|
 |
|
|
Sakatlar nasıl hatalı yürür?
Eğer basketbol maçı yapıyorlarsa, onlar da hatalı yürüyor. Topu yere vurmadan sadece iki kez çevirebilirler tekerleği. Üçüncüde hakem steps çalıyor
tubakyol@yahoo.com
Ben fiziksel engellilerden korkuyorum. "Korku" en doğru ifade değil ama en yakını galiba. Bakmaya korkuyorum. Konuşmaya korkuyorum. Bu böyle lök diye yazılmaz değil mi? Politik olarak doğru değildir falan. Arkadaşlarıma sordum, onlar ne hissediyor: "Korku... Demeyelim de..." diye gevelediler.
Peki "korku" değil de, "endişe" diyelim.
"Şey..." Olur, bana uyar; "şey" diyelim.
Hiii, sakatlanacak!
Hakkari'de olma sebebim "Potada Engel Yok" Tekerlekli Sandalye Basketbol Turnuvası'nı izlemekti. Osmaniye, Diyarbakır, Van ve Hakkari-Sümbül katılıyordu turnuvaya.
Salona girdim.
Van ile Osmaniye, üçüncülük-dördüncülük için oynuyorlardı.
Basket maçlarında, bilirsiniz, oyuncular saha dışına çıkmak üzere olan topa doğru tam gaz koşar, son anda topu çelip bir arkadaşlarına paslar, fakat bu esnada gayet hızlı koştukları için hemencecik duramaz ve kenara doğru hızla gitmeye devam ederler.
Şimdi bunu bir de tekerlekli sandalye ile düşünün. Topu son anda çeldi Osmaniyeli basketçi ama tekerlekli sandalyesi saha kenarındaki duvara doğru hızla... Gözlerimi kapattım, aman Tanrım sakatlanacak!
Salondan çıktım...
Kapalı spor salonununun karşısında tenis kortu var. Hakkarili çocuklar tenis oynuyor. Kürtçe konuşuyorlardı, ben maçı izlemeye başlayınca sayıları Türkçe saymaya başlıyorlar.
Çetin Altan "Bir gün köylerde tenis oynanacak" mı demişti?
Belki engelliler de, basketbolun yanı sıra bir de tenis turnuvası düzenlerler gelecek yıl.
Önce tabii şu basketbol turnuvası kazasız belasız bitsin de...
Sıkı mücadele
Tekrar salona giriyorum. Finali, Hakkari ile Diyarbakır oynayacak. Maç başlıyor.
Hakkari ev sahibi takım, üstelik turnuva fikri onların. Elbette kupayı istiyorlar. Fakat Diyarbakır da gayet iyi, üstelik hırslı oynuyor.
Çok çekişmeli geçiyor bu maç.
Ribaund mücadelesinde tekerlekli sandalyelerden biri devriliyor.
Gözümü kapıyorum. Bakamayacağım.
Bu esnada salondaki Hakkarililer, evsahibi takım olmanın avantajıyla, ellerinde bir darbuka, başlıyorlar tezahürata.
Ortalık şenleniyor.
"Her an her şey olabilir" tipi maçlardan bu. İki takım da kupayı çok istiyor. Ve maçın heyecanı hepimizi sarıyor.
Duvara doğru hızla giden tekerlekli sandalyeler artık beni korkutmuyor. Devrilen tekerlekli sandalyeler -birkaç saniye içinde kaldırılacak işte- gözlerimi yummama sebep olmuyor.
Fakat hâlâ hakemin steps çalmasına alışamadım. Nasıl oluyor da "hatalı yürüme" oluyor? Topu yere vurmadan tekerleği sadece iki kez çevirebiliyorlarmış meğer.
Bir ara "Koş, koş" diye bile bağırdım ben,
o kadar unuttum tekerlekli sandalyeleri.
Zira sahada daha mühim bir heyecan var şimdi. Kupayı kim alacak heyecanı...
Kupayı Diyarbakır aldı.
"Şey"...
Galiba şu "şey", bilinmeyene karşı duyulan bir şey. Aşina olmamakla ilgili. Alışkın olmamakla... Okullarda, işyerlerinde, sokakta, sinemada, lokantada, yani hayatta fiziksel engellilerle pek karşılaşmıyoruz. Bu yüzden de onlarla karşılaştığımızda bocalıyoruz.
