Kara Harp Okulu Komutanlığı’nın 2006-2007 eğitim ve öğretim yılı açılış töreninde konuşan Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ, irticaya karşı tonu sert mesajlar verdi. Başbuğ, Türk devrimine direniş hareketinin irtica ve gericilik olduğunu belirterek, "Bugün üzülerek ifade etmek istiyorum ki, irticai tehdit, bazı kesimler kabul etmese de kaygı verici boyutlara ulaşmaktadır" dedi. Orgeneral Başbuğ, Atatürk devrimlerinin, bazı kesimler tarafından bilinçli, sabırlı ve planlı bir biçimde aşındırılmaya çalışıldığı ve bu yönde kayda değer mesafe alındığının bir gerçek olduğunu ifade ederek, laiklik kavramının neden tartışmaya açılmaya çalışıldığını anlamanın mümkün olmadığını söyledi. Orgeneral Başbuğ, Kara Harp Okulu’nda (KHO) 2006-2007 Eğitim ve Öğretim yılı açılışı dolayısıyla düzenlenen törende yaptığı konuşmada, küreselleşmenin, devletlerin geniş kitleleri koruyan, sosyal devlet vasfının giderek zayıflamasına neden olduğuna işaret etti. Bunun sonucunda toplumların cemaatleşmeye itildiğine dikkati çeken Orgeneral Başbuğ, "Bu cemaatler ile 677 sayılı kanunla varlığı yasaklanan tarikatlar, devrime karşı hareketlerin odağı haline dönüşmektedirler" diye konuştu. Türk devrimine karşı yürütülen girişimlere karşı mücadelenin öncelikle kültür, eğitim ve öğretim alanlarında verilmesi gerektiğini vurgulayan Orgeneral Başbuğ, "TSK, ulus devlet, üniter devlet ve laik devletin korunmasında her zaman taraf olmuştur ve olmaya devam edecektir" dedi. Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ, laiklik ilkesinin, Türkiye Cumhuriyeti’ni oluşturan tüm değerlerin temel taşı olduğunu belirterek, "Laiklik ilkesinin demokrasi ile çatıştığını iddia etmek, sağlam bir temele dayanmamaktadır" dedi. Kara Harp Okulu (KHO), 2006-2007 eğitim-öğretim yılına, Cumhuriyet Sitesinde düzenlenen törenle başladı. Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından ilk dersi verecek olan Orgeneral Başbuğ’un biyografisi okundu. Orgeneral Başbuğ, "Atatürk ve Türk Devrimi" konulu konuşmasının seçiminde, "Türk devrimine yönelik direnişlerin ulaştığı noktanın da etkili olduğunu" belirtti. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın, Türk devriminin temelini oluşturan laiklik ilkesine yönelik saldırı ve girişimlere, "Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan bugüne kadar hiçbir zaman, bu kadar farklı iç ve dış tehditlerle aynı anda karşı karşıya gelmemiştir" ifadesiyle dikkati çektiğini belirten Orgeneral Başbuğ, şöyle konuştu: "Türk devrimine direniş hareketi irtica ve gericiliktir. Türk devrimine direniş daha Atatürk hayatta iken başlamıştır. Çünkü bütün devrimlerde, devrimin getirmiş olduğu yeniliği hazmedemeyenler ve güçlerini kaybedenler vardır. Bugün, üzülerek ifade etmek istiyorum ki; irticai tehdit, bazı kesimler kabul etmese de, kaygı verici boyutlara ulaşmaktadır. Devrimlerin; bazı kesimler tarafından bilinçli, sabırlı ve planlı bir biçimde aşındırılmaya çalışıldığı ve bu yönde de kayda değer mesafe alındığı bir gerçektir." ANAYASAYI YORUMLAMAYA YETKİLİ TEK ORGAN... Orgeneral Başbuğ, bugünkü durumun, bir analizini yapmanın uygun olacağını