Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 29 Eylül 2006 / Cuma  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten

'Haririgrad'da savaş afişlerde
Ölü çocuklara karşı kahve, nargile

Downtown'ın az ilerisi Mono denilen bir 'nezih' muhit. Herkesin görünmeye, görmeye geldiği bu bölgede dünyanın en lüks restoranları. Lüks kafeler bulunan Solidere Meydanı'nda parçalanmış, yaralı, ölü çocuk fotoğrafları. Hizbullah parasını ödeyip afişleri asmış

Dünyanın yeni başkenti BEYRUT - 5 / Ece Temelkuran
Fotoğraflar: Yurttaş Tümer

Yapımına 1994'te başlanan ve yerlilerin bile "Downtown" (şehir merkezi) demeyi tercih ettiği bölge Lübnan üzerine yüzyıllardır kurulmuş hayallerden biri. Beyrut'u, tıpkı 60'lardaki gibi yeniden Batı'nın en çok tercih ettiği şehirlerden biri haline getirme hayali...
Lübnan'daki iç savaşın, bütün izlerini silme hayali...
İzlerini sile sile Lübnan'a 1975 ile 1990 arasında yaşadığı savaşı unutturma hayali...
Kurşunlarla delik deşik edilmiş binalardan uzakta başka bir Beyrut kurma hayali...
Fakat planlanıp kurulan, kurulduğu gibi işleyen her "proje şehir" gibi "downtown" da fazlasıyla hijyenik, fazlaca tiyatro. Müthiş lüks, açık hava kahvelerinde "Laila-Reina" profilinde kadınlar, adamlar... Buraya hepsi "Haririgrad" denildiğini biliyorlar.

Delik deşik tarih
2005'te, şüphelerin Suriye üzerinde toplandığı bir suikasta kurban giden eski başbakan Refik Hariri'nin bir projesi bu şehir merkezi. Fakat son derece ironik bir biçimde savaşın ve şiddetin bütün izlerini silmeye çalışan ve 1 ton patlayıcı kullanılarak öldürülen Hariri'nin suikastine dair izler şehirden aradan iki yıla yakın bir zaman geçmesine rağmen hâlâ silinmemiş.
Savaşın izlerini silmek isteyen adamın öldürüldüğü, sahilin başlama noktasında bulunan alan, hâlâ dev bir çukur ve harap olmuş binalarla duruyor Beyrut'un en görünen yerinde.
Eğer şehirden biri gezdiriyorsa sizi en az Solidere Meydanı'nı gösterdiği kadar Beyrut'un siyasi tarihine ait "gezilecek-görülecek yerleri" de anlatıyor:
Başbakan Sinyora'nın daha önce bombalanmış evi, Amerikan denizcilerinin bombalandığı yer, iç savaş sırasında ikiye bölünmüş Beyrut'un "yeşil hattı", gazete sahiplerinin, siyasilerin suikasta kurban gittiği noktalar. Yani ne kadar yok saysa da Solidere Meydanı Lübnan'ın kurşun izleriyle delik deşik olmuş tarihini, herkes bir "turistik etkinlik" olarak öğreniyor bu meydanların, bu sokakların altında çok ceset olduğunu.
Dowtown'ın biraz ilerisi Mono denilen bir nezih muhit. Herkesin görünmeye ve görmeye geldiği bu bölgede adım başı dünyanın en lüks restoranları ve dünyanın en süslü püslü kadınları var. Beyrut'un Cihangir'i ise Cemeyzi. Daha sofistike, daha entelektüel. Buralar işte, Beyrut'un içinde başka bir Beyrut olduğunu, dümdüz edilmiş mahallelerdeki insanların yoksulluk ve çaresizlik içinde Allah'a ve Hizbullah'a giderek daha çok sarıldığını bilen ama kabul etmek istemeyen istemeyen yerler.
Dünya yıkılsa sanki burada içilen Türk kahvelerinin köpüğü titremeyecek, öyle görünüyor insanlar. Ama Hizbullah ve Hizbullah'ın reklam şirketi öteki Beyrut'un, öteki Lübnan'ın görülmek istenmediği bu hijyenik alana, parası neyse verip asmış ilanlarını. Hem de şehir merkezinin tam ortasındaki saat kulesinin üzerine ve çevresine. Yani isteseniz de, istemeseniz de görüyorsunuz öteki Lübnan'ı bir cappucino ısmarladığınızda Solidere Meydanı'ndaki "cafe"lerde.

