|
 |
|
|
Benim içim sızlıyor, ya sizinki...
Satır Arası / Deniz Sipahi
Birkaç hafta önce Gaziantep'te Zeugma Müzesi'ni gezerken içim burkuldu. Önce kültür merkezi olarak düşünülen daha sonra karar değiştirilerek müzeye dönüştürülen bina aslında müthiş bir zenginliğe ev sahipliği yapıyordu.
Dünyanın ikinci büyük Mozaik Müzesi olarak bilinen Gaziantep acaba çok daha estetik, sergilenen eserlere uygun bir mekan inşa edemez miydi?
Tanıdık, bilinen bir kamu binasının içinde dünyanın kıskandığı bir hazine vardı.
Merdivenleri çıkarken böyle düşündüm.
Mayıs ayında gittiğim Tunus'ta, bir Osmanlı köşkü dünyanın en büyük Mozaik Müzesi haline dönüştürülmüştü.
İçerideki eserler gerçekten büyüleyiciydi ama doğruyu söylemek gerekirse Gaziantep'teki iki farklı müzeye bölüştürülen mozaiklerin de Tunus'tan kalır yanı yoktu.
Ama Tunus'un yaptığını biz yapamıyorduk.
Bu Osmanlı Köşkü, bir kültür mabedine dönüştürülmüştü.
Daha sezon açılmamış olmasına rağmen otobüsler kuyruktaydı.
Konuştuğum yetkililer; yazın randevusuz içeriye girilmediğinden bahsettiler. Gaziantep'te böyle bir doluluk ne yazık ki yoktu.
* * *
Oysa böylesine bir tarihsel zenginlik inanın çok az ülkeye nasip olur.
18 yıldan bu yana Zeugma'dan 1500 metrekare mozaik, 120 metrekare duvar resmi, 4 bin bronz sikke, günlük yaşamda kullanılan binlerce eşya çıkarıldı.
Mozaiklerin 843 metrekaresi yeni müzede teşhire kondu, 300 metrekaresinin restorasyonu sürüyor; 350 metrekaresi ise Zeugma Açık Hava Müzesi'nde sergileniyor.
Aralarında Çingene Kızı mozaiğinin de olduğu 35'i pano toplam 550 metrekare mozaik, 120 metrekare duvar resmi fresk, 35 heykel ve mezar steli, Zeugma yamaçlarında bulunan üç villadan çıkartılan mozaikler, duvar resimleri, çeşmeler ve sütunlar müzeye yerleştirildi. Diğer 4 bin buluntu ve 1000 sikke de Zeugma Müzesi'nin yanındaki Gaziantep Arkeoloji Müzesi'nde bulunuyor. Gaziantep Mozaik Müzesi, ikiz müze haline getirilerek yeniden düzenlendi. Mozaik müzesinin toplam 3 bin metrekarelik teşhir alanı var.
Bunlar bulunanlar, korunanlar...
Tahrip edilen, çalınan, kaçırılan eserler bu sayının çok daha fazlası olduğunu söylüyor yetkililer...
Dünyanın en büyük mozaiklerinin bazı yerleri, özellikle de orta bölgeleri yok.
Gaziantep'te konuştuğum müze yetkilileri acı bir itirafta da bulundular.
Kazı çalışmaları sırasında mozaiklere zarar vermemek için çaba gösterirken yakalanan bazı tarih kaçakçıları geliştirdikleri yöntemleri polise aktarmışlar; trajikomik ama yeni gelen kazı ekibi bunun mozaiklere en az zarar veren yöntem olduğunu anlayınca onlar da aynı formülü uygulamaya devam etmişler.
* * *
Burası Türkiye...
Nereye giderseniz gidin, altında bir tarih vardır. Örneğin İzmir önümüzdeki günlerde önemli bir buluşmaya sahne olacak.
İzmir'den Osmanlı döneminde götürülen eserler Fransa'dan getirilecek. Bu eşsiz zenginlik yıllar sonra ait olduğu topraklara dönecek, ama sadece iki aylığına...
