|
 |
|
|
LÜBNAN'DA SAVAŞ BİTTİ... Şimdi reklamlar
Hizbullah'ın reklam şirketinin sahibi Ali Daher, "Savaş bitmeden önce dev billboard'lar hazırdı. Bazıları bu yüzden son bombardımanda zarar gördü" diyor. Yani "Kutsal Zafer" ilanı, İsrail uçakları Beyrut üzerindeyken yapıldı. Nasrallah posterinin sadece bir türünden 1 milyon, yaka iğnelerinden 2 milyon üretildiğini anlatıyor Daher: "Nasrallah kültleşmek istemiyor. Fotoğrafının bastırılmasını engelliyor. Bu yüzden de örgüt bu işler için para ayırmıyor."
Dünyanın yeni başkenti BEYRUT - 4 / Ece Temelkuran
Fotoğraflar: Yurttaş Tümer
Güneydeki yollar boyunca direklere asılı şehit fotoğrafları, en ücra köydeki yıkıntılar üzerinde İngilizce, Fransızca pankartlar, bütün şehirlerde Hizbullah'ın savaşı ve savaşın sonucunu nasıl tarif ettiğini neredeyse okuyana "öğreten" afişler, Nasrallah'ın binlerce kez yüzü, Beyrut'un her yerinden görünen dev "Kutsal Zafer" billboard'lar...
Bir ülkeyi güney ucundan kuzey ucuna kadar kapsayan bu kadar dev bir propaganda çalışmasına, hatta giderek yer yer "reklam kampanyasına" ne zaman vakit buldular bu insanlar? Daha zalim bombardımanlar üzerinden bir ay geçmeden, uluslararası toplum donakalmışken bu cevallik? Bu hız?
Bir şehri, ancak sokaklarındaki işaretlerin peşinden gidince anlayabilir insan. Şehrin gizlerinin sokaklara bıraktığı uçları tutup çekmeye, çeke çeke ipin öteki ucunun nerede olduğunu takip etmeye başlayınca her zaman tuhaf bir şey çıkar karşınıza. Beyrut'un sokaklarındaki bu Hizbullah afişlerini takip etmeye başladığınızda da karşınıza bir şirket çıkıyor:
Hizbullah'ın reklam şirketi!
Propaganda da son sürat
"Savaş bitmeden önce dev billboard'lar hazırdı."
Hizbullah'ın reklam şirketinin sahibi Ali Daher, Beyrut'un Hizbullah kontrolündeki güneyi ile şaşaalı ve Batılı bir hayatın sürdüğü kuzeyi arasındaki sınırda, havalı bir iş merkezindeki bürosunda böyle diyor ve ekliyor:
"Bazı billboard'lar bu yüzden son bombardıman sırasında zarar gördü."
Yani "Kutsal Zafer" ilanı daha İsrail uçakları Beyrut üzerindeyken, daha son bombalar atılmamışken, saldırının ne zaman biteceği tam bilinmezken yapıldı. Öyle mi?
"Evet. Zaten savaş boyunca bir ekip çalıştı sürekli."
Ekip?
"Film ekibi. Savaş bittiğinde dünyanın neredeyse bütün ülkelerine göndereceğimiz kısa filmler hazırdı."
Daher, dizüstü bilgisayarını açıyor bu arada. Bir DVD takıyor bilgisayara ve film başlıyor. Müthiş kaliteli bir prodüksiyonun ürünü olan filmler "Allah'ın sözü yerine geldi" diye başlıyor. Arkada müzik görüntüleriyle, fonda çok düzgün bir İngilizce ile konuşan bir adam sesiyle Lübnan'daki savaşı, yıkıntılar altından çıkarılan insanları, yapılan röportajları izliyorsunuz. Neredeyse bir BBC belgeselini anımsatan kalitede çekilmiş filmler, dünyanın bütün haber kanallarına gönderilmiş:
"Fransa, El Cezire, Türkiye'deki kanallar, Lübnan'daki bütün televizyonlar yayımladı. Ama BBC ve CNN görüntülerdeki vahşetin dozu 'yayıncılık ilkelerine aykırı' olduğu için yayımlamayı reddettiler."
