|
'Türklüğe hakaret'
ATATÜRK zamanında İtalya'dan alınan (eski) Türk Ceza Kanunu'nun 159. maddesinde de "Türklüğe, cumhuriyete, TBMM'ye, hükümetin manevi şahsiyetine, bakanlıklara, devletin askeri ve emniyet kuvvetlerine ve adliyenin manevi şahsiyetine" alenen hakaret etmek suç sayılıyor ve cezalandırılıyordu. Fakat bu bir şarta bağlı idi: Adalet Bakanı izin verirse dava açılıyor, izin vermezse, mesela "Türklüğe alenen hakaret" eden kimse hakkında kovuşturma açılmıyordu.
Acaba neden?!
Bugün aynı suçu düzenleyen 301. madde etrafındaki tartışmalarda sağlıklı bir akıl yürütme yolu bulmanın ilk adımı bu sorudan geçiyor.
Evet, soruşturma açılması, siyasi bir organ olan Adalet Bakanı'nın iznine bağlanmıştı. Çünkü suç sayılan bu eylemler tamamen "siyasi" niteliktedir, bu bir. İkincisi, cezanın bir amacı da kamu yararıdır; halbuki "siyasi" bir davada kamu yararı olmayabilir, hatta "kamu zararı" bile olabilir!
Bunu Adalet Bakanı takdir edecek, ona göre dava açılacak veya açılmayacaktı.
Türklüğe yarar mı?
Bugün eski 159. maddenin yerini 301. madde aldı. Sadece "Bakanlıklara hakaret" suç olmaktan çıkarıldı ve "Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz" diye 'liberal' bir cümle eklendi, ceza miktarı azaltıldı.
Çok önemli bir değişiklik daha yapıldı: Artık "Türklüğe, cumhuriyete, meclise, yargıya, orduya..." hakaret davaları için savcılar Adalet Bakanlığı'ndan izin almıyor! Çünkü "Adalete siyaset karışmasın" diye bunu kaldırdık.
Ve elbette artık savcılar davanın ülkeye "siyasi" yarar mı, zarar mı getireceğine bakmadan, bu anlamda "kamu yararı"nı ölçmeden davalar açıyorlar.
Giderek ne oluyor? Türklük kavramı dünyada ikide bir yazarları hapisle tehdit eden, 'ceberut' bir görüntüye bürünüyor! Hatta Türkler soykırım yaptı da bunun söylenmesini "Türklüğe hakaret suçu" diyerek bastırıyorlar şeklinde bir imaj oluşuyor.
Bu imaj Türklüğü yüceltiyor mu?! Aşağılıyor mu?! Bu imaj Türkiye'nin ve Türklüğün lehine mi, aleyhine mi?! Açılan soruşturma ve davaların hepsinde siyaseten "kamu yararı" mı var?!
Cumhurbaşkanı baksın
Eski Ceza Kanunu'ndaki 159. madde, yeni Ceza Kanunu'ndaki 301. madde, hukuk doktrini açısından da kesinlikle "siyasi" niteliklidir; onun için Adalet Bakanı'nın iznine bağlanmıştı. Çünkü bazı davaların götüreceği, getireceğinden fazla olabilirdi ve bunun 'siyasi' açıdan değerlendirilmesi gerekirdi.
Tamam, Adalet Bakanı'nın iznini kaldırdık; çünkü bazı bakanlar siyasi tercihlerinin etkisi altında kalmıştı. Şimdi eski Yargıtay Başkanı değerli hukukçu Sami Selçuk bir teklifte bulunuyor:
- Bu davalar Cumhurbaşkanı'nın iznine tâbi olsun!
Çok doğru... Çünkü cumhurbaşkanı makamındaki kişi, anayasal olarak tarafsızdır, milletin birliğini temsil eder, "Türkiye Cumhuriyeti'nin şan ve şerefini yüceltme" yemini ile göreve başlar. "İcranın başı" olarak da "kamu yararı"nın mı yoksa "siyasi mazarrat"ın mı bulunduğunu takdir eden bir şahsiyettir. Ayrıca yine Selçuk'un dediği gibi, 301. maddenin içeriğini de modern hukuka göre düzenlemeliyiz.
Öneriyorum, AKP ve CHP böyle bir çözümde uzlaşsın; göreceksiniz Türkiye çok rahatlar...
t.akyol@milliyet.com.tr
|
|