belirterek, şunları söyledi: "Hatırlanacağı üzere; Türk devriminin ana hedefinin, laik ulus devletin yaratılması olduğunu, modern devletin oluşumunda da laik düzenin itici güç olduğunu daha önce ifade etmiştim. Laiklik ilkesi, Türkiye Cumhuriyeti’ni oluşturan tüm değerlerin temel taşıdır. Türkiye, anayasamıza göre; laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devletidir. Türkiye’de Anayasayı resmen yorumlamaya yetkili tek organ olan, Anayasa Mahkemesi’nin, laiklikle ilgili yorumları, laikliğin anlamının ortaya konulmasında vazgeçilmez kaynaktır. Nitekim, Anayasa Mahkemesi’nin laikliğe ilişkin kararlarından birisi konuyu şöyle açıklamaktadır: ’Demokrasi her şeyden önce laikliğe dayanır. Demokrasinin iki önemli unsuru, özgürlük ve eşitliktir. Bu unsurların gerçekleşmesi, ancak, dini zorlamaların olmadığı toplumlarda mümkündür.’ Anayasa’nın 1’inci maddesindeki ’cumhuriyet’ yönetimi ve 2’nci maddesindeki ’Cumhuriyetin Nitelikleri’ne ilişkin değiştirilemezlik, yalnız ilke ve kavramların 2’nci maddedeki sözcükleriyle değil, aynı zamanda Anayasa’nın çeşitli maddelerinde düzenlenen içeriği ile de ilgilidir. Laiklik ilkesinin anayasal içeriği ise, Anayasa’nın başlangıcı ile, 24 ve 174’üncü maddelerindeki düzenlemelerle belirgin hale getirilmiştir. Bütün bunlara rağmen, laiklik kavramının neden tartışmaya açılmaya çalışıldığını anlamak mümkün değildir. Laiklik ilkesinin demokrasi ile çatıştığını iddia etmek ise sağlam bir temele dayanmamaktadır. Aksine; laik düzen, Türk demokrasinin gelişmesinde ana itici gücü oluşturmuştur." "TOPLUM ÜSTÜNE DÜŞEN GÖREVİ YERİNE GETİRDİ Mİ?" Orgeneral Başbuğ, laiklik sürecini yaşamayan, bu deneyime sahip olmayan ülkelerin, demokratik bir yapıya kolaylıkla ulaşabileceğini söylemenin, bir iddiadan öteye geçemeyeceğini belirterek, bugün demokrasi ve özgürlükleri savunanların, bu gerçeği unutmamaları gerektiğini vurguladı. Devrimlerin doğaları gereği, dinamik bir süreci ifade ettiklerine işaret eden Orgeneral Başbuğ, sürekliliğini kaybeden, statik bir konuma geçen, ileriye götürülemeyen devrimlerin, direnişlere karşı zayıf duruma düşebileceklerini kaydetti. Orgeneral Başbuğ, sözlerini şöyle sürdürdü: "Türk devriminin geriye dönüşünü engelleyici uygulamalar, devrimin korunmasına yöneliktir. Ancak, bunun yanında önemli olan husus, yalnız mevcudun ve gerçekleştirilenlerin korunması ile yetinilmeyerek, devrimlerin daha da ileriye götürülmesidir. Burada Türk toplumunun bütün kesimleri olarak, kendimize sormamız gereken soru şu olmalıdır: Bu konuda bizler, üstümüze düşen görevleri tam olarak yerine getirdik mi, getiriyor muyuz? Eğer, bu konuda kendimizi yetersiz görüyorsak, bunun nedenleri arasında; sorgulamaya dayanan yüksek kaliteli bir eğitim sistemine sahip olunamaması, Atatürk döneminde oluşturulan kurumların giderek etkinliğini kaybetmesi ve güçlü entelektüel ve ulusalcı sosyoekonomik kadrolara sahip olunamaması bulunmaktadır." MARJİNAL GRUPLAR Buna karşılık; 1950’li yıllardan itibaren bazı marjinal grupların, dinsel eğilimleri kullanarak, sermaye biriktirip, yatırımlara yönelmesini, dernek ve vakıflar kurarak; eğitim, öğretim