|
Bankacılık suçları
Türkiye Barolar Birliği Başkanı Özdemir Özok, yargı yılının başlaması nedeniyle bir konuşma yaptı.
Özok konuşmasındaki bazı satırbaşlarında şunları söyledi:
1982 Anayasası'yla başlayan süreç içinde, yargı bağımsızlık ve güvenceden yoksun bırakılmış, yargıda görev yapanlar memurlaştırılmış ve yürütme organına bağlı hale getirilmiştir.Bunun temel nedeni, siyasi iktidarların güçlü ve tam bağımsız bir yargı istememesidir.Türkiye, AB ilişkilerinde hep taviz veren, teslimiyetçi, yeterince tavır koyamayan, elde ettiği hak ve yetkileri savunamayan ve kullanamayan bir görüntü çizmiştir.
Hedef hukuk devleti olmak
Yeterince tartışılmayan ve altyapısı oluşturulmadan çıkarılan Medeni Kanun, Ceza Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu'nda yapılan düzenleme ve değişikliklerde büyük hatalar yapılmıştır.Temel hedef, kanun devleti değil, hukuk devleti olmak, olmalıdır.5020, 4672, 5040 ve 5411 sayılı yasaların olanaklarını arkasına alan BDDK ve TMSF, yetkilerini hukukilik anlamında değil, kanunilik anlamında acımasızca kullanmaktadır.
Konuşma medyada büyük yankı buldu. BDDK ve TMSF haklı olarak, "Biz adalet dağıtmıyoruz. Kanunlarla verilen yetkileri kullanıyoruz" dediler. Zaten, Özok da bu kurumlardan çok, kurumlara bu yetkiyi verenleri hedef almıştı.
Adalet Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanlığı hâkimlerinden Dr. Uğur Yiğit, birkaç hafta önce, bu konuları da kapsamına alan "Bankacılık Suçları" isimli bir kitap yayımladı.
Sıkıntılar dile getiriliyor
Yiğit, kitabında, Özok'a paralel görüşler dile getirdi. Yiğit, kitabını tanıtma iletisinde diyor ki:
"5411 sayılı Bankacılık Kanunu bir tepki kanunudur. Tıpkı 1982 Anayasası'nın terörü gerekçe göstererek temel hak ve özgürlükleri sınırlayan düzenlemeler getirmesi ve bu hükümlerden kurtulmak için 20 yıldır uğraş verilmiş olması gibi, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu da yaşanan birtakım kötü olayları gerekçe göstererek ileride daha da vahim sonuçlar doğuracak düzenlemeler getirmiştir.
Bankalar, BDDK'dan çekindikleri için bu hususları doğrudan dile getiremiyorlar. 5411 sayılı Bankacılık Kanunu ile birlikte, bankacılık sektörü, ağır ceza tehditleri altında ve BDDK ve TMSF'nin olağanüstü yetkilerle donatıldığı, buna karşın sorumluluklarının olmadığı, adeta sıkıyönetim koşulları altında çalışmak zorunda olunan güvensiz bir döneme girmiştir."
Bu konulardaki sıkıntılar artık ciddi biçimde dile getiriliyor. Yapılması gereken, sıkıntıları dile getirenleri suçlamak değil, sıkıntıların üzerine gitmektir. Yargı ve hukuk hepimize lazımdır.
ytoruner@milliyet.com.tr
|
|