|
 |
|
|
MÜZİK
Miles Davis'e mektup
Konu ne zaman cazdan açılsa, eşle dostla mutlaka Miles Davis adını zikrediyor, yaşamının sayfalarını her çevirişimizde hakkında hayret verici ve parmak ısırtıcı şeyler öğreniyorduk
MURAT BEŞER
Sayın büyüğüm Miles Davis,
Tam 15 yıl önce, 28 Eylül 1991 günü, aldın sadık yarin trompetini ve göçtün bu diyardan. Ama caz dünyasının en çok tartışılan müzisyeni kimliğini burada unuttun.
Ardından kimliğinde yazan bilgilere göz attım. Ana adında "yenilikçi ve devrimci", baba adında da "popüler caz müzisyeni" yazıyordu.
Konu ne zaman cazdan açılsa, eşle dostla mutlaka adını zikrediyor, yaşamının sayfalarını her çevirişimizde hakkında hayret verici ve parmak ısırtıcı şeyler öğreniyorduk. Öğrendikçe hayranlığımız artıyordu. Yaşamın boyunca verdiğin mücadeleye vakıf oldukça, önünde ceketimizin düğmelerini daha bir dikkatli ilikler oluyorduk.
Yarattığın müziğe sonsuz güvenin vardı. Özellikle ırkçılık konusundaki hassasiyetin nedeniyle, beyaz adamın insanın insanı sömürdüğü düzenini hep eşitsiz ve acımasız bulur; ona karşı güvensizliğini her fırsatta dile getirirdin. Sınıf bilincin yoktu, tepkisel bir adamdın ama tüm huysuzluğuna rağmen güzel insandın. "Irkçı beyazlara bir tek nota bile çalmam" diyordun. Hayatın iyinin ve kötünün iç içe geçtiği, senin de çözemediğin paradokslarla doluydu.
Farkın kendinden sonraki müzisyenlere ritmik özgürlüğü, hacim ve espas kavramlarının müzikte nasıl kullanılacağını öğretmen, her zaman üflemenin değil, duraklama anlarının da müziğe dahil olduğunu göstermendi.
Arka sayfa...
Her zaman bir misyonun olduğuna inanarak azimle çalıştın; bop, cool ve fusion anlayışlarının lokomotifi oldun. "Rebirth of Cool" ile bop devrini kapattın, cool devrini açtın. Bulduğun ton kimselere benzemiyordu.
İyi bir küçük burjuva aileden gelmiş, gençliğini "temiz" yaşamıştın. Ne zaman Charlie Bird'le tanıştın; işte ondan sonra her türlü musibete bulaştın. Onun dizi dibinde yetiştiğin için, fevkalade olmayan tekniğine karşın, iyi bir şef oldun. Trompette kendi limitlerinin farkındaydın ve tezatlara yönelmen gerektiğini erken keşfettin. Trompetine taktığın surdin ile mikrofona yakın üfleyerek nevi şahsına münhasır bir sonorite elde ettin. Zekayla elde edilmiş bir tarzın sahibiydin.
1960'ların sonunda caz rock fırtınası estirdin; Stephen Hawking'in fizik teorilerini caz kompozisyonlarına yerleştirdin. Yenilikçi albümlerinle gelecek nesillere yol gösterdin. Dram yerine, gizemli yolculukları tercih ettin. Beklenilmeyen notaları beklenilmeyen yerlere monte ederek, türünün başyapıtlarını ürettin.
Bazıları dudak büktü müziğine elektronik unsurlar girince. Sen onlara aldırmadın ama onlar sana sonradan aldırmak zorunda kaldı.
Ticari başarıyı da elde etmiştin. 80'li yıllarda üç Grammy'yi arka arkaya kaldırdın. Çok kazanmaya ve lükse alışmış; tüketim canavarı olmuştun. Muhteşem evlerin ve dünyanın en pahalı araba ve eşyalarının sahibiydin.
Bu yabancılaşma ve mülkiyet tutkusu seni plaklarında ticari davranmaya itiyordu. Kendi soyundan gelen müzisyenler senin yüzde birin kadar kazanmadığı halde, sen ticari albümler için Columbia ile anlaşmayı imzalamıştın bile.
Hamiş: Bitirirken saadetle bildirmek isterim ki, ölümünden sonra çıkan plaklar bile caz tarihine geçti.
Sadık hürmetkarınız Murat Beşer...
Modern köleliğe ağıtlar
Dünya müziğinin aydınlıkçı sesi Susana Baca, şarkılarını Peru halkının yüzde ikisini oluşturan siyah Afrikalı azınlık için söylüyor, ait olduğu köklere ve topraklara sesleniyor yeni albümü "Travesias"da. Ten rengi beyaz olmayan insanlar üzerinde kurulmuş baskı ve sömürü hakkındaki 12 içli şarkıda, kölelik günlerinin ardından "modern dünya" düzeninde aslen çok şeyin değişmediğini anlatıyor. Sesinin kırık rengi, metinlere içtenlik ve sıcaklık katarken, insanda dinleme arzusunu artıran viagra etkisi yapıyor. Gilberto Gil ile yapılan düet ve Marc Ribot'nun gitarları ara renkleri güçlendiriyor. Etkilenmemek olanaksız.
İsyanda üçüncü perde
Rage Against The Machine ve Soundgarden karması topluluk Audioslave, "Revelations" albümü ile üçüncü perdeyi açtı. Son perdede sürpriz ve yenilik yok. Solcu Tom Morello'nun, yeni albümdeki 12 şarkıyı Led Zeppelin ve Earth, Wind&Fire arası tarif etmesi ya da şarkıcı Chris Cornell'in R&B ve soul şarkıları söylediğini düşünmesi şaşırtıcı. Albümü dinledikten sonra tanımlarını abartılı bulmamak olanaksız. Şarkılar yine sert, hiddetli ve gürültülü. Hızlı davulları, öldürücü basları, eksantrik gitar soloları ile çığlık çığlığa söylenen bu şarkılar muhalif. Albüm günümüz gençliğinin apolitikliği ve tüketiciliği eleştirisinde odaklanıyor.
|
|
|

|