alanında ve nihayet de siyasal alanda etkin olmaya çalıştıklarını sıkça görüldüğüne dikkati çeken Orgeneral Başbuğ, şunları kaydetti: "Bu gelişmeler ise; Anayasamızın 24’üncü maddesinde yer alan, ’Hiç kimse, kişisel çıkar, yahut nüfuz sağlama amacıyla, her ne surette olursa olsun, dini veya din duygularını, yahut dince kutsal görülen şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz’ hükmüne aykırı değil midir? Diğer taraftan, küreselleşme olgusunun, devletlerin geniş kitleleri koruyan, sosyal devlet vasfının giderek zayıflamasına neden olduğu da bir gerçektir. Bunun sonucunda, toplumların cemaatleşmeye itildiği de, bir diğer gerçektir. Giderek güçlenen bu cemaatler, ekonomiyi yönlendirmeye, sosyopolitik yaşamı biçimlendirmeye, dine bağlı bir yaşam tarzı olarak, sosyal kimliklerini ortaya koymaya çalışmaktadırlar. Bu cemaatler ile 677 sayılı kanunla varlığı yasaklanan tarikatlar, devrime karşı hareketlerin odağı haline dönüşmektedirler." Orgeneral Başbuğ, burada üzerinde durmaya çalıştıkları hususun; Anayasanın başlangıcında ve 24’ncü maddesinde açıkça belirtildiği gibi, kutsal din duygularının, devlet işlerine, politikaya, siyasal ve kişisel çıkar ya da nüfuz sağlama amacıyla kötüye kullanılmaması olduğunu belirterek, "Elbette, ülkemizdeki dinine bağlı, mütedeyyin vatandaşlarımıza karşı saygılı ve dikkatli olmak zorundayız. Ancak, dinin inanç alanından çıkarılıp, ideolojiye dönüştürülmesi, onu siyasallaştırır ki, bundan en büyük zararı görecek olan, dindir" dedi. Başbuğ, Türkiye üzerinde iç ve dış kaynaklı radikal değişim projelerinin bulunduğunu ifade ederek, bu projelerin önündeki en önemli engel olarak görülen Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) "ulus devlet, üniter devlet ve laik devlete yönelik saldırılara" kayıtsız kalamayacağını, bu kesimlerin büyük bir yanılgı içinde olduklarını söyledi. Orgeneral Başbuğ, Kara Harp Okulu’nun (KHO) 2006-2007 eğitim-öğretim yılı açılış töreninde yaptığı konuşmada, Türkiye Cumhuriyeti’nin değişimi ve gelişiminin; aslında, bir kültür devrimi, hedefin ise ulusal kültürün çağdaş uygarlık düzeyine çıkarılması olduğunu belirtti. İçinde bulunulan küreselleşme sürecinde, yumuşak gücün en önemli unsuru olarak, ulusal kültürün kabul edildiği, ülkelerin kendi kültürlerini diğer ülkelere benimsetmeye çalıştıklarının bir gerçek olduğuna dikkati çeken Orgeneral Başbuğ, şöyle konuştu: "Bu ana nedenin ve diğer etkenlerin de etkisiyle, ülkemizde, ulusal kültürün yozlaştırılmaya çalışıldığı da diğer bir gerçektir. Diğer taraftan, toplumumuzun bir bölümünde, ulusal kültürün, din eksenli bir yapıya oturtulmaya çalışıldığını da görmekteyiz. Bütün bu önemli gelişmelerin, ulus devlet yapımıza zarar verdiğini düşünmekteyiz. Türk devrimine karşı yürütülen bu tip girişimlere karşı, anayasa ve demokratik hukuk düzeni çerçevesinde, devletin tüm kurum ve kuruluşları ve sivil toplum kuruluşları tarafından, Anayasal düzenimizin temelini oluşturan laikliğin korunması, dinin, siyasal ve ekonomik amaçlarla kullanılmasının önlenmesi, ulusal eğitim ve öğretimin bu tür hareketlerin etkisinden kurtarılması, toplumumuzun