Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 29 Eylül 2006 / Cuma  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen:
"Çocukluktan beri Eskişehir'le ilgili hayaller kurdum"

Eskişehir sadece yenilenmekle kalmamış, baştan aşağı sanat eserine dönüşmüş. Her köşesinden başka bir güzellik çıkıyor karşınıza. Heykellerine, kültür merkezlerine, parklarına göz gezdirince de atılmamış imzalarda hep aynı isim var: Yılmaz Büyükerşen. Anadolu Üniversitesi'nin eski rektörü, heykeltıraş, tiyatrocu, gazeteci, karikatürist ve yazar... 1999'dan beri büyükşehir belediye başkanı. Büyükerşen'le Eskişehir'de uzun bir gün geçirdik. Anılarından, şehrinden, politikadan konuştuk...

FATİH TÜRKMENOĞLU

Yılmaz Büyükerşen 1993 yılının aralık ayında, Anadolu Üniversitesi rektörüyken görevden alındı. 25 otobüs dolusu öğrenci Ankara'ya gitti. Polis Ankara girişinde otobüsleri durdurdu, "Giriş yasak" dedi. Öğrenciler yılmadı, toplu taşıma araçlarıyla devrin cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e kadar ulaştılar. Amaçları, okullarının kurucusu, çok sevdikleri rektörlerinin görev süresinin uzatılmasıydı...
Kanun tasarısı hazırlandı hazırlanmasına ama "kişiye özel sayılır" gerekçesiyle kabul edilmedi. "İki dönemden fazla rektörlük yapılamaz" hükmü değişemedi.
Ama öğrenciler "hocam" dedikleri rektörlerini bırakmadılar. "Hoca" 1999 yılında Eskişehir büyükşehir belediye başkanıydı...
Yıl 2006. Eskişehir neredeyse bir Avrupa şehri. Köprüler, çeşmeler, heykeller, yenilenen tarihi mahalleler; biten bitmeyen onlarca projesiyle Türkiye'nin yıldız şehri. Büyükerşen de "yıldız" belediye başkanı.
Büyükerşen'in adı, son dönemlerde "sol birleşimin lideri", "cumhurbaşkanı adayı" listelerinde geçiyor. 70 yaşına inat, büyük bir enerjiyle çalışmayı sürdürüyor. Sokakları dolaşıp "Yerlerde kırık taş var mı?" diye kontrol ediyor. Esnafla sohbet edip şehre yeni gelen öğrencilerle şakalaşıyor. Özürlülerin de rahatça yaşayabilecekleri şehrini büyük bir gurur ve aşkla, durmadan anlatıyor...
Yılmaz Büyükerşen bir heykeltıraş, akademisyen, idareci, gazeteci, yazar ve tiyatrocu; evet ama en çok "hoca". Öğrencilerinin hiç bırakmadığı bir hoca. Sırtında çimento torbaları taşıyarak Anadolu Üniversitesi'ni kuran, birinci sınıflara ağaç diktirtip sonra dördüncü sınıf derslerinde ağaçları kontrol eden, "Kuruyan ağacı olan eylülde tek derse kalır" diyen, sanatı hayatın her alanına serpiştiren, ideallerinden hiç vaz geçmeyen bir "hoca"...
Onunla koca bir gün geçirdik. Enerjisine hayran kaldım. Herkesle yakın temasta oluşuna şahit oldum, heykel yaparken izledim, şehri onunla keşfettim. Aynı zamanda da onu.

Eskişehir'i ne kadar güzel bir hale getirdiniz... Kaç heykel var şimdi?
Üniversitenin heykel parkı dahil 70 kadar. Ama bir o kadarı da parklara konulmayı bekliyor. Amacımız Türkiye'nin en çok heykeli olan ve sanatsever insanların yaşadığı kenti olmak.

