Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 28 Eylül 2006 / Perşembe  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Gerçek katil, katili arayan dedektifin kendisi olduğunda...


Nedense birkaç gündür aklım, evlere henüz radyonun girmediği dönemlerdeki ramazan gecelerinde; annemin, toplanıp minderlere oturmuş ev halkına yüksek sesle okuduğu "Sarı Odanın Esrarı"na takılıyor.
Yatılı ilkokula başladığım yıllardaki bir yaz tatilinde; hamam odasındaki karyolanın, yorgansız çarşafsız kalın döşeği üstüne, yüzü koyun kapanıp, aynı romanı bir daha okuduğumu hatırlıyorum.
***
Bendenizin doğduğu tarihte hayattan ayrılmış bulunan Gaston Leroux, Paris basınında polis muhabirliği yaparak da bilenmiş, ünlü bir "gizemli cinayetler" romancısıydı.
Yazdığı eserlerden özellikle ikisi, "Sarı Odanın Esrarı" ve "Siyahlı Kadının Kokusu", tüm dünyada çın çın çınlamış ve Türkçeye de hemen çevrilmişti.
***
"Sarı Odanın Esrarı"nda; pencereleriyle kapısı içeriden kilitli bir odada, bir cinayete kurban giderek ölü bulunmuş bir kadının katili aranıyordu.
Ve katili arayan yaşlı bir dedektif vardı. Rultabiy adında genç bir gazeteci de ilgileniyordu cinayetle ve katilin o yaşlı dedektif olduğunu çıkarıyordu ortaya.
Yaşlı dedektif, kadını dışarıda ağır yaralamış ve kadın odasına kaçarak kapıyı kilitledikten sonra içeride düşüp ölmüştü.
***
Son günlerde aklım neden takılıyor ki, o eski romana?
Belki de Vatan'da Mustafa Şekeroğlu'nun haberinden öğrendiğimize göre; lüks otomobillerle zengin kılığına girip siteleri soyan 43 kişilik çetede; büro şefleriyle birlikte 11 de polis bulunduğu için...
Ama daha da tuhafı, çetenin elebaşısı, Florya'da işlettiği kumarhanesinde, Susurluk kepazeliğinin bir sanığı ile birlikte yakalanmış.
***
Çete sanıklarının, vatanı herkesten nasıl daha çok sevdiklerini ve insanların malını çalan hırsızlara, nasıl diş bilediklerini, bağıra çağıra anlatmalarını da düşündükçe...
Aklımın; gerçek katilin, katili arayan dedektifin bizzat kendisinin çıktığı "Sarı Odanın Esrarı"na takılması doğal.
***
Bir de buna, Star'da Belma Toprak'ın; milli bir futbol antrenörümüzün, vatan aşkıyla İsviçreli bir futbolcuya nasıl tekme attığı haberini eklerseniz...
O tekme nedeniyle Türkiye'ye gelen İsviçreli turist sayısı, yüzde 60 oranında azalmış ve bu yüzden 150 milyon dolar zarar etmişiz.
Vatanseverlik gösterileri azgınlaştıkça, Türkiye'nin başı belaya giriyorsa...
Bir de şöyle düşünmek gerekmez mi:
- Acaba bu tür tekmeli tokatlı, bıçaklı tabancalı vatanseverlik gösterileri; gerçekte acaba hangi merkezlerin işine yarıyor, diye?
***
Graham Greene'in, istihbarat servisleriyle ilgili romanlarından, filme de alınmış olan "Sessiz Amerikalı" ile bundan 40-45 yıl önce çevrilmiş olan "Görevimiz Tehlike" dizisine de, arada sırada yeniden bakıyorsanız...
Aklınız takılmaz mı, bireylerin "yaşam kalitesi" açısından Türkiye'nin, nasıl olup da Yunanistan'ın 60 basamak altına düştüğüne?
***
Öyle görülüyor ki, Türkiye 10 yıl sonra, "insanların yaşam düzeyi" açısından, Bulgaristan'la Romanya'nın da altına düşecek...
Nasıl mı düşecek:
1- Bulgaristan'la Romanya önümüzdeki yıl AB üyesi olacağı halde; Türkiye daha 20 yıl Avrupa ailesine katılamayacağı için düşecek.
2- Vatanseverlik tekelini ellerinde tutanlar, Türkiye'nin şeffaflaşmasını engelledikleri ve şimdiye dek alınmış borçlarla, alınacak borçların nerelere harcandığını ve harcanacağını gizli tutmayı sürdürecekleri için düşecek.
3- Bu tür konuları kurcalayan kalemler, ihanetle suçlanabileceği için düşecek.
***
Son 80 yılda yurtseverlik naraları en çok Türkiye'den yükseldi. O sırada İspanya ile Yunanistan iç savaştan geçiyor, Almanya düşman çizmeleri altında eziliyordu.
***
Peki nasıl oldu da, Türkiye bebek ölümlerinde dünya birincisi; yolsuzluklarda baş sırada; bireylerin "yaşam kalitesi" açısından da 175 devlet arasında 95'inci basamağa oturdu?
***
Sakın, kendi ozan, yazar ve sanatçılarına zulmetmenin bedeli; sadece dış merkezlerin bildiği türden bir ihanet harakirisiyle ödeniyor olmasın?