bu tip hareketlere karşı bilinçlendirilmesi, ulusal kültürümüzü, bütün zararlı etkilerden korumak amacıyla, topyekun bir mücadele verilmesi gerekmektedir. Mücadele öncelikle; kültür, eğitim ve öğretim alanında verilmelidir." ENTELEKTÜEL DERİNLİK Orgeneral Başbuğ, cumhuriyetin ve devrimlerin korunmasının tek yolun "Atatürkçü Düşünce Sistemi" olduğunu belirterek, bunun, "çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkılmasını temel hedef alan, bu hedefe ulaşmak için, akıl ve ilmin yol göstericiliğini kabul eden, dinamik bir dünya görüşü" şeklinde tanımlanabileceğini söyledi. "Atatürkçü düşünce sistemi"nin kendi kendini üreten ve geleceğe dönük doğasının, geri döndürülemeyecek bir güçle kendi yatağında aktığını belirten Başbuğ, "Bunun tersini akıllardan geçirmek, boşuna bir çaba ve büyük bir hayal kırıklığı olacaktır" dedi. Harbiyelilere, "Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ’Cumhuriyeti kuranlar, onu korumaya da muktedir olmalıdırlar’ şeklindeki sözlerini, hiç unutmayınız" diye seslenen Orgeneral Başbuğ, bunun için de "Atatürkçü Düşünce Sistemi"nin entelektüel derinliğine inmeleri ve kendilerine rehber edinmeleri gerektiğini söyledi. "TSK, HER ZAMAN TARAF OLACAK" Orgeneral Başbuğ, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın, "Cumhuriyetin temel niteliklerine sahip çıkmak, iç siyasetle ilgili olmayıp, yasalarla silahlı kuvvetlere verilen bir görevdir ve askerin yasalarla verilmiş görevleri, yapma veya yapmama gibi bir seçeneği ve lüksü yoktur" sözlerine dikkati çekerek, kendisinin de Kara Kuvvetleri devir-teslim töreninde, Türkiye üzerinde iç ve dış kaynaklı radikal değişim projelerinin bulunduğunu ifade ettiğini anımsattı. Orgeneral Başbuğ, şunları kaydetti: "Bu kesimler, projelerinin önündeki en önemli engel olarak, TSK’yı görüyorlar. Bunlar, TSK’nın siyasete müdahale ettiğini ifade ederek; silahlı kuvvetlerin özellikle, milli güvenlik açısından, anayasal düzenin üç temel niteliği olan; ulus devlet, üniter devlet ve laik devlete yapılan saldırılara, kayıtsız kalmasını istiyorlar. Bu kesimler, büyük bir yanılgı içindedirler. TSK’yı, başka ülkelerin ordularıyla karşılaştırarak, farklı sonuçlar üretmeye çalışanlar, Türk toplumunun tarihini de, gerçeklerini de bilmeyenler, ya da kendilerine yabancılaşmış olanlardır. TSK; ulus devlet, üniter devlet ve laik devletin korunmasında, her zaman taraf olmuştur ve olmaya devam edecektir." ATATÜRK VE TÜRK DEVRİMİ Orgeneral Başbuğ, konuşmasının Atatürk ve Türk Devrimini değerlendirdiği bölümünde ise, Mustafa Kemal Atatürk’ün dahiliğinin ve entelektüel devrimci yapısının üzerinde fazla durulmadığını belirtti. Atatürk’ün, gerçekleştirdiklerinin hem ihtilal, hem de inkılap yönlerinin bulunduğunu düşündüğünü ve verilecek ismin bu iki kavramı da kapsayan bir isim olmasını istediğini ifade eden Orgeneral Başbuğ, Atatürk’ün tarifinin de "Türk devrimi, kelimenin ilk anda akla getirdiği ihtilal anlamından başka, daha geniş bir değişmeyi anlatır" şeklinde olduğunu kaydetti. Atatürk’ün ölümünden sonra devrim yerine inkılap ve reform deyimlerinin daha sık kullanıldığına işaret eden Orgeneral