Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 02 Ekim 2006 / Pazartesi  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Arman Manukyan Boğaziçi Üniversitesi'ndeki hocalığında 50 yılı geride bıraktı
"Gelini için benden referans alan var"

Boğaziçi Üniversitesi'ndeki 50'nci yılı törenle kutlanan Arman Manukyan, aralarında Cem Boyner, Güler Sabancı ve Tansu Çiller'in de olduğu 16 bin öğrenci yetiştirdi. Çoğunu ismen tanıyor, ismen çıkaramadığını fotoğrafından hatırlıyor

TUBA AKYOL


Bak, şu duvar yoktu. Burası yandaki odayla birleşikti, daha genişti. Mantık ve felsefe sınıfımızdı. Senin oturduğun yerde, böyle 2 metre 5 santim boyunda bir Amerikalı hocamız vardı, o dururdu. Şurada tahta vardı, kara tahta... Ben talebeydim. Şurada, şu sandalyenin arkasında oturuyordum. Düşünün, 58 sene geçmiş. 50 seneden beri de yine aynı odada hoca olarak oturuyorsunuz. Kampüs aynı, çevresi aynı, mimarisi aynı, gelenekleri aynı... Ben çok severek yapıyorum hocalığı. Sevmeseniz 50 yıl yapmazsınız. 50 yıl! Bana sorsanız 50 gün gibi geliyor. Ben hâlâ kendimi eski kampüs... Sen hatırlamazsın, eskiden şurası (çim meydanı gösteriyor) bizim futbol sahamızdı."
Arman Manukyan 58 yıl önce öğrenciyken burada futbol oynarmış. 58 yıl sonra artık çim olan eski futbol sahasında yürüyor, bizim için fotoğraf makinesine gülümsüyor.
Geçtiğimiz günlerde Boğaziçi Üniversitesi'ndeki 50'nci yılını kutladı Arman hoca.
Yoksa "Manuk" mu demeli? Çok sevgili öğrencilerinin ona seslendiği isimle.
50'nci yılın şerefine üniversitede düzenlenen törene katılan Cem Boyner mesela "Manuk" dedi, "bize eşek olmamayı, adam olmayı öğretti." Törende bir konuşma yapacak olan Güler Sabancı hocasını arayıp "excuse" bildirdi: "O sabah telefon etti. 'Hocam, fena halde gribim' dedi. 'Ne yapalım kızım, sağlık olsun' dedim."
Çok yıllar önce, Arman hocanın öğrencisi olup bir "excuse"la kapısını çalanlardan biri de Tansu Çiller'di.
"Bir midterm'dü o. Hatta bu koridorun başındaki sınıftaydı. Şimdi bilgisayar odası orası. Çok düşük not değildi de, C- almıştı. 'N'olur, bana yeni bir sınav yapın' dedi. Ben de make up falan vermem kolay kolay. Ancak ciddi bir excuse'unuz olur... Çiller de normal bir öğrenci. 'Çok çalıştım hocam ama yeterince iyi yapamadım, lütfen' dedi. 'Peki' dedik, 'hadi bakalım sana bir özel...' Yanlış hatırlamıyorsam, B+ aldı sonra."
Böyle de hatırlıyor Arman hoca; kendi öğrenciliğini, hocalarını, sınıfları, hocalık teklifini bir çarşamba günü aldığını, birçok öğrencisinin ismini, aldığı notları...

İlk dersinizi hatırlıyor musunuz hocam? Geçen bu 50 yılın ilk gününü...
1956 yılının 12 Eylül günü, bir çarşamba günü ben otomobille Taksim Meydanı'ndan geçerken, bir sınıf arkadaşıma rastladım. Robert College'dan. Oktay burada muhasebe dersleri veriyordu. Şimdiki gibi çok otomobil yok o yıllarda, beni otomobilin içinde görünce "Ben de seni arayacaktım" dedi, "Anadolu'ya naklen gideceğim, orada görevime devam edeceğim. N'olur benim bu dersleri de sen ver." Hayatımda düşünmediğim bir iş. Askerliğimi yapmışım. Mali müşavirim. Çok ısrar etti. "Canım" dedi, "hatırımı kırma, yarın bir okula gel, bir gör." Sabah buraya geldik Oktay'la. Üst katta, şimdi ofis olan odalardan biri, 15 kişilik bir sınıf. Oktay kürsüye geçti. Ben arkaya geçtim, oturdum. Oktay dedi ki "Arkadaşlar, ben pazartesiden bu yana gelemeyeceğim. Size yeni bir hoca getirdim."

Emrivaki olmuş biraz.
Emrivaki gibi, evet. Ben arkada başımı "hayır" diye yukarı doğru sallıyorum, işaret ediyorum. Yüzüme bile bakmıyor Oktay. Beni yeni hoca diye tanıttı. İşte o girişin maliyeti 50 yıl.

50 yıl, 16 bin öğrenci. Bu öğrencilerin çoğu da Türkiye'de önemli pozisyonlarda...
Bir başbakan, milletvekillleri, genel müdürler... Üst düzey yönetici namütenahi (sonsuz). Artık istemediğiniz kadar var. Emekli olanlar bile var. Bugün benim 65 yaşında da öğrencim var. Yan yana durunca bazen onlar benden daha yaşlı bile görünüyorlar. Karım diyor ki "Hayır canım, bu senin öğrencin olamaz". Öğrencim işte. İşletme fakültesindeki hocaların yarısından fazlası da benim eski öğrencim. Burada öğrenciydim, 50 yıl hocalık yaptım, şimdi de "hocaların hocası" diyorlar bana. Ne kadar güzel bir şey, değil mi?

