|
2 atla yolculuk
AB'nin Ankara Büyükelçisi Kretschmer'in Türkiye'den ayrılması nedeniyle saygın sivil toplum örgütü Marmara Grubu'nun düzenlediği yemekteyiz. Sorulardan biri de, "AB'ye tam üyelik için Türkiye izlenimleriydi."
Kretschmer, önce yazarların ve gazetecilerin hapis istemiyle yargılanmakta oluşunu vurguladı. AB hukuk sisteminde bunun yeri olmadığını söyledi.
Düşünce ve söylem özgürlüklerinin yetersizliğine -altını çizerek- işaret etti.
Böylece Orhan Pamuk, Elif Şafak, Hrant Dink ve diğer yazarlara gönderme yapıyordu.
......................
Kretschmer, mahkeme kararlarını da eleştirdi. "Karar metinlerinin, yasa maddelerini değil, ideolojik görüşleri yansıttığını" iddia etti.
"Mahkemeler ideolojik karar veremez" mesajını birkaç kez tekrarladı.
"Avrupa hukuk sistemi ve hukuk devletinde yargı sadece hukukun yazılı ve yazılı olmayan kurallarına dayanarak karar verir. İdeolojik hukuk olmaz" görüşlerini dile getirdi.
......................
Masada Kretschmer'in iki metre solunda emekli bir orgeneral oturmaktaydı.
Zaman zaman ona doğru eğilerek, yüzüne bakarak "askerin, siyaset üzerinde ağırlığı olduğunu, siyasi konularda askerin konuştuğunu, etkilediğini, kamuoyu oluşturduğunu" söyledi.
AB ülkelerinde askerin siyaset dışında kaldığını ve siyasette üniforma gölgesinin kesinlikle olmadığını birkaç kez tekrarladı.
......................
Ya... Ermeni kıyımını, hatta Pontus (Rum) kıyımını, Süryani kıyımını tanımak gibi abuk önkoşullar dayatmak?
Yaklaşımı şöyleydi:
"Türkiye, reformlarını hızlandırır, uyum yasalarını ciddi şekilde uyguladığını gösterirse, düşünce özgürlükleri, yargı kalitesi ve asker-siyaset ilişkileri AB ölçütlerinde demokrasi standartlarını yansıtırsa, kıyım iddiaları ve Türkiye'nin önüne konabilecek başka engeller için psikolojik altyapı bulunamaz.
Türkiye'ye olumlu gözle bakılan bir ortam oluştuğunda 'abuk' koşullar ayrıkotu gibi kalır.
Ama...
Türkiye, aydınlarını yargılarsa, düşünce özgürlükleri yeterince yoksa, yargı kararları ideolojikse, asker, politika üzerinde ağırlığını hissettiriyorsa, reform yasaları ağır aksak çıkarılıyor ve uygulamaları topallıyorsa, demokrasi standartları AB standartlarının gerisinde ise, o zaman 'aykırı kafalar' olmayacak önkoşulları da gündeme taşımak için uygun ortam ve cesaret buluyorlar."
......................
Önce Kretschmer'in üslubunu, diplomasinin ötesinde köşeli ve sert bulduğumu belirtmek isterim.
Aynı düşünceleri daha zarif bir ifadeyle dile getirebilirdi.
İçerik ve üslup olarak tamamına değilse de, konuşmanın büyük kısmına katılıyorum.
Örneğin... 56 belediye başkanı ile ilgili yargılamanın tam bugünlere rastlaması talihsizlik...
Hakkâri'de askerin çöp temizliği de, bilmem AB'de anlaşılabilecek mi?
Bu gözlemim sadece "söylemiş oldukları" içindir.
Bir de "söylemedikleri" var.
Özellikle "din motifli siyaset" ve bu kafanın bürokrasiyi pençesine alması, tarikatların tıpkı siyasi partiler gibi laik devlete "gölgeleriyle" çökmesi, irticaın önlenemez tırmanışı üzerine tek kelime etmemesi vahim eksikliktir.
PKK'nın oluşturduğu bölücü tehlike, şiddet ve kan kültürü için de tek kelime etmedi.
Oysa...
Asker-siyaset ilişkilerini eleştirirken "irtica" ve "PKK terörü" platformunda bir değerlendirme yapması daha sağduyulu olabilirdi.
Belki kendisi gibi diplomatlar, yazının başlarında sıralanan "kategorik" yorumları yapıyorlar ama AB'nin seçilmiş başkanları, başbakanları, örneğin Almanya Şansölyesi Merkel özellikle asker için -farklı- gözlemlere sahip.
"Demokrasi" ve "güvenlik", Türkiye'yi, çağdaşlığa yan yana çekmelidir.
Atlardan birini arabanın arkasına, diğerini önüne koşmak, akıl ve gerçekçilik dışıdır.
g.civaoglu@milliyet.com.tr
|
|