Oysa onlar hep varlar. Ama hayata katılamıyorlar. Hayata katılmalarının önündeki engel de onların fiziksel engelleri değil aslında -ki kendilerine engelli değil, sakat demeyi tercih ediyorlar. Bu ülkenin yolları, okulları, restoranları, sinemaları, spor salonları engelli! Ve sakat olmayan insanları...
Biz de sıra fiziksel engellilerle iletişime geldi mi, iletişim engelliyiz! Onların engeli değil o "şey"in sebebi, bizim engellerimiz.
Halkın niye haberi yoktu?
Geçen hafta pazar günü Hakkari'de sivil giyimli askerler çöp toplama eylemi yaptılar.
Ben bir gün önce, cumartesi günü Hakkari'deydim.
Hakkari bir kucak bir yer; sokaklarında yürüdüm, kenti gezdim.
Temiz miydi?
Türkiye'de herhangi bir ilin sokakları için ne kadar "temiz" diyebilirseniz, o kadar temizdi. Ama ay ay ay, lağım suları akıyor, dur dur dur, nasıl basacağız yere, yandan geç, kenardan yürü, çöp kokuyor, burnunu kapa falan da değildi.
Kimsenin de gündeminde çöp yoktu orada. Haberi görünce merak edip telefon ettim. "Niye hiç bahsetmediniz bize çöp meselesinden, eylemden?"
Bilmiyorlarmış.
Halkın, ertesi gün belediyeye karşı çöp protestosu yapılacağından haberi yokmuş.
Çöp, mesele hakikaten çöpse eğer, orada yaşayan herkesin ortak derdidir oysa.
Bunu yapanlar kentin asıl sakinlerini de "çöp" zannetmiyorlardır, değil mi?
Kendiniz için bir proje yapın
Hakkari'de "Potada Engel Yok" Tekerlekli Sandalye Basketbol Turnuvası düzenleme fikri Hakkarili bedensel engelli gençlere ait. Bu projeyle "Hayata Artı" Gençlik Fonu'na gitmişler. Çünkü Coca-Cola Türkiye ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Fonu tarafından oluşturulan bu fon -ki bütçesi toplam 1,5 milyon dolar- gençler tarafından oluşturulan ve gençlerin yaşam kalitesini artırmayı hedefleyen projelerin hayata geçirilmesinde kullanılıyor.
Seçici Kurul tarafından belirlenen projeleri de Habitat İçin Gençlik Derneği yürütüyor.
Bu yıl mesela 10 ilden 12 proje fondan destek alarak uygulanmaya başlanmış. "Potada Engel Yok" turnuvası bunlardan sadece bir tanesi.
Şu aralar şirketler sosyal sorumluluk projelerini desteklemeye çok hevesliler ama pek azı "Sizin projeniz nedir?" diye sormayı akıl ediyor.
16-26 yaşları arasındaysanız, etrafınıza bir bakın bakalım, sizin ve çevrenizdeki gençlerin hayatına "artı" katacak bir proje geliyor mu aklınıza?
Gelecek yıl için başvurular kasım ayında başlıyor. (www.hayataarti.org)
Van'ın tarihi ziyarete kapalı
Geçen yıl ağustos ayında Van'daydım. Akdamar Adası'ndaki Ermeni kilisesi o zaman tadilattaydı. Hala tadilatta!
Van Müzesi'ne gidelim o zaman.
Gidiyoruz.
Müze kapalı.
Tadilatta!
Van'dan Hakkari'ye doğru yola çıkıyoruz. Karşımıza Hoşap Kalesi çıkıyor. Öyle muhteşem görünüyor ki, vaktimiz var mı, uğrasak...
Vakit var. Kaleye gidiyoruz. Bir tabelayla karşılaşıyoruz: "Tarihi Hoşap Kalesi iç kısmı geçici süreyle ziyarete kapanmıştır." Niye? Tadilatta galiba.
Van'ın tarihi yüzü topyekun tadilatta mı acaba?
Çok değerli bu cadde
İşte geçen yıl emlak vergisinde birim fiyat olarak Boğaz'daki yalıları bile geride bırakan Hakkari'deki Cumhuriyet Caddesi. Bu yıl neyse düzeltildi, yalı sahipleri biraz daha fazla vergi ödeyecekler ama... Bu cadde -vergi bakımından- hâlâ birçok ildeki bulvardan, hatta Şişli'den, Etiler'den falan daha değerli.
|
|
|

|