Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 29 Eylül 2006 / Cuma  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Aile içi cücüksüz hayat

Tek istediğim soğanın cücüğünü yemekti. Ne istediğimi sormayı akıl etselerdi, söylerdim. Konuşsaydık, babam da bana kızmazdı

tubakyol@yahoo.com

Cücük fıkrasını hatırlarsınız. Ben pek iyi hatırlamıyorum. Aşağı yukarı şöyle bir şeydi: Adam zengin mi olmuş, zengin olmak mı istiyormuş; neyse işte bol para hakkında konuşmaktaymış bir arkadaşıyla. Arkadaşı "Ne yapacaksın bu kadar parayı?" diye sormuş. Adam "Soğanın cücüğünü yiyeceğim" demiş, "Ya sen?"
Arkadaşı cevap vermiş: "Bana yiyecek bir şey bırakmadın ki!"

Bu fıkranın ne'si komik
İlkokulda falandım galiba bu fıkrayı duyduğumda.
Hiç anlamadım. Akşam babama sordum: "Cücük ne demek?" Babam açıkladı: "Soğanın, marulun en iç kısmı."
Ve o sabah okulda duyduğum fıkrayı anlatmaya başladı.
Çok popüler galiba bu cücük fıkrası! Fakat ben bir türlü anlayamıyorum fıkranın esprisini.
Yani adam hep soğan mı yiyecekmiş?
"Soğanın en güzel yeri cücüğüdür. Cücüğünü yiyecekmiş. Adamın dünyası bu kadarmış. Zengin olunca yapmak istediği tek şey cücük yemekmiş" dedi babam.
Fıkranın meramını anladım mı bilmiyorum. Bir çocuk "Adamın dünyası bu kadarmış" cümlesini ne kadar anlarsa, o kadar anlamışımdır. Fakat mesele artık fıkra da değildi ki. Benim meselem direkt cücükleydi.
Birkaç akşam sonra lafı yine cücüğe getirdim. Sonra yine...
Taktım cücüğe.
Fakat cücüğün çok kıymetli, eh biraz da pahalı bir şey olduğunu zannettiğim için açık açık da söylemiyorum ki bizimkilere; ben cücük yemek istiyorum!

Kat kat hisler soğanı
Hürriyet gazetesinin "Aile İçi Şiddete Son" kampanyası var ya. İşte bu kampanya çerçevesinde Urfa'dan başlayarak Van, Kars, Erzurum gibi sekiz ilde eğitim verilecekmiş.
Ben de Urfa'daki eğitime katıldım geçen hafta.
Urfalı kadınlar, bir de Urfalı erkek -kadınlardan birinin kocası ya da abisi ya da yerel medyadan biri olabilir; eğitimin sonuna kadar kalmadı- ve biz kadın gazeteciler eğitimi veren Neşe hanımın (Hacısalihoğlu) "eşler arası ilişkiler ve aile içi şiddet"le ilgili sunumunu dinliyoruz.
Soru-cevapla hareketlendirilen, özellikle Urfalı kadınların katılımıyla bayağı da eğlenceli geçen bir eğitim bu.
Neşe hanım "kocamızın eve geç kaldığı bir akşam"dan söz etmeye başladı. "Akşam oldu, kocanız gelmedi. Önce ne hissedersiniz? Merak, değil mi?"
- Eveeeet!
"Gece oldu ama kocanız hâlâ yok. Ne hissedersiniz? Acaba başına bir şey mi geldi? Endişe, değil mi?"
- Eveeeet!
"Saat gece yarısını da geçti. Kocanız hâlâ gelmedi. Bu arada siz de yavaş yavaş sinirlenmeye başlarsınız, değil mi?
- Eveeeet!
"Kocanız sonunda geldi. Onu nasıl karşılarsınız? Öfkeyle değil mi?"
- Eveeeet!
"Bu aşamaları soğan gibi düşünün. (Neşe hanım soğan olduğunu söylediği iç içe birkaç daire çizdi tahtaya.) Aslında önce onu merak ettiniz, sonra onun için endişelendiniz, en sonunda kızdınız. Peki en son aşamadaki öfke yerine ilk anda duyduğunuz merak ve endişe hissiyle karşılasanız onu... Ona 'Senin için endişelendim. Seni çok merak ettim' deseniz... Çünkü bu hislerinizin asıl sebebi (Neşe hanım soğanın ortasını gösterdi) işte bu. Biz kimin için endişeleniriz?"
Cevap yok.
"Sevdiğimiz kişi için" cevabını versin kadınlar diye, Neşe hanım birkaç kez daha yineledi soruyu, ipuçları da verdi ama...
Sonunda tahtaya çizdiği soğanın cücüğünü gösterip cevabı kendisi söyledi:
"Sevdiğimiz kişi için."
Sevdiğimiz kişi cücük mü?
Sevdiklerimize kızdığımızda, bağırmaya başlamadan önce, "Cücük" mü desek içimizden?
Belki onlara öfke kusmamızı engeller bu büyülü sözcük:
"Cücük. Cücük. Cüüücük!"

