadir Pirhasan'ın (Vedat Türkali) cevabı da şu:
"Kaptanlara rota verme işinde de bir terslik olmalı. Aklım hiçbir gün ermedi böyle işlere! Beni Kalkavan dedesi Rıza Kaptan'la mı karıştırdı nedir Sevim kardeşimiz!"
Ne dersiniz, cevap olmuş mu, yerine oturmuş mu?
h.pulur@milliyet.com.tr
|
|