1800'lü yıllarda yapılan kazılarda bulunup yurtdışına çıkarılan eserlerin bir bölümü ait olduğu topraklara dönecek. Şu an Fransa'nın dünyaca ünlü müzesi Louvre'da bulunan 51 heykel ve 18 sikke, Fransa Milli Kütüphanesi'nden de 50'ye yakın plan, haritayla fotoğraf ilk kez getirilecek.
9 Ekim'de başlayacak sergi 30 Kasım'a kadar sürecek.
Ama hepsi o kadar...
Bu coğrafyaya ait olan eserler yine gurbete gidecek.
Benim içim sızlıyor.
Ya sizinki...
Kalpten bağlanmak...
Kalpten bağlıdır Mustafa birlikte çalıştığı insanlara... Şoförlüğünün yanında bir dost, bir ağabey, bir yardımcıdır onlar için. Yıllardır tek bir olumsuz anıları olmamıştır, onlarla... Zor günlerde birbirlerine destek olmuşlar, mutlu günlerinde birlikte sevinmişlerdir.
O güne de mutlu başlamıştı Mustafa. Her sabah olduğu gibi kapıda karşılamıştı sevdiği insanları, çantalarını götürmüştü bürolarına... Sevdiği bir insanın odasında görmüştü yerel bir gazetedeki haberi. Sevdikleri insanlara haksız yere çamur atılıyordu. Çamur atanları da, çamur atılanları da çok yakından tanıyordu. Çok kızmıştı; önceden yaralanmış kalbi bu heyecana dayanamadı ve durdu... Olduğu yere yığıldı Mustafa, bitmişti kızgınlığı, hiçbir şey duymuyordu artık...
* * *
Ama yalnız değildi Mustafa, kalpten bağlandığı insanlar da aynı duygularla bağlıydılar ona ve izin veremezlerdi böylesine iyi bir kalbin durmasına... Elleriyle destek verdiler Mustafa'nın duran kalbine, az da olsa kan pompalayabilmesi için yaşamsal organlarına... Madem ki destekliyordu sevdikleri onu, gayret göstermeliydi Mustafa ve nefes almaya başladı, çok seyrek de olsa. Hızır gibi yetişen ambulans, deneyimli görevliler ve elektroşok sayesinde normal ritmiyle yeniden sevgiyle atmaya başladı Mustafa'nın kalbi. Bir anjiografi geçirdi, bir de pil takıldı kalbine, yeniden durmaması için. Göğsünde sızılar da vardı, ama ona asıl acı veren yatmak zorunda olmasıydı; "Size bu yoğun günlerinizde destek olamıyorum" diyordu sevdiklerine.
Bazı insanlar vardır; yapmak yerine yıkmayı, sevgi yerine korku ve sindirmeyi, insan olmak yerine sahip olmayı yeğlerler. Özgürlükten anladıkları; insanları korkutma, tehdit etme ve sindirme özgürlükleridir. Çıkar üzerine kuruludur ilişkileri ve bildiğimiz adi maşaları kullanırlar pis işlerinde, nazik elleri kirlenmesin diye. Puslu havayı, gerilimli ortamları severler; ancak bu koşullarda güçlü hissedebilirler kendilerini çünkü. Yapmayı, sevgiyi ve insan olmayı seçenlerse özgürlüğü yalnız kendileri için değil, başkaları için de isterler. İnsanları en güçlü sevgi bağlarıyla, kalpleriyle bağlarlar kendilerine ve bu bağın yarattığı sinerjiden güç alırlar.
Ve insanlar bir seçim yapar; kimi gerilimi seçer, kimiyse huzuru. Neyse ki gerilimi seçenler çok azınlıktadır Mustafa. Basını ve adaleti çıkarları yönünde yönetmeye kalkanlarsa bir gün aynı silahla vurulmuşlardır hep.
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok'un kaleminden, okulgen@superonline.com)
dsipahi@milliyet.com.tr
|
|
|

|