Bu 50 yılda hiç bunaldığınız olmadı mı?
Okula geldiğim günler, bugün de dahil, hayatımın en mutlu günleridir... 50 yıl olmasına rağmen. Bizde bütün işler uzun vadeli. Bütün girdiğim işler uzun vadelidir. Kısa vadeli işte yokum ben. Şimdi siz bilmezsiniz tabii ama muhasebede bir kavram var. Süreklilik kavramı.

Derslerde hep "Bir muhasebeci istikrarlı ve muhafazakar olmalı" dermişsiniz...
Muhasebe okuyan bazı nosyonlara sahip olur. Muhafazakarlık gibi, consistency (süreklilik) gibi... Daha bir sürü kavram var. Tabii o meslek sizi kendisiyle harmanlıyor, yoğuruyor. İşte ben de bunları takip ederim mesleğim icabı.

"Deneyimlerimi aktarıyorum"

Sizi niye seviyor, mezun olduktan sonra bile niye sizinle görüşüyor öğrencileriniz?
Benim öğrencilerimle çok yakın bir diyaloğum var. Hem okul içinde hem dışında. Bu çok önemli bir faktör. 50 yıl bana bunu öğretti. Bir dersin başarılı olabilmesi için hocasının öğrenciyle yakın bir iletişim içinde olması gerekir.

Ama artık öğrenci sayısı çok arttı. Bire bir ilişkiyi devam ettirebiliyor musunuz hâlâ?
Birazdan size göstereyim. Fotoğraflı dosyalar hazırlıyorum 40 yıldır. Bütün öğrencilerimin sınavlarda almış olduğu notları saklıyorum. Bana yazmış oldukları notları, mektupları saklıyorum. Zaman zaman kendilerine gösteriyorum.

Sır bu mu, onları tanımaya çalışmak mı?
Sır bu. Hangi hoca bunu yapsa başarılı olur.

Onları tek tek tanısanız da sınıfta anlatmanız gereken bir ders var. Muhasebenin de en eğlenceli ders olduğu söylenemez.
Pek çok kişi için muhasebe biraz sevimsiz bir derstir. Ama benim bir de piyasa deneyimim var. Hâlâ da devam ediyorum. Oradan aldığım örnekler, piyasada geçerli olan hadiselerle vesaire, bu deneyimleri öğrencilerime aktarıyorum. O sevimsiz olarak addedilen ders daha zevkli hale geliyor.

Oğlunuz Roy Manukyan da Bilgi Üniversitesi'nde muhasebe dersi veriyor.
O da babasının yolunda.

Oğlu var mı oğlunuzun? 50 yıl sonra da yine bir Manukyan muhasebe dersi verir umarım.
Var ama o daha altı yaşında. Çok erken bunu konuşmak için.

Cem Boyner hocası için papyon taktı


Papyon da 50 yıllık bir alışkanlık mı?
Daha da fazla. Eskiden burada Robert College'da öğrenciyken biz, malum, yaşımız
17-18... O zaman şimdiki gibi bayan öğrenci yok okulda. Kız koleji bize gelir, biz kız kolejine gideriz... Okullar arası parti yapardık. Yine bir parti günüydü. Biz dedik ki "Değişiklik olsun, bugün de papyon takalım". Sonra ben ertesi gün de taktım o papyonu. Rahmetli halamın çok hoşuna gitti. "Hep tak" dedi. O günden beridir papyona karşı düşkünlüğüm var. Rahat 100 tane papyonum vardır, belki daha fazla.

50'nci yılınızın kutlandığı törende Cem Boyner de papyon takmıştı.
Ya, evet... "Hocam sabahtan beri papyon arıyorum" dedi. "Sizin papyonla çıkacağınızı biliyorum, ben de o yüzden papyon taktım" dedi. Yoksa o kolay kolay papyon takmaz.

"Her hususta fikrimi sorarlar"

Gün olmaz ki beş-on kişi bana telefon etmesin. İş değiştirme hususunda, mali bir konuda... Muhakkak bir şey danışırlar. Ben de zevk alırım bundan açıkçası.
Yine bir gün eski öğrencilerimden biri telefon etti. Epey bir eski öğrencim. Hemen hatırladım kendisini. Bir kız ismi söyledi. O da benim öğrencim olmuş, beş-altı sene kadar evvel. "Nasıl bir kız bu, nasıl bir öğrenciydi?" diye sordu. Ben hemen hatırlayamadım. "Merak etme" dedim, 'Ben şimdi dosyalarımı açarım, bakarım, resmini görünce nasılsa hatırlarım. İki gün içinde seni ararım."
Dosyaya baktım, resmini görünce hemen hatırladım. Çok başarılı bir kızcağızdı. Notlarına da baktım. Notları da hatırladığım gibi gayet iyi. İki gün sonra aradım, "Bendeki referans mükemmel" dedim.
Bir iş için soruyor, kızcağızı işe alacak zannediyorum ben tabii.
Meğer oğluna isteyecekmiş.


CUMARTESİ
Seyretmeye doyamayacaksınız
Beyaz önlüklü sanatçılar
"Gelini için benden referans alan var"
En moda En yeni
"Yeni tedavi yöntemlerini önce kendimde deniyorum"
Eskinin alaturkası şimdinin modası
ne var, ne yok
Bebeğinizi sağılmış sütünüzle de besleyebilirsiniz
MİNİKLERİN DÜNYASI





Melis Alphan
Cengiz Eren
Ali Rıza Kardüz
Cemal Saydam
Tuba Akyol
İlhan Uçkan

© 2006 Milliyet