|
Hedef
1970'li yılların sonlarıydı... Uğur Mumcu telefon etti. "Ne yapıyor bu adam, delirdi mi? Beni alenen ülkücülere hedef gösteriyor" dedi. O sırada sağ kesimin etkin ve popüler yazarlarından biri -ki benim ilk gençlik yıllarımdan beri arkadaşımdı- Uğur'a "hedef" gibi algılanabilecek yazılar yazıyordu.
Bu konuya daha derinliğine girmek istemiyorum.
Çok gerilerde kaldı.
Aynı yıllarda hukuk fakültesinde birlikte okuduğumuz Uğur'u yıllar sonra rezil bir saldırıda yitirdik.
O yazılardan dolayı değil fakat 1980'lerde siyasal İslam odaklı yayınlarla "hedef gösterilmesi" nedeniyle...
Nur içinde yatsın.
..........................
Uğur Mumcu örneğini bugünlere taşımamın nedeni var.
301. madde eksenli yayınların en tehlikelisi, oluşturulan "linç" psikolojisidir...
Elif Şafak, Orhan Pamuk, Hrant Dink, birer "hedef" haline geliyor.
Türkiye'de "ruhsal arızalı" ve "saplantılı" psikopatlara, bu isimler "istemeyerek" de olsa hedef gösteriliyor.
Onlar, Türklük kavramına ve ulusal değerlere birer "tahkir mayını" gibi nefret vitrinlerinde kullanılıyor.
Yarınlarda -ağzımdan yel alsın- onlara bir saldırının olasılığı göz ardı edilerek siyasal söylemlerle, yayınlarla, internet siteleriyle yapılan "yargısız infazlar", vicdan suçuna dönüşebilir.
Kitapların infazı, barbar saldırılarla sürebilir.
..........................
Bu bir "paranoya" değil.
Daha çok kısa süre önce Danıştay 2. Daire'ye silahlı saldırı, bu kaygımın kanıtıdır.
Başörtülü okul müdiresi aleyhine karar veren Danıştay üyelerine, beyni tahriklerle ve hedef yayınlarıyla şartlanmış bir meczubun kurşun yağdırması nasıl açıklanabilir?
Onun ruhunu esir alan, kanlı ve kirli, insanlık dışı eyleme hazırlayan/yönelten, elbette sorumsuz bazı siyaset söylemleri ve yayınlarıdır.
Daha önceleri Muammer Aksoy, Prof. Bahriye Üçok, Uğur Mumcu, Çetin Emeç de hedef gösterilmiş değil miydi?
Böyle acı örnekler çok.
Örgütlü olan cinayetlerin yanı sıra örgütlü olmayan ve sadece yayınların, siyasi söylemlerin tahrikiyle kurşun kusan "arızalı" bireyler, "hedef gösterme" sicillerindeki kara noktalardır.
...........................
Hele bu tahrik ortamı, onlara ait olmayan söylem ve satırlar -sanki varmış gibi- yansıtılarak oluşturuluyorsa, "hedef" kaygıları daha da yoğunlaşıyor.
...........................
Elif Şafak, Orhan Pamuk, Hrant Dink ya da diğerlerinin fikirlerini, görüşlerini elbette paylaşmayanlar vardır. Hatta tam karşı fikirlerin, yorumların sahibi de olunabilir.
Ama...
Bunu ortaya koymanın yolu gene söylemdir, satırlardır.
Kütüphane çalışmasıdır.
Seminerler, paneller, yayınlardır.
Şafak, Pamuk, Dink ve diğerleri çağrılır, uygar bir ortamda tartışılır.
Bu demokratik platformun yerine kan kültürünün yükseliş trendi açık seçik görünen şu ortamda -bilerek ya da bilmeyerek- hedef göstermek çizgisi "sakar" bir seçenektir.
Nelere mal olacağı bilinmez.
Ben bunların "kasıtlı" olduğuna inanmak istemiyorum.
Ancak... "Kasıt" unsurunun varlığı ya da yokluğu "potansiyel tehdidi" değiştirmez ki...
Böyle başlar...
Her karşıt kesimin, her karşıt fikrin "hedef" gösterileceği bir "kâbus coğrafyası" yaratılır.
Önce birbirimizi anlamaya çalışalım.
g.civaoglu@milliyet.com.tr
|
|