Savaşın afişleri
Saat kulesinin üzerinde bu posteri Hizbullah'ın reklam şirketi orada tutabilmek için çok para ödüyor Beyrut belediyesine. Etrafındaki resim sergisi için de. Saat kulesi etrafına, şövalelerle dizilmiş resimlerin her birinde parçalanmış, yaralı, ölü çocuk fotoğrafları. Bakmaya dayanamayacağınız görüntüler. Ama savaşın bittiği günden beri burada duran fotoğraflara karşı oturabiliyor insanlar. Resimlerin etrafında da, bütün meydanı daha geniş bir çemberle çevreleyen "öğretici/açıklayıcı" siyah pankartlar duruyor. Her bir pankartta sanki Nasrallah dünya siyasetçileriyle konuşuyor:
"Lübnan'da ölen siviller ahlaken İsrail'deki 'terör kurbanlarıyla' bir tutulamaz!"
İsrail'e gidiyor bu pankart. İkinci pankart, savaş sırasında "İsrail'in kendini koruma hakkına saygı duyuyoruz" diyen ABD Dışişleri Bakanı Rice'a:
"İki İsrail askerine karşılık yüzlerce çocuk! Hak bu mudur?"

'Tartışma kafeleri'
Beyrut'ta bu sorulara cevap verilen muhit burası değil elbette. Cevaplar şehrin eski merkezi Hamra Caddesi'nde. Cafe de Paris'de oturan orta yaşlı adamlar ve kadınlar, sabahtan okumaya başladıkları gazetelere yeterince doyunca konuşmaya başlıyorlar.
Türkiye'de artık unutulmuş bir gelenek olarak "tartışma kafeleri" var Hamra'da. Cadde'nin arkasında ise daha genç yaştakilerin tartışma mekânı: Cafe Prag. Geceleri deli gibi dans edilen mekân sabahtan itibaren ülke üzerine yapılan konuşmaların kalbi. Ve giderek bütün yabancı gazetecilerin bu karmaşık şehir üzerine bulgularını, şüphelerini karşılaştırdıkları bir Casablanca.
Ve deniz kıyısındaki Beyrut Rock Cafe'nin üzerinde, altında Beatles imzasıyla o yazı ışıklandırılıyor gece olunca:
"Hepimizin bir olduğunu göreceğimiz o gün gelecek."
Otuz dört gün boyunca bu kıyıda oturup hava kuvvetleri olmayan Lübnan'ın neresinin bombalanacağını düşünerek İsrail savaş uçaklarına bakan Beyrutlular için o günün gelmesi mümkün değil. Beyrut'ta o kadar çok Beyrut var ki, yeryüzünün bu en kırılgan şehri belki de sadece bir olma hayaliyle yaşayacak hep...


İki şehrin hikâyesi


Güney'deki yıkıntılardan sonra Kuzey'deki şatafatı görünce insan öfkeleniyor biraz. Ama Güney'dekiler Kuzey'dekiler için "Bizi savaş boyunca evlerinde ağırladılar" diyor. Beyrut bir kez daha beraber durmaya çalışıyor.


Herkese ayrı bir Beyrut!