Bu sırada filmde bir kız çocuğu hastanedeki yatağın ortasında küçücük kalmış oturuyor. Minnacık bir sesle "Ne zaman duyacağım?" diyor, sonra gözleri hızla doluyor ve sesi iyice kısılıyor:
"Baba! Buraya gel! Hiçbir şey duyamıyorum!"
Bombalardan dolayı geçici sağırlık yaşayan kız çocuğu filmler içindeki en "yumuşak" görüntü. Bazı görüntülere bakmanız mümkün değil. Daher atlaya atlaya izlettirdiği görüntüler arasında, "Ölenlerin yüzde 45'i çocuktu" diyor...
'İstemeden' kültleşen lider
Sayılara geçiyoruz. Bütün ülkeyi kapsayan bu propaganda / reklam kampanyasında ne kadar para harcandığını, bu paranın nereden geldiğini soruyorum. Daher, "Hizbullah'ın böyle bir bütçesi yok" diyor, "Nasrallah'ı seven insanlar para verip malzeme istiyorlar. Biz de onlar için üretiyoruz."
Peki bugüne kadar neyi, ne kadar ürettiler?
Küçük afişlerden 500 bin tane, birçok türü olan arabalara takılacak bayrakların bir türünden 1 milyon, Nasrallah posterinin sadece bir türünden 1 milyon, yaka iğnelerinden 2 milyon, dev billboard'lardan Beyrut için 200, Lübnan için 600 tane üretildiğini anlatıyor Daher.
"Nasrallah onaylıyor mu bu afişleri?" diye soruyorum. Daher, Hasan Nasrallah'ın çok sert bir tavrı olduğunu söylüyor bu konuda:
"Hasan Nasrallah kişi olarak kültleşmek istemiyor. Kendisini cephede savaşan askerlerle eşit gördüğünü tekrarlıyor. O yüzden aslında fotoğrafının bastırılmasını engelliyor. Bu yüzden de örgüt bu işler için para ayırmıyor."
Daher, bu postmodern savaş taktiği için hiç para ayrılmadığını, hep Hizbullah'ı "sevenlerin" parasıyla bu afişleri yaptırdığında ısrar ediyor. Peki her şeyi kontrol eden bir örgüt bu sloganların kendiliğinden çıkmasına izin mi veriyor?
"Öyle değil. Şöyle oluyor: Şirketler sloganlar öneriyor. Hizbullah'ın bu konuda bir karar kurulu var. O kurul oturup sloganları belirliyor. Sonra da ihale ile şirketlere veriliyor iş. Ama şirketler parayı örgüte yakın şirketlerden alıyor."
Peki bu billboard'lar, şehirdeki afişler... Belediyeye para ödeniyor mu bunun için? Lübnan'ın "Kutsal Zafer"i için Hizbullah Lübnan'a para ödüyor mu?
"Tabii ki" diyor Daher, "Her astığımız afiş için para ödüyoruz."
"Şehir merkezindeki saat kulesi de mi?" diyorum.
"En çok parayı oraya ödüyoruz" diyor Daher.
Orası neresi? Şehrin merkezindeki, Hizbullah'ın "zafer" sloganlarıyla sızdığı, örgütü görmezden gelen havalı saat kulesi nerede? Peşinden gitmeli...
Görmezden gelemezsiniz!
Lübnan bombardıman altındayken, Beyrut'un güneyi yanarken 15 dakikalık mesafede bu yangının propaganda filmleri hazırlanıyordu. Daha savaş bitmeden zafer sloganları hazırdı. Yüksek kaliteli filmler ve afişler çoktan üretilmişti. Nasrallah'ın anahtarlıktan VCD'ye bütün temsilleri hazırlanmıştı. Savaştan önce sadece Lübnan'ın güneyinden Beyrut'un güneyine kadar yayılan bu temsiller artık şehir merkezine taşındı. Hizbullah artık kendisinin görmezden gelinemeyeceğini ilan ediyor gibi!