Merak ediyorum, acaba "kentlilik bilinci" de gelişiyor mu? Yani yapılan bunca güzel şey, insanların bakış açılarını da etkileyebiliyor mu?
Bizim halkımızın büyük çoğunluğunda "kentlilik bilinci" var aslında. Önümüzdeki yıl için de kırsal kesimden göçenler için özel bir "bilinçlendirme kampanyası" hazırlıyoruz. Tabii her yerde olduğu gibi, az sayıda da olsa, ruhsal hastalıkları olan birtakım kent vandalları da yok değil...

"Herkes heykellerin önünde fotoğraf çektiriyor"
Bu vandallar nasıl zararlar veriyor?
Ağaçlara, parklara, kent mobilyalarına zarar verdikleri oluyor. Bu arada bir de sorunlu "iyi aile çocukları" var. Sprey boyalarla grafitti yapıyorlar. Emniyet bunları yakalamakta yetersiz kalıyor. Fakat belirtmek isterim; bir şehrin tertipli, düzenli köşeleri çoğaldıkça, insanlar kenti koruma konusunda daha duyarlı hareket ediyorlar. Aksi davranışta bulunanlara tepki gösteriyorlar.

Evet, mesela çekirdek çitleyerek oturduğu yeri çöplüğe çeviren kimseye rastlamadım.
Evet, giderek azaldı. Yine de çekirdeklerin kabuklarını bankların altına atıp gidenler de yok değil... Onları uyarmak için, yarı beline kadar çekirdek kabuklarına gömülmüş küçük bir sıpa heykeli yaptırmıştım...

Heykeli görmedim, sergileniyor mu?
"Çekirdek yiyip sokakları kirletenler vazgeçmezlerse, heykeli sergileyeceğim" dedim. Galiba etkili oldu, şimdilik depoda duruyor!

Bir de "altyazılı" heykelleriniz var...
Örneğin İki Eylül Caddesi'nde, tavuğu ile birlikte banka oturmuş işsiz bir köylü heykeli var. Altında, "Hadi köyümüze dönelim artık" yazıyor. Porsuk kenarında su kovasıyla balık tutmak zorunda kalan bir adamın heykeli var. Bu da ellerine geçen her şeyi Porsuk'a atıp nehri kirletenlere karşı. Heykelin altında "Allah rızası için Porsuk'u kirletmeyin" yazıyor. Bu heykeller, şehrin turistik anı sujeleri haline geldiler. Yerli-yabancı herkes heykellerin önünde fotoğraf çektiriyor.

Gazeteci Azer Bortaçina'nın Marmaris'teki evinde sizin yapıp ona hediye ettiğiniz bir heykeli çok beğenmiştim. Heykele nasıl başladınız?
1960'lı yıllarda Londra'da "Atatürk" diye sergilenen ve bütün dünyaya tanıtılmaya çalışılan heykeli gördükten sonra! Türkiye'de bunu değiştirmek için uğraş veren sanatçı ve yöneticiler de bulamadım, başladım çalışmaya...

"Kim hangi yönümü beğenirse, mesleğimi o zannediyor"

Atatürk'ün balmumu ve masif heykellerini yapıyorsunuz, hatta yüzünü çok iyi bildiğinizi söylüyorsunuz.
Sağlığında çekilen ne kadar fotoğrafı varsa, hepsini saatlerce, günlerce inceledim. Ayrıca, ölümünde alınan maskının üzerinden yüz detaylarının ölçümlerini aldım. Bu söz ona dayanıyor.

Gerçi sizin sanatçı yönünüz sadece heykelle sınırlı değil. Öğrencilik yıllarınızda kan satarak tiyatro kurduğunuzu duymuştum.
Doğrudur. Bunun belgesel kitabı da çıktı.