"Aman Allahım! Aman Allahım!"
Bizi Beyrut'un güney mahallelerine, Dahye'ye getiren mihmandar ne bize bir şey anlatabiliyor ne de etrafındaki yıkıntılara bakmaktan yolu takip edebiliyor. Niye bu kadar şaşırıyor peki?
"Hiç gelmedim buralara. İlk kez görüyorum."
Oysa Beyrut'un kuzeyinde yaşayan mihmandarımız Mesut Bey'in evi bu geçtiğimiz mahallelere 15 dakika, en fazla 20 dakika uzaktıkta. Ama o da diğer Kuzey Beyrutlular gibi olup bitenleri televizyondan izlemiş.
Siz Bebek'te oturuyorsunuz mesela, Taksim'e bombalar düşüyor. Ya da Kızılay'dasınız, Bahçelievler bombalanıyor. Karşıyaka'dasınız, Alsancak yıkılıyor. Ama siz bütün bu olup bitenleri televizyondan izliyorsunuz ve sonra da oralara hiç gitmiyorsunuz.
Bombalanan yerlerde yaşıyor olsanız, sizin tepenize bombalar yağarken 15 dakikalık mesafede bambaşka bir hayatın sürüyor olması sizi öfkelendirmez miydi? Dahye'de konuştuğumuz İslami Sağlık Örgütü üyesi hemşire Zeynep "Hayır" diye başlıyor söze:
"Niye öfkeleneyim ki? Öbür taraftan insanların gelmesine gerek yok. İstemedik gelmelerini. İsteselerdi gelirlerdi."
Giderek konuşmasının tonu, "Evet bir öfkemiz var ama onların yardımına ihtiyacımız yok" demeye kadar varıyor. Hizbullah'ın güneydeki yıkıntıları toplamak konusunda kuzeyden gelen yardım gönüllülerini "Ajan olabilirler" gerekçesiyle reddettiği bile söyleniyor. Zeynep giderek daha fazla sinirleniyor:
"Kendi bilecekleri iş. Bir köprüleri yıkıldı diye ağlayıp duruyorlar. Bu taraf neredeyse tamamen yok oldu. Burası bizim ailemiz, bizim yerimiz. Buradakilere biz yardım ediyoruz. O taraf onların yeri."

Psikolojik hat
Beyrut'ta "bu taraf/öteki taraf" ayrımının hep olduğunu söylüyor Birleşmiş Milletler Barış Gücü'nün eski sözcüsü Timur Göksel. 26 yıldır bu şehirde yaşayan ve şimdi bütün dünyadan gelen gazetecilere danışmanlık yapan Göksel, şehrin Hizbullah'ın hâkim olduğu güneyinden geçen Avrupai bir hanımın nasıl gerildiğini, nasıl korktuğunu anlatıyor.
Peki kuzeyden güneye gidenlerin başına bir şey mi geliyor? Öyle bir şey yok. Ama kuzey ile güney arasındaki bu psikolojik hat, savaştan sonra bugün neredeyse iki şehrin resmi sınırı haline geliyor. Bu sınırın kuzey tarafında ise savaşı televizyondan izleyenler oturuyor.

YARIN
  • Lübnan gençleri yeraltını anlatıyor.
  • Nasrallah Arapların lideri olacak mı?
  • Türk askerinin gelişine sevinen var mı?





  • GÜNCEL
    Ölü çocuklara karşı kahve, nargile
    Koç 'Şakşuka'dan 7500 YTL kazandı
    İslam Zirvesi de 'sahnelensin' diyor
    Ucuz ve sağlıklı iftar önerileri
    ÖSS'de avantajlı liselere nakil!
    Stoiber'in 'camide Almanca' ısrarı
    Astsubay katili PKK'lı teröristler öldürüldü
    Eğitimde erkek egemenliği
    Çıplak tabloya ramazan sansürü
    78'lilere 301 davası
    Türk firmasından Irak'ta yeni petrol kuyusu
    PKK'dan doğalgaz hattına sabotaj
    Hakkâri'de çöpler toplanıyor






    Melih AŞIK
    Anıtkabir'e hücum
    TSK'nın internet sitesinde Anıtkabir'i her ay...
    Hasan PULUR
    Yeni vergi önerileri...
    VERGİ üzerine vergi geliyor, kimsenin kılının...
    Çetin ALTAN
    Kim ister çocuklarının sürünmesiyle, ölüp ölüp gitmesini?
    Liverpool-Galatasaray maçında, ilk yarının ba...

    © 2006 Milliyet