Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 02 Ekim 2006 / Pazartesi  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Orada çocuklar ne'ce konuşur?

Yabancılaşmadan mustarip, şuursuz biriyim. Yalnız değilmişim... Bizden bir sürü var. Fakat en sıkı rakibime Van'da tesadüf ettim

tubakyol@yahoo.com

Şuursuzlukta pek az rakibim vardır. Bazen öyle düşünmeden konuşur, öyle acayip sorular sorar, öyle saçmalarım ki...
Bunun sebebi "aptal" olmam da olabilir tabii ama ben açıkçası "ağır yabancılaşma" teşhisini tercih ediyorum.
Sonuçta dışa kapalı bir hayatım var. Az insanla görüşüyorum ve görüştüğüm o insanlar da bana benzeyen, benim gibi insanlar.
Dünyayla ilişkimi de genellikle televizyon üzerinden kuruyorum. Bunun da en doğru yol olmadığı, yabancılaşmayı katladığı muhakkak.

Roma'dan dün mü geldik?
Birkaç haftadır sosyal sorumluluk projelerinden sorumlu gazeteci kadrosundan kâh Şanlıurfa'dayım, kâh Van'da, Hakkari'de. Ve yabancılaşmada doruğa yakın bir yerlerde...
Urfa'da mesela, Balıklı Göl'e cüzdanımda bir sürü bozuk para, ezberimde İstanbul'dan arkadaşların sipariş ettiği dileklerle gittim.
Hayır, dilek dilenmiyormuş burada.
Gazeteci grubunun neredeyse tamamı, ellerinde bozuk paralarla "Aa..." diye isyan etti.
Gazetecilerden biri "Roma'daki Aşk Çeşmesi'yle mi karıştırdınız?" diye bizimle dalga geçti. Türkiye'de bozuk para atılıp dilek dilenen bir sürü yer varken, esprinin bile Roma üzerinden yapılması acayip değil mi?
Yine Urfa'da bir restoranda kebapla birlikte yenmek üzere masaya getirilen bostana ve ayran çorbasına "başlangıçlar" muamelesi çekip önden yedik biz. Bostana, vişne sulu olduğu rivayet edilen bildiğimiz salata oysa!
Ve Gümrük Han'da, asırlık ağaçların gölgesinde oturacağız, çay içeceğiz falan filan.
Bir kısmımıza sandalye kalmadı, rahle şeklindeki şu taburelere oturmamız gerekti.
Oturduk. Çayımızı içtik falan ama nasıl rahatsız. Kendi aramızda konuşmaya başladık sonunda: "Nasıl oturuyorlar yahu bunlarda?"
Nasıl oturduklarına bakmak o zaman aklıma geldi. Biz yanlış oturuyormuşuz tabii ki!

Şuursuzlukta zirve...
Fakat şuursuzluk konusundaki asıl rakibimle Van'da karşılaştım. Benden şuursuz olmasın, o da bir hayli şuursuz bir kimse.
Van Kalesi'ni geziyorduk. Ezbere kitabi cümlelerle bize rehberlik eden Vanlı çocuklar eşliğinde. Biz çevreye bakarken ya da kendi aramızda konuşmaya daldığımızda, çocuklar da kendi aralarında konuşuyorlardı normal olarak. Kendi dillerinde... Kürtçe!
Şuursuzluktaki şuursuz rakibim Vanlı şoförümüze sordu: "Ne'ce konuşuyorlar?"
* * *
Sosyal sorumluluk projelerine gelince...
Bu alanda reklam kokan hareketler de bolca yapılıyor tabii ama diyelim ki çoğu gayet iyi niyetli çabalar.
Ve yine çoğu, ne yazık ki Türkiye'ye İstanbul merkezli bakan, hedeflediği kesimden kopuk, yabancılaşmadan mustarip insanlar tarafından ortaya atılan, şuursuzca yürütülen projeler.

Yılmaz kampanyaya katılmış kadar oldu

Cem Yılmaz, Sezen Aksu, Ajda Pekkan falan gibi bir kısım ünlü isim, bir televizyon kanalının kampanyasına katılmamış, ekrana çıkıp "Çocuklar ölmesin" dememişler.
Kanalın yayın yönetmeni çok kızgın. Bazı gazeteciler kızgın. Bazı gazeteciler de kızılmasına kızgın.
Kampanyayı anlamaya çalıştım.
"Çocuklar ölmesin" tabii ama eeee?
Beyaz kurdele takalım. Peki ama eeee?
Savaşlara, çocukların ölmesine dikkat çekmek iyi de, sanki daha çok bu kampanyayı yapan kanala, üstelik de kampanyaya katılan ünlüler üzerinden dikkat çekmek amaçlanmış gibi gelmedi mi size de?
Cem Yılmaz'ın kampanyaya katılmak için para istediği iddiası, Yılmaz'ın bir röportajında bu iddiayı cevaplaması... Netice?
Cem Yılmaz kampanyaya katılmayarak, eğer katılsaydı edeceği kadar hizmet etti bu amaca nihayetinde.


"Mazot temiz, doğrudan eşekten alıyorum"

Van'dan Hakkari'ye doğru yola çıkıyoruz. Vızır vızır kamyon...
Vay, ihracat-ithalat amma gelişmiş bölgede. Peki ne taşıyorlar? İran'a ne satıyor, İran'dan ne alıyorlar?
Bir halt taşımıyorlar.
Sınır köylerine gidiyor, depolarını kaçak mazotla doldurup dönüyorlar. Ki bu bir sır değil. Kamyonun kasasına ya da içine bir yerlere bidon içinde mazot saklamazsanız, yakıt tankınızı kapasitesi kadar kaçak mazotla doldurmanıza karışılmıyor.
Bu bilinen bir şey ama insan yine de orada olup görünce, kaçakçılığın bölgede kendi raconunu oluşturmasına şaşırıyor.
Bir benzin istasyonunda duruyoruz. Pompanın üstündeki benzin fiyatı, İstanbul'daki ile aynı. Fakat biz depoyu yarı fiyatına dolduruyoruz.
Şoförümüz soruyor: "Temiz di mi bu?"
"Katkısız mı?" manasında. İçine su, tiner falan eklenerek çoğaltılmış mı?
Benzinci cevap veriyor: "Ben doğrudan eşekten alıyorum abi." Eşek mi?
Kaçak mazot İran'dan sınır köylerine eşek, katır vesaire sırtında getiriliyor ya, benzinci de aracıdan değil, direkt eşekle getiren köylüden alıyormuş. Onu söylüyor.


CUMARTESİ
Seyretmeye doyamayacaksınız
Beyaz önlüklü sanatçılar
"Gelini için benden referans alan var"
En moda En yeni
"Yeni tedavi yöntemlerini önce kendimde deniyorum"
Eskinin alaturkası şimdinin modası
ne var, ne yok
Bebeğinizi sağılmış sütünüzle de besleyebilirsiniz
MİNİKLERİN DÜNYASI





Melis Alphan
Cengiz Eren
Ali Rıza Kardüz
Cemal Saydam
Tuba Akyol
İlhan Uçkan

© 2006 Milliyet