|
Ateşkes!
Güneydoğu'da görev yapan devletin bir valisinden 1990'larda bir gün dinlemiştim.
İlk kez 1980'li yıllarda vali muavini olarak bölgeye gelmiş. Eline bir kitapçık sıkıştırılmış. İçinde, Türkiye Cumhuriyeti devletinin bölgeye ve Kürtlere dönük temel siyasetiyle ilgili çerçevenin ve 'kırmızı çizgiler'in yer aldığı resmi bir belge...
Bu devlet belgesinin eskilerde kaldığını, yenilenmediğini söylemişti bana. Güneydoğu'da geçirdiği yıllar içinde bu belgenin gerçeklerden nasıl kopuk hale geldiğini anlatmıştı.
Devlette böyle olabiliyor.
Temel konularda bir siyaset belgesi hazırlanıyor. Nelerin nasıl yapılması gerektiği ilkelere bağlanıyor. Siyasetçinin, bürokratın eline veriliyor. Konuşmalar, çıkışlar, tepkiler bu belgeye göre yapılmaya başlıyor.
Kısacası:
Bir resmi söylem tutturuluyor. Yıllar geçtikçe, bu söylem bir yerde 'ezber'e dönüşüyor. Ezber sürekli tekrarlanıyor.
Herkesin kolayına da geliyor bu. Bir takım klişeleri slogan haline getirip tekrarlıyorsun, böylece görevini yaptığını sanıyorsun. Önünü arkasını sormuyorsun. Sorgulamak zahmetine katlanmıyorsun.
Yıllar böyle geçiyor.
Ama bir gün geliyor, yaşananların ne kadar farklı olduğunu görmeye başlıyorsun. Hele bir de bizzat olayların içindeysen, bazı resmi devlet belgelerinin gerçeklerle nasıl uyumsuz hale geldiğini kendin tespit etmeye koyuluyorsun.
Güneydoğu'da bu yaşandı.
Yıllar yılı Kürt yok, Türk var dedik. Kürt kimliğini, Kürt dilini Kürtçe isimleri yasaklayacak kadar yok saydık.
Gerçekte hiçbiri yok olmadı.
Ama biz Kürtleri yok sayan 1930'ların devlet belgelerini, 1980'lerde bölgeye giden valiye, vali muavinine talimat olarak vermeye devam ettik.
Yani gerçekleri hiçe saydık.
Devletin resmi belgelerinde durum bugün ne kadar farklı, bilemiyorum.
Ama bir noktayı biliyorum:
Güneydoğu'da gerçeklerle resmi söylem bugün de çelişiyor, çatışıyor. Bir takım ezberler hala sorgulanmıyor.
Evet, PKK'ya karşı devletin mücadelesi meşru ve haklı. Evet, PKK'nın şiddet ve terör eylemleri tam bir rezillik. Evet, PKK'nın öncelikle koşulsuz olarak silah bırakması, şiddeti bir siyaset aracı olarak kullanmaktan vazgeçmesi lazım. Evet, PKK muhatap kabul edilemez devlet tarafından...
İyi güzel.
Ben de böyle düşünüyorum.
Yıllardır da yazıyorum.
Ama bunları tekrarlamakla iş bitmiyor. Haklı ve meşru silahlı mücadeleyle de iş bitmiyor. Çözüm namlunun ucunda değil çünkü. Daha derinlemesine, daha soğukkanlı düşünmek, resmi söylemin arka planına bakmak ve bir takım ezberleri bozmak zorundayız.
Neşe Düzel, öteden beri PKK'ya yakın duran ve DEP milletvekilliğinden dolayı yıllar yılı hapis yatan Hatip Dicle'ye soruyor:
"PKK'nın yaptığı her eylem, Türkiye'deki cuntacıların, baskıcıların, yasakçıların, AB karşıtlarının güçlenmesine yol açıyor, öyle değil mi?"
Hatip Dicle:
"Katılıyorum, farklı düşünmüyorum."
Neşe Düzel:
"PKK eylemleri sonucunda oluşan havadan Türk ve Kürt halkı memnun değil.
Hatip Dicle:
"Değil."
Neşe Düzel:
"AB karşıtı çevreler ise çok memnun. AB yolunun kesilmesini isteyen Türk şahinleri belli ki, PKK eylemlerinin sürmesini istiyor. AB üyeliğinin ve demokrasisinin engellenmesini isteyenler, PKK'nın isteklerini niye kabul etsinler?"
Hatip Dicle:
"İzlediğim PKK belgelerine göre, onlar silahı tamamen bırakmak istiyorlar. Ama bize 'Onurlu bir çıkış yolu verilsin!' diyorlar. Net söyleyelim. PKK bugün bir sinyal bekliyor. Buna terörist deyin, gerilla deyin, ayrı bir mesele. Ama dağda üç, beş bin silahlı insan var. PKK üç şey söylüyor. Bir, 'Benim şu anda üç beş bin gerillam var. Bunların silahlarını onurlu şekilde bırakacakları ortamı yaratın' diyor. İki, 'Cezaevindeki önderimi bırakın' demiyor ama, 'Hiç olmazsa onun tecridini uluslararası hukukun tandığı haklara uygun hale getirin' diyor. Üç, 'Kürtlerin kültürel haklarını anayasal, yasal güvence altına alın' diyor." (Radikal, 25 Eylül 06, s.6)
Evet, PKK'yı muhatap almak yok. Evet, PKK ile pazarlık yok, tamam...
Ancak, PKK'lının dağdan indirilmesi, silahsızlandırılması önemli değil mi?
Bunun koşulları nasıl yaratılabilir, düşünmeye değmez mi?
Bunun gibi bir ateşkes önemsiz sayılabilir mi? 1999'la 2004 arasında ateşkesle geçen beş yıl genel olarak Türkiye'nin çıkarına olmadı mı?
Evet, PKK'ya karşı mücadele haklı ve meşrudur. Ancak bu gerçek, Türkiye'nin daha derin düşünüp taşınmasına herhalde engel değildir, olmamalıdır da...
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|