|
 |
|
|
Eski ve yeni Ramazanlar
Bizim Köşe / İsmail Sivri
Bu pazar, Ramazan'ın ilk günüdür. Ülkemizde ve tüm İslam aleminde, bu ay boyunca, üzerimize farz olan oruçlarımızı tutar, namazlarımızı kılar, ibadetlerimizi yapar, dualarımızı ederiz.
Ramazanlar, bir oruç ve ibadet ayı olduğu gibi hoşgörüler için de bir kardeşlik ve yardım ayıdır. Bu ayda fitre ve zekatlarımızı veririz.
Oruç, hepimize farz kılınmıştır. Oruç, yalnızca yiyip içmekten kesilmek değil, bir nefis terbiyesidir. Bu ayda oruçlarını tutanlar, Allah'ın büyük mükafatını kazanırlar.
* * *
Bizim çocukluğumuzda, iftar vakti top atışlarıyla bildirilir, sahurda da davullar çalar, akşam ezanlarıyla camilerde kandiller yanardı. Sonra iki minare arasına konulan mahyalarla camiler ışıl ışıl olurdu.
İftar vaktiyle birlikte, her ev tüm aile bireyleriyle iftar sofrasında buluşurlar. Bazen akraba ve komşular davet edilir ve Ramazan sofrasının ayrı bir bereketi olurdu.
Özellikle oruçlar, bir yudum su, bir tutam tuz, bir zeytinle açılırdı. Çorbalar içildikten sonra, sofraya gelen yemekler, varsa tatlılar yenirdi.
Bazı günler, iftar sofralarını Türk mutfağının o birbirinden güzel geleneksel yemekleri süslerdi.
Eski dönemlerde, varlıklı kişiler konaklarında, yoksullar için iftar sofraları kurulurdu.
Şimdilerde belediyeler, bazı kurum ve kuruluşlar ve varlıklı kişiler bu geleneğimizi sürdürmektedir.
* * *
Bir oruç ve ibadet ayı olan Ramazanlarda, teravih namazından sonra, sahur vaktine dek dinlenilir, söyleşilirdi. Bazen de, çeşitli eğlence yerlerine gidilip gelinirdi.
Eski Ramazanlarda çokluk, karagöz ile orta oyunları ve tiyatrolar revaçtaydı. Sonra, kahvehanelerde meddahlar, söyleşerek halkı eğlendirip dinlendirirlerdi.
Şimdilerde ise, ne karagöz, ne orta oyunu, ne de meddahlar var. Artık, Ramazan ayı boyunca, televizyonlar ne verirse, evlerimizde onları seyrederek eski günlerimizi anımsıyoruz.
O günlerden bu günlere, İstanbul'un Şehzade başındaki, eski Ramazanların o renkli ve hareketli yaşamı bir masal oldu.
* * *
Eski Ramazanlar üzerine çok şeyler yazılıp, çok şeyler anlatılmıştır. Bu yazımızda, bir Ramazan fıkrasını hep birlikte anımsayalım.
Vaktiyle, bir Ramazan'da, bir paşa bir tanıdığını da konağında verdiği iftar davetine çağırır. Bu davete giderken, iki kişi de ona takılır. Onları gören bir külhanbeyi de sırnaşarak şöyle der:
- Ne olur, beni de alıp götür.
Davetli adam, ona bakarak:
- Haydi, der, bunlardan birine amcaoğlu birine dayı oğlu diyeceğim senin için ne diyeyim.
Külhani:
-Hiç üzülme paşa beni tanır, der.
İftar vakti, davetlinin yanında üç kişi gören paşa şöyle konuşur:
- Peşine taktığın bu iki kişi yetmez gibi, bu maskara oğlu maskarayı nereden bulup getirdin?
Bu sözler üzerine davetli adam, külhaniye dönerek:
- Haklısın, der, paşa yalnız seni değil, babanı da tanıyormuş.
Hepinizin mübarek Ramazanlarını kutlar. Hayırlı Ramazanlar dilerim.
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|