|
 |
|
|
Kayseri'nin yeni sınavı
Geçtiğimiz yıl tamamı düşme potasından çıkmış bir kadroyla yola çıktı Kayserispor. Ağır travmadan çıkmış oyuncularının yanına misal Sakaryaspor'dan alınmış yine düşmüş oyuncular toplandı. Bir önceki yıl yedek kalan oyuncular ilk 11 şansını buldu. Artık emeklilik ikramiyesi peşinde olduğu izlenimin veren Johnson, Kayseri'nin ligi bitirdiği sırayı kariyerinde görmüş tek oyuncuydu. Samsunspor'dan gelen Ertuğrul Sağlam da oyuncularından çok da farklı olmayan bir travmadan çıkmıştı. Ben de bir çoğu gibi düşeceklerini düşünüyordum. Zirveyi buldular. Sezon sonu geldiğinde bu oyunculardan talibi olmayan neredeyse yoktu.
Gökhan Ünal, ligin en yüksek bonservis teklifini alan yerli oyuncusu oldu. Mehmet Topuz da onu izliyordu. Bu inanılmazdı. Hele de bu iki oyuncunun hem de 1 buçuk sene önce düşmeme mücadelesi sırasında, bugün adı çok az duyulan bir oyuncuya karşılık takasa verilmekten son anda döndükleri göz önüne alındığında.
Pazar günü Kayserispor'u izlerken bütün bunların nasıl olduğunu hayretle izledim. Doğru, sağlam farklı, güvenli bir futbol. Seyirci o kadar alışmış ki, neredeyse hiç ses çıkarmadan izliyor maçı. Süleyman Hurma'yı isyan ettirecek kadar.
Hollanda Ligi'nin tepelerinde dolaşan, yeniden doğan AZ'nin karşısına güçlü bir tur umuduyla çıkıyor şimdi de. Kayseri, Antep'in, Gençler'in, Denizli'nin geldiği noktaya yaklaşıyor.
Çalışma ahlakı yerinde, işine kafa patlatan bir teknik direktörü başa geçirmiş. Mali gücünü sağlam tutabilmiş. Büyük yıldızlar almadan, yıldızlarını parlatarak Türkiye'ye başka bir yolun daha olduğunu anlatıyorlar. Türkiye için asıl yolun daha az yürünmüş bu patika olduğunu.
Muhtemelen bu yılın sonunda bir başka yol ayrımına daha gelecekler. Bugüne kadar buraya gelenler hep çuvalladı. Oyuncu satmak ve yerlerini doldurmak zorunda kalacaklar. Kaç oyuncu satacaklar, kalanları nasıl motive edecekler? Hocalarına talepler gelecek. Kayseri bakalım bu, bugüne kadar kimsenin veremediği sınavı nasıl yönetecek. Onların vereceği bu sınav aslında Türk futbolunun ve liginin sınavı. Başarı, bizim başarımız olacak.
'Bizde ırkçılık yok'
"Bizde Avrupa'daki gibi ırkçılık yok". Futbol şiddetinden konuşulmaya başlandığı anda hemen söylenen bir teselli cümlesi bu. Doğrudur bizde ırkçılık yok.
Peki genel olarak kabul edilmiş, baskın, hayatın her alanında her yerde var olan başka bir ırk var mı ki, ırkçılık olsun? Varsa biz varlıklarını kabul ediyor muyuz? %99'u Müslüman olan Türkler'den kurulu bir ülkede nasıl ırkçılık olsun ki.
Sanırım burada söylenmek istenen Afrikalılara karşı ayrımcılık yapılmadığı, hatta fazlasıyla sempatik bulundukları. Doğrudur. Severiz siyahi gezegendaşlarımızı. Hatta maskot muamelesi yaparız. Çünkü genel olarak aramızda değiller. Bir dönem geldiler Afrika'dan. Tarlabaşı tarafına yerleştiler. Avrupa'nın her yerine gittikleri gibi. Artık gelmiyorlar.
Peki neredeler?
