|
Satışsız pazarlama
Bakın şu işe! Bazen insanın ağzından çıkan laf ayağına dolanıyor. Tayyip Erdoğan geçen gün kalkıp Deniz Baykal'a "Pazarlamacı" dedi. Güya bunu Baykal'ı suçlamak için söyledi. "Bizim pazarlamacılarla işimiz yok" demeye getirdi.
Oysa daha birkaç ay önce, kendisinin Türkiye'yi pazarladığını söyleyerek övünmüştü. Bu sözlerini ayıplayanlara karşı da pazarlamanın iyi bir şey olduğunu, Türkiye'yi tanıtmak anlamına geldiğini öne sürmüştü.
Peki, Baykal ne dedi de pazarlamacı oldu? Avrupa Birliği'nin işine gelenleri paketleyip dayattığı "uyum yasaları paketine" dokunulmazlıkların sınırlandırılmasının da konulmasını istedi.
Vay sen misin isteyen!
Oysa kendisi de seçimlerden önce, dokunulmazlıkları kaldırmayı vaat etmişti. Ama şimdi bu Tayyip Bey'in yüzüne vurulur muydu? Seni gidi pazarlamacı seni! Sen neyi pazarlıyorsun öyle?
Dokunulmazlıkları. Yani, dokunulmazlık zırhının arkasına sığınarak malı götürenleri pazarlayacaksın öyle mi? Yani dosta düşmana, ele güne tanıtacaksın. Çünkü pazarlamak Tayyip Bey'e göre tanıtmak demekti, satışla ilgisi yoktu.
Diyelim ki, domates pazarlıyorsunuz. Domatesi tanıtacaksınız. Satmak yok, sadece tanıtacaksınız: "Bak bu domatestir, rengi ne güzel kırmızı" diyeceksiniz. Domatesi satmayıp turşusunu kuracaksınız.
Ya da ampul pazarlıyorsunuz, yani tanıtıyorsunuz, "Bak bu ampuldür" vesaire. Satmak yok.
İşte böyle! Mesela memleketi pazarlayacaksınız, ama satmayacaksınız.
Karadeniz'in çay üreticileri de ellerindeki çayı pazarlamak istiyor. Ama, ellerine yaprakları alıp "Bakın bu çaydır" diye tanıtma niyetleri yok. Doğrudan doğruya çaylarını satmak istiyorlar. Başbakan da diyor ki, "Bana oy verin diye, denize dökmek için çay almam."
İyi, güzel. Her politikacının, hele seçim öncesinde söyleyemeyeceği, alkışlanası bir laf. Ama lafın bir de öteki yüzü yok mu? Geçen yıl ülkeye 40 bin ton kaçak çay girmiş, bu yüzden bizim üreticilerin elinde 50 bin ton çay birikmiş.
Sen 4 yıldır iktidardasın, kaçakçılığı önlesene. Kaçak çay gelmese sorun kalmayacak, bizim çaylar denize dökülmeyecek.
Ama sizin pazarlamacı politikanız hep yabancıya ve kaçakçıya çalışıyor. Tütünü böyle kuruttunuz. Mısırın canına böyle okudunuz. Pancarı böyle batırdınız. Fındığı böyle rezil ettiniz. Şimdi de böyle laf ediyorsunuz. Helal olsun size!
Bir şiir
Bu haftaki şiirimiz Serkan Ozan Özağaç'ın "Marie Sophie" kitabından xxı. numaralı şiir, (hayykitap, Ağustos 2006):
"Ben seni / Bana verdiğin / ıstıraplardan dolayı severim / Sen beni / Kalemi aciz kılan / Dertlerim'çin sev!"
nailgureli@milliyet.com.tr
|
|