Kamu maliyesi hocası bir akademisyen, sanatçı ve belediye başkanısınız... Siz nesiniz?
Ben neyim aslında... Bir eğitici ve yöneticiyim ama geçmişimde gazetecilik, karikatüristlik, tiyatroculuk, ressamlık, iletişimcilik ve hocalık gibi çeşitli meslekler ve hobiler var. Şimdi kim benim hangi yönümü beğenirse, mesleğimi o zannediyor. Bütün özelliklerimi bilenler de, "hoca" hitabı ile bir yerde hepsini ifade ediyorlar.

Bir de son zamanlarda karikatürlerinizle de gündeme geldiniz. Hatta karikatürler aracılığıyla kendi kendinizle dalga geçiyorsunuz...
Evet. Yeşil alanları beton yığınına çevirme gayretinde olan bazı kişiler var. Mesela Mimarlar Odası şubesinin başkanı, AKP'li bazı alt kademe belediye çalışanları falan. Bunlar yerel gazetelere tam sayfa ilanlar vererek icraatlarıma karşı propaganda başlattı. Ya aynı şekilde ilan verecektim ya da mahkemeye verip tazminat isteyecektim. Baktım, ilan verecek param yok... Gazeteleri cezalandırmak veya sayfalar dolusu yazılarla cevap vermek yerine çizdiğim üç karikatürün aynı gazetelerde yayımlanmasını rica ettim. Gazeteler de bunu bir cevap hakkı olarak kabul edip yayımladılar. Tabii gazeteler bunu yayımlamasaydı, yargıya başvurmaktan başka çarem kalmazdı...

"Hep mücadele ettim. Herhalde dinç kalmamın sebebi bu"

Eskişehir'i neden bu kadar seviyorsunuz?
Benim doğup büyüdüğüm şehir burası. Haçlı Seferleri dahil hep savaşlara konu olmuş. Avrupa, Ortadoğu ve Asya üzerindeki önemli bir kavşak noktası. Ayrıca hep ilklerin şehri: Osmanlı İmparatorluğu'nun beylik olarak doğduğu yer. Nasrettin Hoca burada doğmuş. Yunus Emre ve Battal Gazi'nin mezarları burada... Yakın tarihte de öyle... Çok partili hayata geçilince Demokrat Parti'nin ilk açık hava mitingi burada yapıldı. E, herkesin bildiği gibi havacılığın beşiği. Daha nice ilk var... Ama dikkat edin, hakkı olan gelişme desteğini hiç alamamış bir kent. Çocukluğumdan beri Eskişehir'le ilgili hayaller kurarak yaşadım ben. Hep önce Eskişehir'e, sonra da tüm ülkeye faydalı olacak şeyler yapmaya gayret ettim. Kolay şeyler değildi, hep mücadele ettim. Bugün de öyle... Dinç kalmamın sebebi bu olsa gerek.

Gerçekten de çok dinçsiniz. Hiç 70 yaşında göstermiyor, çok hızlı hareket ediyorsunuz.
Biliyor musunuz, hiç spor yapmam. Yediklerime de dikkat etmem, ne istersem onu yerim. Doktorların "yap" dediği şeylerin hiçbiri yok yani. Ama savaşmak dinç tutuyor insanı herhalde.

Peki göz önünde olmaktan yorulmadınız mı? Hele sizin konumunuzda... Herhalde açıklarınızı yakalamak için sizi izleyenler de vardır.
Şüpheniz olmasın. Üstelik sadece izlenmek olsa neyse... Belediye hizmetlerinden her türlü çıkarı sağlamaya alışkın kimselerin hortumları kesildi. Onların "yandaş kollama" sistemleri var tabii... Siyasiler ve onların yandaşları... Bu "yandaşlarını kollamaya" müsaade edilmeyen siyasiler, doğrudan veya dolaylı şikayet yolunu seçiyorlar.

Diğer illerin belediye başkanlarından şehrinizi "alıcı gözüyle" ziyaret edenler oluyor mu?
Projelerimiz duyuldukça, özellikle son zamanlarda çok gelen oldu. Başkanlar ekipleri ile geliyor. Bazen de görevlilerini gönderip bizim projeleri inceletiyor, kendi şehirlerinde nasıl uygulatabilecekleri konusunda bilgi alıyorlar.