"Ya elini kesseydin..."
"Ulan bir cücüğü esirgiyor musun evladınızdan? Verin yiyeceğim" diyemediği için her akşam lafı döndürüp dolaştırıp cücüğe bağlayan afacan ben...
Evet, sonunda bizimkileri çileden çıkardım. Yeterdi artık yani, çok uzamıştı bu konu, cücük meselesini ilelebet kapatsam benim için iyi olurdu!
Sonunda bir gün mutfağa gittim, bir soğan aldım, soydum. Gözüm çok yandı, ağladım ama caymadım. Cücüğü yedim.
Bu mudur yani insanın çok parası olsa her gün yiyeceği şey?
Feci. Daha fecisi babama yakalandım.
- Soğan mı yedin sen?
- Cücüğünü yedim.
Çok şaşırdı...
Şimdi bana kızacak mı? Kızdı.
- Ya elini kesseydin.
E sen de bana cücük verseydin!
Diyemedim tabii.

Şiddetin özü sevgi mi?
Aile içinde öfkenin, öfke kontrolden çıktığında devreye giren sözlü ve fiziksel şiddetin özünde sevgi mi var?
Sevdiğimiz birinin kendine bir zarar vermesi, başına kötü bir şey gelmesi ihtimalinin ya da bizi bırakıp gitme, terk etme ihtimalinin yarattığı endişe daha baskın çıktığı için unutulan sevgi...
Özdeki sevgi, en dış katmanda şiddetle mi ifade ediliyor?
* * *
Tek yapmaları gereken bana ne istediğimi sormaktı.
Bütün istediğim soğanın cücüğünün tadına bakmaktı.
Ben derdimi anlatsaydım. Ya da onlar nedir şu cücükle derdim bir sorsalardı... Konuşabilseydik.
Hepsi bu. Basit. Konuşsaydık...
Fakirin her gün yemek istediği soğanın cücüğü, işin özü yani... Bu!

Ya cücük kadar sevgi yoksa arada

Eğitim esnasında, akşam geç kalan kocayı önce merak etme, sonra onun için endişelenme, en sonunda da ona sinirlenme hadisesi anlatıldıktan sonra, "Merak ettiğimiz, endişelendiğimiz o kişiye en özde, hisler soğanının cücüğünde duyduğumuz his nedir? Biz kimi merak eder, kimin için endişeleniriz?" sorusuna katılımcı kadınlardan cevap gelmedi.
Sonra bir kadın "Biz aslında kendimiz için endişeleniriz" dedi.
Nasıl yani?
"Bizi bırakıp gitti diye. Bir daha gelmeyecek diye. Yalnız kalacağız diye. Dul kalınca çevre baskısı göreceğiz diye."
Bu da işte evlilik.
Zorla evlendirilmişseniz, evliliğinizin sevgiyle bir alakası yoksa, hele bir de üstüne o erkekten şiddet görüyorsanız...
"Geç kaldığında onu kapıda sevgiyle karşılayın çünkü ona sinirlenmenizin sebebi onun için endişelenmeniz, onun için endişelenmenizin sebebi onu sevmeniz" demek, gayet iyi niyetli, eşler arasında sağlıklı iletişimi öneren bir cümle olabilir ama...
Birincisi; zaten pek çok kadının geç kalan kocaya dayağı göze almadan "Neredeydin?" diye sinirlenmesi mümkün değil.
İkincisi; ki bana şiddete maruz kalmaktan bile daha kötü geldi...
Ya kadın o kocayı cücük kadar sevmiyorsa?

Cücüklü soğan

"Mudurnu'nun / Alagöz nahiyesinden / Durmuş'a / Büyük ikramiye vurmuş / Paranı nideceksin demişler / Bundan böyle demiş / Her Allah'ın günü / Soğanın cücüğünü yiyecem / Cücüğünü..."
Bedri Rahmi Eyuboğlu


manik depresif köşe

Cücük fıkrasını zaten pek anlamamıştım ama bir de şu meşhur cücüğün tadına bakınca iyice kayboldum.
İnsan zengin olunca bunu mu yemek ister?
Ben zengin olsaydım ne yemek isterdim acaba?
Tabii ki tüpte şokella!
Tüpte şokellayı sever miydiniz? Ben çok severdim.
Sevgilime kızdığımda, sinirlerimi yatıştırmak için içimden "cücük, cücük..." diye tekrar edeceğime, "tüpte şokella" desem, daha fazla işe yarar mutlaka.
Nostaljik depresyondan mustaribim bu hafta.



CUMARTESİ
"Mozart ve Puccini söylüyoruz ama sıkılmayacaksınız"
Gözümüz parasında değil kendisinde
En moda En yeni
Parlak renkli laptop çantaları
ne var, ne yok
Heyecan arayanlar için iki yarış birden
Her damağa uygun iftar sofrası
Bebeğinizi doğru emziriyor musunuz?





Melis Alphan
Cengiz Eren
Ali Rıza Kardüz
Cemal Saydam
Tuba Akyol
İlhan Uçkan
Süha Umar

© 2006 Milliyet