|
Mutlu ol şimdi!
Bazı sözler insanı bir anda yakalar, düşündürür. Dün sabah da öyle oldu.
İstanbul Modern'de Gökkuşağında İki Kuşak sergisini gezerken Fahrelnissa Zeid'in şu satırlarına takıldım:
"Mutlu ol şimdi / az sonra hiç de mutlu olmayacaksın / büyük olasılıkla..."
Sanki kafama çakılıyor:
Mutlu ol şimdi!
Bak ne güzel, o anı yakaladın, sakın bırakma!
Bunu kendi kendine söyleyebilmek kolay değil. Yaşadığın o anı, bir mutluluk anı olarak yakalamak herkese nasip olmuyor çünkü. O anı yakaladığının farkında olamadan kayıp gidiyor yıllar, yani hayat ellerinin arasından. Sonradan pişman olsan da, yapabileceğin pek bir şey kalmıyor.
Belki bunun için bağırıyor Fahrelnissa:
"Siz, size söylüyorum!" diye... "Mutlu ol şimdi!" diye...
Fahrelnissa sanki hep mutlu, dolu dolu yaşamış hayattaki doksan yılını. "Yaşam bana serenat yapıyordu ve ben de bir çingene gibi dans ettim etrafta" diyebilmiş.
Kaç kişi bunu söyleyebilir ki?
Resimlerinden hiç eksik olmayan o renk cümbüşü kim bilir belki de hayat boyu süren bu olağanüstü hareketli dansını yansıtıyor Fahrelnissa'nın.
Sergi, anayla oğulun sergisi.
Bir yanda Fahrelnissa.
Öbür yanda Nejad Devrim.
İkisi de Büyükada'da aynı evde, Şakir Paşa Konağı'nda doğuyorlar. Biri 1901'de, diğeri 1923'te. Şirin Devrim'in Şakir Paşa Ailesi isimli çarpıcı kitabında anlattığı baş döndürücü hayat hikâyeleri böyle başlıyor.
Anne, Balkan Harbi'ni, Birinci Dünya Savaşı'nı, Berlin'de nazizmin yükselişini, 1950'lerde Irak İhtilali'ni yaşıyor. Ve yaşama sevincini hiç yitirmiyor.
Oğlu, Cumhuriyet'in ilk kuşağı olarak onun değerlerine, bütün ütopyalarına sahip çıkarak Galatasaray'da okuyor.
Annesi Londra'ya, kendisi Paris'e gidiyor.
Yolları ayrılıyor.
Birbirlerinden kopuyorlar.
Hem de her bakımdan...
Nejad Devrim, devrimci!
Dünyayı dolaşıyor.
Ve kendinden önceki resim ekollerine isyan bayrağı çekiyor:
"Alo alo, burası Paris resminin direniş merkezi / Alo alo, burası dünya resminin direniş merkezi / Beyler, resim tramvayına asılan parazitler / otuz yıl öncesinin ortamını yeniden tutuşturmaya çabalayan Zombiler ya da yaşayan-ölüler / haydi artık dışarı / beyler, yıl 1952 / ve artık insanoğlu Ay'ı keşfediyor."
Kafa tutuyor.
'Yeni'yi savunuyor.
Ama sonunda küsen, sanki tutunamayan bir Nejad Devrim çıkıyor ortaya, ya da bana öyle geliyor. Belki de yaşama sevinci yitip gidiyor. Resimleri gitgide kurşunileşiyor.
Annesi gibi değil.
Belki de hayata küstüğü için öyle... Polonya resimlerine hâkim griliğin içindeki kırmızı lekeler çok hoş, ama Nejad Devrim'in yaşadığı hüznü galiba dağıtamıyor.
Bir yanda:
"Yılları devirdim, hepsini parçalayarak" diyebilen bir ana...
Öbür yanda:
"Düşünce tacirleri dışarı!" diye Paris'te kafa tutan bir oğul...
Etkileyici, güzel bir sergi.
İstanbul Modern'de dün sabah serginin küratörlüğünü yapan sevgili arkadaşımız Haldun Dostoğlu'yla birlikte geziyoruz. O anlatıyor, Ayşe'yle ben dinleyiciyiz.
İyi ki böyle mekânlar, insana yaşamak ne güzel şey dedirten mekânlar var.
Fahrelnissa Zeid'i düşünüyorum yine. Tuhaf bir kadın. "Sert olmam lazım / kendime karşı sert olmalıyım / beynimi delip geçen / düşünceleri not etmek istedim" diyor.
Belki de ananın bu sertliği, ağır basan kişiliği, gün geliyor, oğlunu hayata küstürüyor, kim bilir...
Hayat sürprizlerle dolu.
Fahrelnissa'yla Nejad'ın dünyasından ayrılıp İstanbul Modern'in bir başka köşesine, gazeteci milletinin gerçek duayenlerinden Gökşin Sipahioğlu'nun sergisine geçiyoruz:
Doğru yerde, doğru zamanda!
Gazeteciliğin kimileri için nasıl bir koşturmaca olduğunu anlatan bir fotoğraf sergisi bu. Güncelin peşindeki bu heyecan dolu koşturmacanın bir gazeteciyi nasıl yaşattığını, hayat boyu nasıl ayakta tuttuğunu gösteriyor sevgili ağabeyimiz Gökşin Sipahioğlu'nun sergisi...
Yıl 1968, Paris ayakta.
Tanıdık bir sima, dudaklarının arasından hiç eksik olmayan cigarası, yürüyüşe geçmiş işçileri çiziyor Abidin Dino, onu yakın tanıyanların yalın deyişiyle Abidin...
Tarihi yaşarken yakalamak gibi bir fotoğraf...
İz bırakarak gitmek ne güzel.
İyi pazarlar!
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|