Başbuğ, "Bu konunun derinliğine tartışılmasını akademisyenlere bırakmanın uygun olduğunu düşünmekle beraber, devrim ve devrimcilik terimlerinin kullanılmasının daha uygun olduğunu değerlendiriyorum" dedi. Devrim ile modernleşme arasında yakın ilişki olduğunun unutulmaması gerektiğini ifade eden Orgeneral Başbuğ, Atatürk’ün birçok kişi tarafından "Modern Türkiye’nin Kurucusu" olarak tanıtılmasının da bu ilişkiyi doğruladığını vurguladı. Atatürk’ün, büyük bir asker, başarılı bir komutan, bir devlet kurucusu, yüksek niteliklere sahip bir devlet adamı, düşünceyi, eyleme bağlayan bir lider olmasının yanında, devrimci kişiliğe sahip olduğunu belirten Orgeneral Başbuğ, "Atatürk her şevden önce devrimcidir. Entelektüel bir devrimcidir. Atatürk denilince Türk devrimi, Türk devriminden söz edilince de Atatürk hatırlanmalıdır" dedi. "DEVRİMİN GERÇEK SAHİBİ TÜRK ULUSU" Atatürk’ün yaşamını eşsiz kılan unsurlardan birisinin de O’nun bir dahi olarak tanımlanması olduğunu ifade eden Orgeneral Başbuğ, "Şimdi burada kendimize şu soruyu soralım: Bizler eğitim ve öğretimde; Atatürk’ün bir dahi olduğunu, onun dehasını ve entelektüel boyutunu, yeterli şekilde yeni nesillere öğretebildik mi? Yoksa, sadece Atatürk’ün neler yaptığını yeni nesillere öğretmekle mi yetindik?" diye sordu. Orgeneral Başbuğ, uygulamalarında her zaman gerçekçiliği ve pratikliği prensip olarak kabul eden Atatürk’ün, Türk devriminin bütün aşamalarını öncelikle askeri kadrolara dayanarak gerçekleştirirken, devrimin gerçek sahibinin Türk Ulusu olduğunu söyleyerek; aslında, Türk Ulusunun Türk devrimine ortak olmasını ve sahip çıkmasını istediğini söyledi. Orgeneral Başbuğ, şunları kaydetti: "Bugün içinde bulunduğumuz durum, Türk devriminin başlangıcındaki dönemden çok farklı mıdır? Dünyada yaşanan devrimlerin büyük bölümünün kaynağı ve dayanağı olan, güçlü, entelektüel ve ulusalcı sosyoekonomik kadroların Türkiye’deki varlığından bugün de söz edilebilir mi? Eğer söz edilebilirse, bu kadrolar, devrimlerin korunması, sürekliliği ve ilerletilmesinde kendisine düşen görevleri yerine getirmekte midirler? Yoksa, bu görevler öncelikle yine, askeri ve sivil kadrolardan mı, ya da yine Türk ulusunun bütününden mi beklenmektedir?" "MİLLİ EĞİTİM, TÜRK DEVRİMİNİ TAM SAVUNUYOR MU?" Toplumun bu görevleri yeterince yerine getirmesi, her şeyden önce, topluma verilecek yüksek kaliteli bir eğitim ve öğretime bağlı olduğunu ifade eden Orgeneral Başbuğ, bunun yanında, kurumsallaşmanın da gerekli olduğunu vurguladı. Orgeneral Başbuğ, şöyle konuştu: "Bu gerçeği gören Atatürk, milli eğitime ve öğretmenlere en büyük önemi verirken, Türk Tarih Kurumu, Türk Dil Kurumu, Halkevleri gibi uygulamaları ile de kurumsallaşmanın sağlanmasına çalışmıştır. Burada, yine kendimize sormamız gereken soru şu olmalıdır: Yüksek kaliteli bir eğitim ve öğretim alanında Türkiye nerededir? Türk devrimlerinin koruyucusu olan kurumlar; bugün, kendilerinden beklenen görevleri tam olarak yerine getirmekte midirler? Milli eğitimin tüm kadroları, Türk devrimlerinin savunuculuğu görevini tam olarak yerine getirmekte midirler?" Orgeneral Başbuğ, Atatürk’ün dehasını