c.altan@prizma.net.tr








Taha AKYOL
İslam ve bilim
MİLLİYET'İN bir haberi... Milli Eğitim'den on...
Çetin ALTAN
Gerçek katil, katili arayan dedektifin kendisi olduğunda...
Nedense birkaç gündür aklım, evlere henüz rad...
Melih AŞIK
Telefonda itiraf...
Meslektaşımız Murat Çelik, TRT Radyo 1'de pro...
Fikret BİLA
Talabani'nin tehdidi
Irak Devlet Başkanı Talabani Türkiye'yi tehdi...
Hasan CEMAL
Abdest suyu!
Türkiye aş ve iş sorununu çözmek zorunda. Tür...
Güneri CIVAOĞLU
Talabani'nin dansı
Talabani'nin bir "suçüstü MR"ını yansıtayım.....
Can Dündar
Avrupa için karşı rapor
Dün Avrupa Parlamentosu Türkiye'yi görüşürken...
Hurşit GÜNEŞ
Ne oluyor bu piyasalara?
Gelişmekte olan piyasalardan mayıs ayındaki ç...
Doğan HEPER
Vergi var, tasarruf yok...
TÜRKİYE'de "tavuk kesme vergisi var mı, yok m...
Semih İDİZ
Batı'ya küsen Türkiye çağdaş uygarlığı yakalayamaz
ABD ile ilişkilerimiz malum. George Bush'un b...
Sami KOHEN
Kötünün daha az kötüsü
AVRUPA Parlamentosu'nun Dışişleri Komisyonu'n...
Hasan PULUR
Türklüğü aşağılamak...
BU kadar gürültüye patırtıya, kavgaya, Avrupa...
Derya SAZAK
AB raporu
Avrupa Parlamentosu'nda dün görüşülen Türkiye...
Meral TAMER
İMKB 100, meğer müthiş çevreciymiş!
Prof. Dr. Çelik Kurtoğlu'nun kurduğu "İyi Şir...
Yaman TÖRÜNER
Riskler büyüyor
Ekonomideki riskler büyüyor. Ekonomi uluslara...
Güngör URAS
Dalgalar önce piyasayı, sonra tüm ekonomiyi sallıyor
Dalgalı kur, dalgalı kur derken, ülke ekonomi...
Serpil YILMAZ
Tüketicinin taksitten başka derdi var mı?
Geçim derdi, tüketicinin "fiyatlandırma" kıst...
M. Ali BİRAND
İlk defa bir başbakan çok farklı konuşuyor
Tayyip Erdoğan'ın Başbakanlık performansını b...

© 2006 Milliyet