Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 01 Ekim 2006 / Pazar  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Zalimlik egzersizi


Acıyı acıyla yenmek yöntemini Paulo Coelho'dan okudum. Şöyle yazmış: "Aklına ne zaman kendini kötü hissettirecek bir düşünce -kıskançlık, kendi kendine acıma, haset, nefret vb.- gelse, şunları yap; işaretparmağının tırnağını, aynı elinin başparmağının tırnağını çevreleyen etlere iyice acı verinceye kadar batır. Acıya odaklan: Ruhunda yaşamakta olduğun acının bedenindeki bir yansımasıdır bu. Baskıyı, zalim düşünce geçip gidinceye kadar hafifletme.
Tırnağını başparmağına birçok kez batırman gerekse bile, bunu o düşünceden kurtuluncaya kadar tekrarla.
Zalim düşüncenin geri dönmesi, her seferinde biraz daha gecikecektir; düşünce her aklına geldiğinde egzersizi uygularsan sonunda tümüyle yok olacaktır."
.......................
Bunu, kırık bir aşkın ya da yakın arkadaş kazığının, kendinize fena halde öfke duyduğunuz bir yanlışınızın, bir başarısızlığın acılarını yok etmek için de uygulayabilirsiniz.
Paulo Coelho'nun "HAC" adlı kitabını, bitmesini hiç istemeyerek keyifle okudum.
Bu "zalimlik egzersizi" de o kitaptan... (Can Yayınları-Ağustos 2006)
Celal Üstel'in su gibi Türkçe çevirisiyle nasıl da güzel aktı gitti satırlar, sayfalar...
.....................
Acının üstesinden acıyla gelmek ya da acıyı acıyla yenmek... Yaraya tütün basmak gibi bir şey.
Belki psikolojik şartlanma, belki de ezoterik tedavi gerçeği...
.....................
Travmalar için psikolojide başka yöntemler de uygulanıyor.
Büyük acılar çekmekte olan "danışana" psikolog/psikiyatr "danışman", onun en "korktuğu" veya ona "en çok acı veren" olayı, önce zihninde canlandırmasını söylüyor.
Sonra... Gözlerini kapatmasını ve gözlerini bir televizyon ekranı gibi hissetmesini istiyor. Danışanın o "en korktuğu" veya "en acı duyduğu" olay sahnesini zihinden göz ekranına göndermesine geliyor sıra...
Bu da olduktan sonra küçük bir elektronik aygıttan uzanan iki anot ve katot şeritlerinin uçlarını, danışanın sağ ve sol ellerinin baş ve işaretparmakları arasına yerleştiriyor.
Parmaklar, bu uçları tutacak, gözler kapalı olacak ve aygıtı psikolog/psikiyatr çalıştırmaya başlayacaktır.
Aygıt, artık birkaç saniye aralıkla "bip" sesi çıkarmaktadır.
Her "bip" sesi, bir sol elin baş ve işaretparmakları uçlarına, bir sağ elin baş ve işaretparmakları uçlarına çok belli belirsiz elektrik uyarıları vermektedir.
Bu bir sağ ve bir sol parmak uçlarında uyarılarla örtüşen "bip"ler sürerken, gözlerdeki zihinsel televizyon ekranında görüntü de solmaktadır. Sanki yukarıdan aşağıya mikron mikron inen çok ince ayarlı bir lazer ışın paneli, görüntüyü taramakta, silmektedir.
Görüntünün renkleri, çizgileri solgunlaşır, solgunlaşır, solgunlaşır...
Birkaç seanstan sonra ekran, o istenmeyen görüntüden temizlenir.
O en korkulan ya da o en acı veren olayın travma etkisi neredeyse sıfırlanır.
.....................
Bu yöntem, Marmara depreminden sonra Türkiye'ye gelen Amerikalı psikologlar ve psikiyatrlar tarafından uygulandı. Depremde, en yakınlarını, her şeylerini kaybeden... Uzun süre yıkıntılar altında kalan, hatta ölülerle yan yana ve karanlıkta yapayalnız yardım bekleyen, yaşam savaşı veren depremzedeler için bir mucize tedavi.
Deprem travmasını aşmakta etkili oldu.
Türk psikologlarından oluşan ve depremzedelere yardım için yörede -gönüllü olarak- üs kuran bir grup da bu eğitimi aldı. Yöntemi başarıyla uyguluyorlar.
.....................
İşte biri doğal, "acıyı acıya kırdırmak" yöntemi, diğeri ise "elektronik acı terminatörü..."
Tanrı acı vermesin...
Ama hiç değilse kalp acısı çekmemiş olana rastlamadım.

g.civaoglu@milliyet.com.tr








Çetin ALTAN
'Kimseye etmem şikâyet, ağlarım ben halime'
Nasreddin Hoca'ya sordular:
Melih AŞIK
Mein Vater Türke
Cahit Çubuk, Bolu'nun Mengen ilçesinden kalkı...
Fikret BİLA
Komutanlar ve milli burjuvazi arayışı
Kuvvet komutanlarının, harp okullarının açılı...
Hasan CEMAL
İrtica diye bir tehdit yok!
Cuma gecesi Ankara'dan kalktık, New York'a uç...
Güneri CIVAOĞLU
Zalimlik egzersizi
Acıyı acıyla yenmek yöntemini Paulo Coelho'da...
Can Dündar
Adnan Menderes'le düşen uçakta...
Tomris Giritlioğlu telefon etti aylar önce.....
Abbas GÜÇLÜ
Demirel, Batman ve Pekinler
Dün, binlerce kilometre yol kat edip günü bir...
Metin MÜNİR
Tatilin ikinci günü
Salonda, sallanan koltuğa oturmuş müzik dinli...
Hasan PULUR
Köşe yazarı nasıl olunur?
"KÜÇÜK Hanım"ın canı gazeteci olmak, yazı yaz...
Derya SAZAK
Nasıl tükettik?
Gıda güvenliği insanlığın 21. yüzyıldaki en t...
Meral TAMER
Üniversite bahçesindeki heykel parkı
Önce masamda duran kitaplardan birinin adı di...
Ece TEMELKURAN
Cola Kurda!
Cola Turca çıktığı günden beri, her biri dev ...
Tamer HEPER
Nostalji
Her ramazan, eski ramazanlar diye nostalji ya...
Osman ULAGAY
Dış ticaret açığımız nasıl 'Asyalaştı'?
Küresel dönüşümün Türkiye'nin dış ticaret hac...
Güngör URAS
Venedik Bienali'nden seçmeler İstanbul Modern'de sergilenecek
Geçen yıl düzenlenen 51'inci Venedik Bienali'...
Serpil YILMAZ
Sivil toplumda 'geniş cephe'
Aslına bakarsanız, bugün için dar bir grup ar...

© 2006 Milliyet