NASRALLAH-CHAVEZ-AHMEDİNECAD:
Mr. Boo Boo'lara karşı!
Uluslararası toplum Lübnan'daki bombardımanı izlerken Başbakan Fuad Sinyora'nın dünya liderlerinin önünde sesinin titremesi, ağlaması size ve bana "duygusal bir an" olarak gelmiş olabilir. Ama o "gaflet" anı Sinyora'nın Lübnan'daki ismini değiştirdi. Onun adı artık "Mr. Boo Boo"! Bay Inga Inga!
Nasrallah ise olup bitenleri sokaktaki adamın deyişiyle "delikanlı gibi karşıladığı" için en azından karizma yarışında başbakanın önünde. Diğer yandan Nasrallah için söylenenler İran'da Ahmedinecad, Venezüella'da Chavez için söylenenlere o kadar benziyor ki, artık güney yarımkürede yeni bir lider tipinin doğduğunu söylemenin zamanı geldi:
Halkın diliyle konuşan, büyük güçlere kafa tutan ve sözünün eri...
Halklarının böyle tanımladığı liderler, dünyanın yeniden "karizmatik liderler çağına" girdiğinin bir göstergesi olarak yorumlanabilir.
'Chavez, Arap liderlerden iyi'
"Nasrallah savaştan sonra Nasır'ın 1967'de aldığı desteğe ulaştı Arap dünyasında. Belli bir yüzde var Nasrallah'a oy vermeyen ama onlar da Hizbullah'a karşı değiller."
Hizbullah yanlısı televizyon kanalı El Manar'ın yöneticisi İbrahim Ferhad, başlangıçta siyaset konuşmamaya kararlıydı. Hatta konuşmaya şöyle başlamıştı:
"Bizim için 'Hizbullah'ın televizyonu' diyorlar. Doğru değil. El Manar ile Hizbullah'ın politik, dini, eğitim ve diğer konularda hedefleri aynıdır, burası tamam. Ama biz Hizbullah propagandası yapmıyoruz. Yaptığımız şey, dengeli ve sübjektif yayın."
Ferhad, yayınlarının "sübjektif" olmasının gerçekleri söylemedikleri anlamına gelmediğini anlatıyor ve ekliyor:
"Yeni bir Ortadoğu medyası doğuyor. Bu Afganistan işgalinden sonra başlayan olumlu bir süreç. Bütün dünyada ana akım medyaya güven kalmadı. Artık dünya bizi izliyor."
Aynı sözleri Venezüella'da kurulan Latin Amerika kanalı Telesur'da da duyduğumu anlatıyorum. Ferhad neşeleniyor:
"Aynen! Zaten bizim için Nasrallah ve Chavez aynı. El Manar'ın 'çadırında' Chavez'in fotoğrafları vardır Nasrallah'la yan yana. Benim için Chavez, herhangi bir Arap liderinden daha iyi ve bize daha yakındır!"
Çadır TV'den canlı yayın!
"Son on!"... Kameraman canlı yayına on saniye kala işaret veriyor spiker hanıma. Bir tür "Siyaset Meydanı" olan programda birazdan Beyrut'un güneyinde yapılan kurtarma çalışmaları tartışılacak. Ve bütün bunlar bir çadırın içinden yapılacak. El Manar kanalının varoşların tam ortasındaki binası İsrail bombaları tarafından yok edildiği için artık bütün yayınlar bu çadırın içinden yapılıyor. "Hizbullah Medya Center"la aynı çadırı paylaşan televizyon, bir tür tavır olarak çadırı bırakmıyor.
YARIN
Kuzeydekiler savaşı televizyondan izlediHaririgrad ne tarafa düşer?Savaş fotoğraflarına karşı nargile
|
|
|

|