Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 03 Ekim 2006 / Salı  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Fenerbahçe'nin sorunu hoca mı?

Fenerbahçe, Bursa'ya puan kaybettiği gün, Hollanda'da Pierre Van Hooijdonk, Feyenoord'un galibiyet golünü attı. Evet, hâlâ oynuyor. Fenerbahçe'de olsa atabilir miydi? Bilinmez. Ya da kendi hal tavır ve davranışları da, Fenerbahçe'den ayrılmasının ana sebeplerinden değil miydi? Kuşkusuz. Zaten konu o ve golleri değil. Konu onun rolünün, Fenerbahçe'de geçen bunca zamana rağmen doldurulamamış olması.
O, Fenerbahçe'nin Daum'la yeniden doğuşunda temel faktördü. Sadece bir oyuncu olarak değil. Daum kadar öğretmen oluşundan. Çok iyi bir öğretmen kadar kendisini adamışlığından.
Daum göreve geldiğinde Almanya kampında 17 kişiyle açılmıştı hazırlık dönemi. Daum çok az rastlanır biçimde oyuncularını temel eğitimden geçiriyordu. Pas nasıl atılırdan başlayan tam bir ilk öğretim. Kampı izleyen basın mensupları hayretler içerisinde seyrediyordu bu çalışmaları. O dönem hazırlık maçlarından birinin ardından Daum'a, Fenerbahçe'nin bir kanattan yüklenirken ani yön değiştirmeleri yapmayı denemediğini, bunun sebebini sormuştum. Cevap durumu anlatır nitelikteydi "Daha oraya gelmedik". Beşiktaş tecrübesi nedeniyle bu temel eğitimin gerekli olduğunu biliyordu.

Pierre'in önemi
Bu durumdan daha şaşırtıcı olan ise Daum'un o dönem ısrarla istediğini söylediği Aziz Pierre'in bu çalışmaların en çalışkan, en adanmış oyuncusu olmasıydı. Sadece kendisi çalışmıyor, genç arkadaşlarını güleryüzle çalıştırıyordu. Gol sevincini onlarla göbek atarak kutlayacak kadar insan ilişkilerinde başarılıydı. Maç içinde Daum kadar interaktifti ayrıca. O gün Fenerbahçe'nin kaptanı olan Ümit'in henüz 70 maç oynamadan bu unvanı aldığını düşündüğünüzde, bu saha içi öğretmene ihtiyacının ne denli büyük olduğunu daha iyi anlıyordunuz. Aziz Pierre bu görevi büyük başarıyla yaptı. Sadece İnönü'de oynanan ve onun orta saha oynayıp, 2 golü çizgiden çıkardığı maçı hatırlamanız bile yeterlidir.
Bu durum Alex'in gelişiyle iktidarı sarsılana dek devam etti. Onlarca maçın ve istikrarlı büyümenin temel unsuru Daum kadar oydu da. Hooijdonk, Daum'un saha içi yardımcısıydı. Daum, Köln Spor Akademisi'nden bir tıp uzmanı, çok iyi bir kondisyoner olan Koch ve saha içi yardımcısı Van Hooijdonk'la yükseldi. Daha ileri gidemeyişinde taktik yeniliklere kapalı ya da bu konuda yetersiz oluşu kadar Van Hooijdoonk'u kaybedişi de etkendir.
Bu yıl Fenerbahçe, bir oyuncu olarak çok eleşirdiğimiz ama liderlik vasfıyla oyuna etki eden Luciano'yu da kaybetti. Şimdi Fenerbahçe saha içinde bir zeka, bir duygusal önder, tecrübeli bir yer göstericiye muhtaç. Herkesin kafasındaki hoca sorunu kadar büyük olan sıkıntı budur aslında.

Alex yapamadı
Bilmemiz mümkün değil tabii ki. Ama geçen yılki efsane lig finalinin Van Hooijdonk'un varlığında mümkün olması zordu. Aziz Pierre'le Fenerbahçe belki o maçı yine kaybederdi. Ama bu kadar kolay değil.
Fenerbahçe yönetiminin bu dönemde aldığı onca karar arasında belki de en yanlışı onu kaybetmek ya da doğrusu yerini dolduramamak oldu. Böyle bir oyuncu bulmak hiç kolay değil tabii ki. Çünkü Galatasaray da aynı büyük sıkıntıyı yaşıyor. Fenerbahçe yönetimi belli ki bu işi Alex'in yapabileceğini düşündü. Halbuki o bunu yapamazdı, yapamadı da.
Şimdi tüm bu karambolde verilecek, verilmesi muhtemel bir kararda bu da düşünülmeli. Takımdan ayrılmayı kafaya koymuş gençler, sıkılmış tecrübeliler ve nereye geldiklerini şaşırmış yabancıları iplerini bağlayabilecekleri önderi bulmadan Fenerbahçe'yi doğrultmak kolay olmayacak. Geçmiş bunu söylüyor.