Eskişehir'e turistik geziler de artmıştır sanırım.
Evet. Özellikle İzmir, Bursa, Ankara ve İstanbul'dan hafta sonları gelen gruplar başladı. İnsanlar gelip gördükçe de ben çok mutlu oluyorum.

"Genel başkan olmayı hiç düşünmedim"


"Türkiye'nin yeni lideri kim olur?" sorusuna cevap olarak adınız geçiyor. Ama sanırım Türkiye'nin politik yapısı sağlıklı birleşimlere ve siyasi işbirliğine pek elverişli değil...
Ne yazık ki öyle.

Peki DSP'nin genel başkanı olabilir misiniz?
Bu konu son zamanlarda gündeme getirildi. Bir kere böyle bir şey benim irademe bağlı değil, dolayısıyla da böyle bir düşüncem olmadı.

İstemez misiniz yani?
Hiç düşünmedim.

Cumhurbaşkanı olmayı düşünmez misiniz?
Herkes düşünebilir ama herkes olamaz. İnsanların iradelerine bağlı değil.

Geçen seçimlerde AKP ile ciddi bir çekişme yaşadınız.
Evet, öyle oldu. AKP İzmir, Bursa, Eskişehir, Mersin, Gaziantep, Erzurum, Samsun ve Antalya'yı her ne surette olursa olsun almak için her türlü yola başvurdu. Sonuçta da İzmir ve Eskişehir hariç hepsini aldı. 1999 seçimlerine yüzde 44 oyla başkan seçilmiştim. Son seçimlerde bütün Eskişehir halkı sabahlara kadar yanımdan ayrılmadı, benimle mücadele etti. Öncekinden daha büyük bir oranla beni seçerek aydınlanma kentinin kale burcunu teslim etmediler.

Türkiye'nin lideri olsanız, neyi değiştirmekle işe başlardınız?
Partiler kanunu, seçim kanunu ve Anayasa'da bazı değişiklikler yapardım. Partiler kanunu ile seçim kanunu ve sistemini, Türkiye'ye gerçek demokrasiyi getirecek şekilde değiştiridim. Halkın gerçek iradesini yansıtacak, partilerde lider ve delege hakimiyetinin sakıncalarını gidermek için... Sonra, Anayasa'da yargının bağımsızlığının sağlam temellere oturmasını gerçekleştirirdim. Bu çok önemli. Yine Anayasa'da, Milli Eğitim Bakanlığı'nı ve yapısını, milli savunmamıza benzer tarzda, siyasi iktidarların oyuncağı olamayacak şekilde yapılandıracak değişiklikler yapardım. Vatandaşın sağlık ve sosyal güvenliğini anayasal teminat altına alacak girişimler ilk işim olurdu.

"Aşık olunacak bir fiziğe sahip değilim!"


Sizin gibi aktif hocalar, öğrenciler tarafından çok sevilir...
Diplomalarının altında imzam olan, kurucusu da olduğum açıköğretim sisteminden mezun herkes tarafından da çok sevildiğimi biliyorum. Avrupa'dakiler dahil milyonlarca öğrencim var. Eskişehir'den diğer illere, ülkelere gidenlere ilk soru "Yılmaz hoca nasıl?" oluyormuş. Yurtdışı ve yurtiçi seyahatlerimde de yanıma gelen, elimi öpmek isteyen çok öğrencimle ve aileleriyle karşılaşırım.

Tam bir Akrep burcu

Merak ettim, hiç size aşık olan bir kız öğrenci oldu mu?
Böyle bir hissiyat belirtisi ile karşılaşmadım ama her yaştan öğrencinin karşı cinsten hocalarına karşı aşka benzer duyguları olabileceği bilinir. Belki "idol" olarak düşünen olmuştur. Zaten aşık olunacak fiziğe sahip değilim. Ama bana öğrenciyken aşık olan tek kişi oldu, o da eşimdi.

