|
Çatışma ve diyalog!
Papa tartışmaları sırasında gözümün önüne hep Roma'daki o güzel meydan geldi:
Campo dei Fiori.
Türkçesi, Çiçek Tarlası.
Bu meydanı ilginç kılan, Roma'da kilisesi olmayan tek meydan olmasıdır. Kilisesi yoktur ama orta yerinde kocaman bir heykeli vardır:
Kitap okuyan bir papaz...
Adı, Giordano Bruno.
Heykelin gövdesindeki kabartmalar, Bruno'nun yakılarak öldürülmesini tasvir eder.
Tarih, 16 Şubat 1600.
Giordano Bruno gün doğarken Engizisyon muhafızları tarafından sürüklene sürüklene Campo dei Fiori'ye getirilir. Odun yığınlarının ortasındaki tahta direğe bağlanır. Bir cellat, elinde keskin bir kıskaçla Bruno'nun dilini koparırken, etraftaki kalabalık kendinden geçmişçesine haykırır. Ve bir keşiş elindeki meşaleyle odun yığınını tutuşturur.
Nedir Bruno'nun suçu?
Dinlerin özünde yatan akla aykırılığı sorgulamaya kalkışmıştır. Dogmayla akıl çatışmasında akıldan yana tutum almıştır. Dinsel ve felsefi özgürlüğü savunmuştur.
Kısacası:
Katolik Kilisesi'ne meydan okuduğu için Engizisyon tarafından yakılarak ölüme mahkûm edilmiştir.
Dinle şiddet...
Dinle tolerans...
Tarihin sayfaları arasından bugünlere kadar bakarsanız, bu konularda söylenecek çok şey bulabilirsiniz.
Yanlış anlaşılmasın.
Papa 16. Benedict'in söylediklerini onaylamıyorum. İslamla şiddet arasında kurmuş olduğu bağın günümüze dönük kışkırtıcı, provokatif yanı çok açık.
Burada siyasal bir oyun var.
Burada bir sinsilik sırıtıyor.
Ama burada doğru olan, eğer bu ince bir tuzaksa, bu tuzağa düşmekten özenle kaçınmaktır. Uygarca tartışmanın yollarında yürümeye çalışmaktır. Din konusunu çatışma değil, diyalog zeminine çekmek için gayret sarf etmektir.
Oyun ancak böyle bozulur.
Barış yolu ancak böyle açılır.
Yangına körükle gitmeyerek...
Başka çare var mı?.. Köktendincilerin oyununa mı geleceğiz?
Evet, bütün dinlerin özünde akla aykırılık vardır. Yoktur diyebilir misin? İnanç, inançtır. Kendi inandığı, gönül verdiği kutsalların sorgulanmasından hoşlanmaz dindar insan. Çünkü o kendi inancında bütün iyilikleri gördüğü için inanmıştır.
Herkesin inancı kendinedir.
İnançsızlığı da öyle...
Ama inançlar da, hiç kuşkusuz üslubuyla, gereken itinayla, entelektüel düzeyde ele alınıp tartışılabilirler. Bazı eleştirel yaklaşımlara konu olabilirler.
Ancak, bu bakımdan özellikle İslam dünyasının hazır olmadığına dair örnekler daha çok göze çarpıyor. Günümüzde daha çok Müslüman kitlelerin kolayca provoke edilip şiddet ve çatışma tuzağına çekildikleri bir başka olgu değil mi?..
Kısacası:
"İslam dini, barış dinidir" diyenlere daha farklı, daha sakin, daha aklı başında tavırlar yakışır.
Bu konu özellikle bizim ülkemiz için birçok açıdan önem taşıyor.
Bu arada unutmayın, Papa'nın kasım ayında Türkiye ziyareti var. Bu ziyaret, Başbakan Erdoğan'ın her fırsatta vurguladığı medeniyetler diyaloğu konusuyla yakından ilgili.
Bu diyaloğu çatışmaya dönüştürmek isteyenler için, Papa'nın Türkiye ziyareti eşsiz bir fırsat yaratabilir. Bu ziyaret sırasında yaşanabilecek provokasyon ve kışkırtmalarla, tepkilerle uygarlıklar arası diyalog da, dinler arası diyalog da, Türkiye'nin Avrupa yolu da, hiç kuşkunuz olmasın, zarar görebilir.
İçte ve dışta, bunun için tam siper olmuş heyecanla bekleyen o kadar ilginç odak var ki...
Evet, yapacak çok iş var.
Duygular değil akıl yol gösterici olmalı. Çatışmadan değil, diyalogdan, uygar tartışmadan medet ummalıyız.
İktidar ve muhalefet odakları, bir bütün olarak siyaset, sivil toplum, akademik dünya, elbette medya, kamuoyunu bu yolda oluşturacak bir çaba içine girmelidir.
Sinsi tuzaklara düşmek istemiyorsak, başka çare var mı?..
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|