|
 |
|
|
SEYİR DEFTERİ
Geyikli Baba'nın izinde
Geyikli Baba'nın türbesine çıkan yolda tek başınayım. Mezar taşlarının ve Bizans döneminden kalma sütun kaidelerinin arasından dağın yamacına tırmanıyorum
NEDİM GÜRSEL
Geyik muhabbetini sevdiğimden olmalı, önce adından hoşlandım Geyikli Baba'nın sonra işlerinden. Yani kerametlerinden. Aslında fazla abartmamak gerek, birçok Anadolu ereni gibi ne kocaman bir kazanda kaynarken az biraz terliyor ne her gece Mekke'ye gidip geliyor Geyikli Baba.
Adından da belli değil mi? Geyikli Baba'nın geyiklere hükmü geçiyor yalnızca, Aşıkpaşazade'nin deyimiyle "varup dağda geyicikler ile yürüyor". Bu dağ eski adıyla Keşiş Dağı'dır, Geyikli Baba da Bursa'nın fethine katılmış, çatal boynuzlu, heybetli mi heybetli bir geyiğin üzerinde surlara saldırıp 60 okka çeken kılıcıyla düşmanın yüreğine korku salan bir Rum abdalı.
Hacı Bektaş Veli gibi güvercin donunda, barışın simgesi olarak gelmemiş Anadolu'ya. Horasan'ın Hoy kentinden kalkıp göç eyledikten sonra Balım Sultan'ın meclisinde bulunmuş, derken geyikleriyle Bursa surlarının önünde görünmüş. O savaşçı bir derviş, Yunus-u biçare gibi "miskin" değil.
Kentin en eski doğal anıtı
Bir de, yine ondan söz eden en eski kaynak "Tevârih-i Al-i Osman"a bakılırsa, Orhan Gazi'nin davetine icabet etmeyip kendisini bizzat ayağına dek getirterek "Şu karşuda duran depecükten berü yercügez dervişlerin avlusu olsun" deyip de padişahtan Keşiş Dağı'nın İnegöl tarafında bir tekke yaptırmasını istemiş.
75 yaşında Hakk'a yürüyen Geyikli Baba'nın Bursa tarihiyle özdeşleşen, kentin fethedildiği 1326'dan bu yana 680 yaşına basan bir de çınarı var ki, anlatmadan olmaz.
Bir gün Orhan Gazi'nin huzuruna çıkmadan önce bir kavağı (Türkmen geleneğinde çınar ağacına kavak denirdi!) sökerek sırtlıyor, getirip sarayın bahçesine dikiyor.
Bugün Orhan Gazi'nin sarayından hiçbir iz kalmamış Bursa'da, oysa Geyikli Baba'nın diktiği çınar hâlâ ayakta. Kentin en eski doğal anıtı olarak korunmayı bekliyor.
En güzel köydeyim
Bursa'da yeşille beyazın, suyla taşın, kurşun kubbelerle revaklı avluların halleşip kaynaştığı, neredeyse "yekvücud" olduğu bir sabah, Ahmet Hamdi Tanpınar'ın ünlü dizelerindeki gibi "Orhan zamanından kalma bir duvar / Onunla bir yaşta ihtiyar çınar" eliyorken dört yana sakin bir günü, Babasultan köyüne doğru yola çıktım.
Osmanlı'nın ilk başkenti Bursa'ya hiç de yakışmayan derme çatma yapıları, oto tamircilerini, gecekondudan farksız lokantalarla tuğla duvarları, her biri başlı başına bir çirkinlik abidesi olan apartmanları ardımda bırakarak İnegöl'e 12 kilometre kala ana yoldan saptım.
Bu yörenin belki de en büyük (1150 nüfuslu) ve hiç kuşku yok en güzel köyündeyim işte. Babasultan sırtını Uludağ'ın doğu yamacına dayamış, aşağıda uzayıp giden ovaya bakıyor. Buz gibi bir su iniyor dağdan, mermer oluklardan akıp coştukça köye hayat veriyor.
Elma ve kiraz bahçelerinin içinden geçiyorum. Mürdüm erikleriyle şeftaliler, ayva, kestane ve cevizler "Bizi görmeden geçme" der gibi daldan sarkıyor. "Her diri şeyi sudan yarattık" kitabeli eski bir çeşmenin oluğuna ağzımı dayayıp kana kana içiyorum.
Geyikli Baba'nın türbesine çıkan yolda tek başınayım. Hava güneşli, gökyüzünde tek bulut yok. Mezar taşlarının ve nasıl olup da buraya geldiklerini merak ettiğim, kuşkusuz Bizans döneminden kalma sütun kaidelerinin arasından dağın yamacına tırmanıyorum. Orada, türbenin girişinde, bir zamanlar Geyikli Baba'nın içine girip halvet olduğu çok yaşlı bir çınar var (tam 639 yaşında), bir de kapının eşiğindeki şu yazı: "Sultanımı Unutma Sen de Gel!"
Gerçek dışı bilgiler
Evet, Geyikli Baba'yı unutmayıp bunca yolu geldim ama herhalde Necdet Topsev imzalı, Diyanet İşleri'nin girişimiyle yazıldığı anlaşılan gerçek dışı bilgileri okumak için değil:
"Geyikli Baba hazretleri ehli sünnet toplumu içinde yetişip kemal bulmuş meşhur evliyaullahtandır. Ehli sünnetin dışındaki sapık fırkalardan herhangi biri ile en ufak bir bağlantısı yoktur."
Bu yazının 2000 Şubat'ında buraya konulduğu anlaşılıyor. Ya köy muhtarlığı ya da köyün bağlı olduğu Kestel kazası kaymakamlığı "sapık fırkalar"dan neyin kastedildiğini açıklamalı, "Aşıkpaşazade Tarihi"nde Baba İlyas'ın müridi olduğu belirtilen Geyikli Baba'yı neden "ehli sünnet"ten saymakta ısrar ettiklerini söylemelidirler. Yoksa Kızıl Kilise'nin fethinde gösterdiği kahramanlıktan dolayı merhum Orhan Padişah'ın Geyikli Baba'ya "Baba mey-hordur (yani ayyaştır) deyu iki yük araki ve iki yük şarap" gönderdiğinden (Bkz. A.Y. Ocak'tan alıntılayan Ramis Dara, "Bursa Yazıları", s. 117) haberleri yok mu? Evet, o yazıyı türbeye koyanların bu konuda bir açıklama yapmalarını bekliyorum.
|
|
|

|