Peki siz?
Ben de ona aşık olmuştum, hiçbir sorun çıkmadı. Dört-beş yıl flörtten sonra evlendik!

Yine de sizin "baskın" karakterinizden eşiniz çok çekmiştir...
Doğru, çekti. İkimiz de akademik kariyer içindeydik, ben yönetici olunca onun ayrılmasını istedim. Ben Akrep burcuyum, bütün özelliklerini de gösteririm. Gerçi eşim de Akrep ama baskın olan hep ben oldum...

Neden?
E, benim gibi radikal bir yöneticinin aldığı kararlar eleştirilir. Eşimin bunları duymaması mümkün olamaz, o zaman da çok üzülürdü. Akademik hayatta parlak bir istikbal vaat ettiği halde, isteğime razı gösterdi. Lisede öğretmenliğe başladı, erkenden emekli oldu. Sonra da ben üniversiteden ayrılınca, erken emekliliğini kaldırtarak üniversiteye döndü ve emekli oluncaya kadar hocalık yaptı.

Kaç çocuğunuz var?
İki kızım var. Birisi akademisyen oldu, bizim gibi. Diğeri de iç mimar. İki de kız torunum var.

Konser boyu çamurlu çukurun içinde


Kim bilir ne çok anı biriktirmişsinizdir...
Anılarım inanılmayacak kadar çok. Başkan olmadan önce yazmaya başlamıştım ancak başkanlık, yazma işini bir süre geciktirdi. Hepsi "Türkiye'de iş başarmanın kara mizah örneği", genç kuşaklara örnek oluşturacak, birer "vaka metodu" tadında okunacaklar. Tamamlayabilirsem anıların üzerinde hem gülünecek hem de düşünülecek.

Üniversitenin kuruluşuna dair çok hikayenizi duydum ama dediğiniz gibi çoğu "traji-komik". Gerçekten gülünecek neler var?
Bak birini anlatayım: Ayşegül Aldinç kampüste konser vermeye geldi. Ara oldu, herkes sigara içmeye dışarı çıktı. Ben de insanlarla birlikte çıktım, "Hadi çıkmışken de yeni kazılan kanalları kolaçan edeyim" dedim. Bakarken ne olduysa oldu, aşağı doğru kaydım. Derinlik 2,5 metre falan. Biraz çabaladım, nafile. Bu arada düştüm, yine kaydım, dizlerim kanadı... İnsanların seslerini duyuyordum, bir anda sesler de kesildi. Konserin ikinci yarısı başladı yani. Sonuçta ben orada gece 2'ye kadar kaldım. Bekçilerden birisi sesimi duymasaydı, sabaha kadar da çamurun içinde kalırdım!

Eşiniz sizi görünce ne yaptı?
Önce sinirle kapıyı açtı, hani "Nerelerde kaldın, neden kendini bu kadar merak ettirdin?" endişeleriyle. Halimi görünce çok korktu. Olayı anlatınca da başladık gülmeye!


PAZAR
"Çocukluktan beri Eskişehir'le ilgili hayaller kurdum"
Moda dünyasında sıfır beden tartışması
Taş Mektep'in 120'nci yılı
"Onu 1 milyar Çinli arasından bulduk!"
"Filmle müziğin evliliği mükemmel olur"
Plakası 34 RAP 2006
Şansını internetten denemek isteyenlere
Hicret, medeniyet ve şiddet
"Bodrum'daki sessiz odamdayım"
Tehlikeye ilk adım
Fikirler güzel ama malzeme sorunlu
Barajlar ve çevre tahribatı
Ramazanda nasıl beslenmeli?
Büyüyünce "dansöz" olmak istiyor





Ahmet Turhan Altıner
Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Vedat Mılor
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Yalvaç Ural

© 2006 Milliyet