Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 26 Eylül 2006 / Salı  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten

Böyle gidecekse, tren kazası olsun


Uzunca bir süredir aynı rahatsızlığı hissediyordum. Geçen hafta Murat Yetkin yazınca, ben de patladım. Gerçekten de artık çekilmez bir noktaya geliyoruz. İçimden "Eğer bu işi gerçekten devam ettirmek istemiyor ve hayatı birbirimize zehir etmeyi kafamıza koyduksa, gelin ipi koparalım. Tren kazası olacaksa olsun" demek geliyor.

Yüksek sesle söyleyemiyorum, zira müzakereleri kesmenin sonradan ortaya çıkaracağı faturanın ne kadar büyük olacağını da biliyorum. Bu faturanın büyüklüğünü bilmeyenler için de, "kopacaksa kopsun" demek kolaydır. Müzakereyi durdurmak kolaydır, ancak tekrar başlatırken, öylesine ödünler vermek zorunda kalınır ki, kimseler altından kalkamaz.

Türkiye'yi Avrupa içinde görmek istemeyenlerin de en büyük beklentisinin bu olduğunu biliyoruz. Türk kamuoyunun sabrının tükenmesini ve her zamanki heyecanıyla hareket etmesini arzuluyorlar. Hatta bu tren kazasını tahrik edebilmek için ellerinden geleni yapıyorlar.

Türkiye'yi Avrupa'da görmek isteyenlerin yapmaması gereken bir tek şey varsa, o da müzakereleri kesmeye kalkışmaktır.

Mantık bunu gerektiriyor. Ancak insanlar sadece mantıkla hareket edemiyorlar ki! Hepimiz hislerimizle de kararlar alıyoruz. Belki sonrasında pişman oluyoruz, ancak bir an geliyor ki, yetti artık diye ayaklanıveriyoruz.

Henüz bu sınıra gelinmedi.

Ancak yaklaştık.

Eğer bu şekilde devam ederse, bir gün ipleri inceldiği yerden koparmaktan başka çare kalmayabilir. Geri dönüşü olmayan bir yola girilebilir.

Şu hale bakın…

Ülkenin geleceğini düşünmek yerine, sırf muhalefet yapabilmek veya başka çıkarlarını sürdürebilmek, Avrupa projesini yıkmak için inanılmaz tartışmalar çıkarılıyor.

301'in kalkmasını isteyenler, Türkiye'ye hakaret etme meraklıları olarak gösteriliyor. Vakıflar Yasası gündeme geldiğinde -artık bıkkınlık vermesine rağmen- hemen Lozan ve Sevr polemiği körükleniyor. Uyum yasaları TBMM'de yerden yere vurulurken, Başmüzakereci Ali Babacan dünyanın başka yerlerinde ve başka işlerle uğraşıyor. Koskoca 9'uncu paket, bir bürokrat ile konudan son derece uzak bakanlara bırakılıyor.

Hükümet AB'yi elinin ucuyla tutarken, CHP gibi sözde sosyal demokrat olduğunu ileri süren bir parti en fazla savunması gereken ilkelere ve Avrupa fikrine karşı çıkıyor.

Dökülüyoruz…

Sapır sapır dökülüyoruz…

Bir zamanlar, yöneticilerimizin vizyonu olduğunu sanmıştık. Meğer göstermelikmiş. İktidarı ve muhalefetiyle, siyasilerimiz sadece kendilerini düşünüyorlarmış.


AVRUPA SANKİ DAHA MI AKILLI DAVRANIYOR?

Türkiye'de Avrupa konusu ne kadar bir iç politika malzemesine dönüştürüldüyse, ne kadar hoyratça kullanılıyor ve ilerde çok pişmanlık yaratacak bir yaklaşımla ele alınıyorsa, Avrupa'da da aynı yaklaşım var.

Avrupa'yı yöneten siyasiler de cüce olduklarını, vizyonsuz, sadece iç politikayı düşündüklerini, Türkiye konusunda açıkça ortaya koydular.

Önce Kıbrıs konusunu yüzlerine gözlerine bulaştırdılar, ardından Türk limanlarının açılması gibi tamamen teknik bir konuyu, siyasi bir soruna dönüştürdüler. Şimdi de içinden çıkılmaz bir noktaya getirdiler.

Neden?

Fransa, Avusturya, Almanya ve Hollanda'nın iç politika oyunları bunu gerektiriyor da ondan…

Her bölümün müzakeresini, tamamen siyasi veya ideolojik gerekçelerle yokuşa sürdüler.

Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, Avrupa Parlamentosu da, tam bir hoyratlık içinde, en olmadık beklentiler ve taleplerle Türkiye'nin kapısını çalmayı adeta bir oyuna dönüştürdü.

Avrupa da sapır sapır dökülüyor.

Hem Türkiye, hem de Avrupa'dakiler birbirlerini umursamıyorlar, hafife alıyorlar. İç politika oyunu oynuyorlar.

İşte bu manzarayı görünce, insan kendi kendine "o zaman bunlara oyuncaklarını kaybettirelim de günleri görsünler" diyor. Ancak, ardından ödenecek faturayı düşününce duraklıyor.

Tren kazaları bir yere kadar ertelenir.

Bu tip karşılıklı oyunlar bir yere kadar oynanır.

Bir gün bir bakarsınız, oyun karakolda bitmiş.

O zaman pişman olursunuz, ancak artık iş işten geçmiştir.

İşte bu noktaya yaklaşıyoruz gibime geliyor.

(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. )

mabirand@e-kolay.net








Taha AKYOL
Kadın, töre, etnik milliyetçilik
BATMAN yine kadın intiharlarına sahne oluyor....
Melih AŞIK
Talim Tarikat
Milli Eğitim Bakanlığı'nın, İlköğretim 8. sın...
Fikret BİLA
Org. Başbuğ'un durum değerlendirmesi
Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt'ın, ...
Hasan CEMAL
Çatışma ve diyalog!
Papa tartışmaları sırasında gözümün önüne hep...
Güneri CIVAOĞLU
Şaziye ve Antalya
Altın Portakal Film Festivali için Antalya'da...
Can Dündar
Piç
Bir yurttaş bağırıyor Başbakan'a:
Abbas GÜÇLÜ
Eğitimde yaşanan kaoslar
Aileleri ve iktidarları en fazla sıkıntıya so...
Hurşit GÜNEŞ
Dış ticaret açığının telafisinde bozulma
Ekonomide en önemli kırılganlık cari açık ola...
Sami KOHEN
Papa ile diyalog
Özür dilemedi. Aslında yetkili çevreler böyle...
Metin MÜNİR
Mr. Blair, Mr. Baykal
İngiltere'de art arda üç defa seçim kazanan i...
Derya SAZAK
Pamuk'u suçlamak!
TCK 301'inci maddeden açılan davaların soruml...
Meral TAMER
Dülger'in özrü, kabahatinden daha büyük
TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı, AKP Antalya...
Güngör URAS
Çimentoda yabancıların payı yarıya yaklaşıyor
Oyak'ın Elazığ Altınova Çimento Fabrikası'nın...
Serpil YILMAZ
Çiftçinin alın terini markaya dönüştürmek
Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Tarım Satış Kooper...
M. Ali BİRAND
Böyle gidecekse, tren kazası olsun
Uzunca bir süredir aynı rahatsızlığı hissediy...

© 2006 Milliyet