Sokakta 90'larda gördüğünüz kadar Afrikalı görüyor musunuz artık? Halbuki kültürlerin merkezi, tarihin 1 milyon nüfusu aşan ilk şehri ve ilk metropolünde bir getto oluşturmaları gerekmez miydi? Olmadı. Artık gelmiyorlar. Peki neden? Buraya ticaret, iş ya da eğitim için gelen Afrikalıların rahat bir hayat sürüp sürmediklerini "gündüz feneri" takılmalarına maruz kalıp kalmadıklarını, rahat ev kiralayıp kiralamadıklarını biliyor muyuz? Çoğuna uyuşturucu kaçakçısı ya da satıcısı yaftasının yapışıp yapışmadığını. Onların durumlarını iyice araştıran bir akademisyen var mı? Türkiye'de kolay iş bulabilir mi bir Senegalli?
Bunların cevaplarını bileniniz var mı? Neden İstanbul dünyanın 20 büyük şehrinden biriyken, bu şehirler arasında Çin mahallesi olmayan az sayıdakinden biri.
Kabul ediyorum Türkiye'de ırkçılık yok. Ama Türkiye'de kabul edilmiş yaygın başka bir ırk da yok. Unutmayalım ırkçılığın temel şartı başka bir ırkın sizin hayatınıza kalabalık şekilde girmesidir. Ve Türkiye'de ırkçılık yok diye övünmek, biraz Prens Adaları'nda trafik kazası olmuyor diye övünmeye benzer.
Günah keçisi medya
Bu ülkede spor medyası işini batılı anlamda doğru yapıyor demek için ruh sağlığınızın bozuk olması gerekir. Kabul! Doğru yapmıyoruz. Ama bu ülkede spor medyasını sporun temel sorunu olarak göstermek daha ciddi problem ister. Hele de bu eleştiriler büyük çoğunlukla, ömrünü peynir gemisini lafla yürütmeye çalışmakla geçirenlerden gelince durumun vahameti daha da artıyor. Bunu yaparak yıldız olmuş, parayı, şöhreti bununla kazanmışlardan gelince çok daha fazla...
Bu sektörün mutfağında çok değil, 1-2 ay geçirmiş olanlara sorun. Bir gün Fenerbahçe'ye yer vermeyen gazetenin durumu ne olur? O editörün, o müdürün? Misal o gün Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu var ve Fenerbahçe de günü izinli geçirmiş. Haber de yok. Siz de verdiniz bisikleti, pas geçtiniz Fener'i. Bakın telefonlar nasıl kilitleniyor. Bunu geçtim. Birinci sayfadan Beşiktaş'ı, 2'den Fenerbahçe'yi, 3'ten Galatasaray'ı verin. Bakın neler oluyor. Ne kampanyalar başlıyor.
Satış yoksa, yaşayamazsınız
Medya aracıdır. Adı bunu anlatır. Haberi alır, dünya görüşüne göre yorumlar ve aktarır. Hangi yoruma yakınsanız, onu okursunuz. Ve tüm kapitalist dünyada olduğu gibi medya ticaridir. Satmazsa yaşamaz. Radikal Futbolu da bu medya çıkardı, Gelişim Spor'u da, Fourfourtwo'yu da bu medya çıkarıyor, Slam'i de, Cumhuriyet Spor'u da. Hangisi yaşadı, hangisi ne kadar yaşar?
Türkiye'nin spor geriliğinin başlıca sorumlusu bu toplumu inşa edenlerdir. Kimsenin spor yapmadığı bir ülkede spor satmaz. Türkiye'de bugün spor az değil yok! Var olan ucuz politikadır. İnsanlar dünya görüşlerini 4 büyükler üzerine kuruyor artık. Spor dediğiniz futbol, futbol dediğiniz bu. Bir kimlik olarak seçiyor takımını. Türküm, Müslümanım Galatasaraylıyım. Ya da Beşiktaşlıyım, Çarşılıyım, Türküm. Sırası insana göre değişir. O yüzden futbola spor diye bakmak yanlıştır. 10 yıl öncesinde ilköğretimde futbolun yasak olduğu, sınıfa terli girenlerin bir de dayak yediği bir ülkede ne sporundan bahsediyorsunuz? Spor medyanın yozlaşmasıyla değil, 2 düz bir ters taklanın spor sanılmasıyla bitti bu ülkede. Durum buyken, demek sorun medya?
mdemirkol@milliyet.com.tr
|
|
|

|