ve entelektüel yapısını iyi anlayabilmek için onun entelektüel düşünce yapısını nelerin etkilediğini analiz etmek gerektiğini belirterek, O’nun askerlikten tarihe, dilden uygarlıklara, sosyolojiden psikolojiye, felsefeden ekonomiye kadar geniş bir ilgi alanına sahip olduğunu anlattı. Atatürk’ün, bir lider için kısa bir yaşama sığdırılan ve üzerine not düşülecek kadar inceden inceye 4 bini aşkın kitap okuduğunu belirten Orgeneral Başbuğ, Atatürk’ün bir taraftan rasyonalist yazarları okurken diğer taraftan da ünlü düşünürlerin cumhuriyet ve monarşiyle ilgili eserlerini incelediğini, böylece farklı düşünceleri inceleyerek objektifliği yakaladığını kaydetti. Orgeneral Başbuğ, Atatürk’ün tek bir öğretinin ya da düşünürün izleyicisi olmadığını, onların hepsini değerlendirerek, üstün bir analiz yeteneğiyle bir sonuca vardığının, açık olarak ortada olduğunu belirterek, bunun da bilgi çağının temel düşüncesi olan eleştirel akılcılığın ta kendisi olduğunu söyledi. Orgeneral Başbuğ, "Şimdi ise, şu soruyu sormak herhalde uygun olacaktır: Yaşamış ve yaşamakta olan devlet adamı ve liderlerden hepsi sorgulanmak ve dikkatle okunmak şartıyla bu kadar geniş özel kitaplığa sahip olan kaç kişi sayabiliriz? İşte, Atatürk’ü emsalsiz ve bugün için de geçerli kılan husus, O’nun dehası ve entelektüel yapısının derinliğidir" diye konuştu. "ULUSAL KÜLTÜR" Orgeneral Başbuğ, Türkiye Cumhuriyeti’nin doğuşu ve gelişiminin bir devrim olduğunu belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü: "Devrimin ana amacı, bir ulusun, Türk Ulusunun yaratılmasıdır. Bu devrim, ümmet toplumundan, laik ulus devletine dönüşümdür. Ulus; dil, kültür ve ülkü birliği ortak paydaları ile birbirine bağlı vatandaşların oluşturduğu siyasal ve sosyal bir birliktir. Bu ulus anlayışı, ırksal ve dinsel öğelere bağlı değildir, bağlanmaya da çalışılmamalıdır. Ulus kavramı ayrıştıran değil, birleştiren bir olgudur. Ulus bir bütündür. Bu nedenle, ulus devletimizi daha da güçlü kılacak yolun, farklılıkları öne çıkararak yapay ayrılıklar yaratmaktan değil, ortak değerlerimizi öne çıkararak, yaşamın, bütün alanlarını kapsayan ulusal kültürümüzü, çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkartılmasından geçtiğine inanmaktayız. Ulus devletin temel dayanağı ise, ulusal kültürdür. ulusal kültürün, çağdaş uygarlık düzeyine çıkartılması ise hedeftir. Bütün bu düşünceler, cumhuriyetin temel kuruluş felsefesini oluşturmaktadır." Atatürk’ün Nutku’nun ana fikrini "ulusal kültür" kavramının oluşturduğunu ifade eden Orgeneral Başbuğ, "Birincisinde, yüksek Türk kültürünün Türk kahramanlığı ile birlikte, Türkiye Cumhuriyeti’nin temelini oluşturduğu, ikincisinde ise, çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkarılması istenilenin, ulusal kültür olduğudur" dedi. Orgeneral Başbuğ, Atatürk’e göre; ulusal kültürün, "Türkiye Cumhuriyeti’nin damarlarında dolaşan kan" olduğunu dile getirdi. Orgeneral Başbuğ, Türk devrimine sahip çıkma görevinin bütün Türk ulusuna, Ulu Önder Atatürk tarafından verilen bir görev olduğunu kaydetti. AKP'li Çelik: İrtica karşısındaki birinci güç iktidardır
|
|||||||||||||||||||||