Biraz da biz alışsak

Kol kırılır ve ileri geri gider. Eder Ceccon'un, Ali Sami Yen'de attığı inanılmaz golün sevincinde yaptığı hareket tüm Türkiye'de olduğu gibi Mecidiyeköy'de de tepki gördü. Yeni gelen bir yabancının ilk gol sevincinde bu sıkıntıyı yaşaması alışıldık artı. Hanefi sahada olursa. Elini kulağına, parmağını ağzına götürse de benzer tepki oluyor. Hatta gidip köşe gönderinde dans etse de.
Bizim gelenek ve göreneklerimize göre dans ederek gol kutlamak tahammül edilemez bir şey. Golü atacak başını öne eğip sahana koşacaksın. Ah o gelenek, görenek, töreler. İstediğin küfürü, musalla taşını bile alet ederek edeceksin ama gol sevincine tahammül yok. Ah o gelenek, görenek, töreler.

Tahammül etmenin anlaşılmazlığı

Biliyorum bunu yazınca bir sürü insan, eş, dost, akraba, hatta sürekli esnaf "Ya, beni yazmışsın" diyecek. Herkes kendine mal edecek çünkü hemen herkesin benzer tepkileri var. Geçen yılı 'Nasıl Hıncal Uluç'a tahammül ediyorsun?' sorularıyla geçirdim. Bu yıl da konu bizim köyün delisi Bilgin. Eminim onların eşi dostu da aynı şeyi benim hakkımda söylüyor. "Nasıl tahammül ediyorsun?".
Bazen bu konuda olduğu gibi, cevap değil soru anlatır her şeyi. Tahammül etmenin anlaşılmazlığı asıl her şeyi anlatan. Fikre saygı, karşındaki dinleyebilme, onu anlamaya çalışmak bugün en anlaşılmaz olan futbol kamuoyunda. Yani başka deyişle demokrasi.
Bazen kısıtlanabilirmiş baksanıza. "...korumak için özgürlükler sınırlandırılabilir". Noktalı yeri doldurunuz. Sizin için en önemli kavram neyse onunla. Tahammül tepeden tırnağa hepimiz için artık anlaşılmaz bir kavram belli ki.

Bosna iyi değilmiş

Dünya Kupası'na giden bir takımın bile bulunmadığı tek grup bizimkisi. Grup 2'incilerinin de direkt katılacağı Avrupa Şampiyonası'na bundan daha kolay katılım ev sahibi olarak katılımdır. Son 2 büyük kupaya katılamamış bir ülkenin milli takımının başarılı olma garantisi tabi yok. Ama bu milli takım teknik heyeti, Dünya Kupası elemelerinin en zor gruplarından birinde 2'incilik kabul edilmediğinden dolayı göreve geldiği için başarılı olmak zorundadır.
Terim'in ortaya koyduğu '3M eşittir 9 puan' formülü de bu başarı için elzem. Macaristan'ı ve Moldova'yı yenmek zorundayız. Macaristan'ın, Norveç hezimetinin ardından Bosna'yı deplasmanda yenmiş olması, Macaristan'ın iyi bir takım olduğunu değil, Bosna'nın sandığımızdan kötü olduğunu gösterir. Kazanmak zorunluluk.
Dünya Kupası 3'lüğünün başarı olarak görülmediği bu ülkede, Terim en zor sınavını veriyor şimdi. Ersen ve Gökhan'ı çağırmamak umarım onun başını ağrıtmaz.

mdemirkol@milliyet.com.tr




SPOR
En şanslısı Gerets
Şarlatanlar!
Luciano kıymete bindi!
Suçlular bir adım öne!
'Aslan çok farklı'
Bir varmış, bir yokmuş: 2-2
Gönlümüze göre olsun!
A Milliler işbaşı yaptı
Binay gümüşü kaptı
Berkant'ın itirafları
Cim Bom'da işlem tamam: 70-60
O da sadece izliyor
Samsun öksürtüyor!
Altay tam yol: 2-1
Yanal'dan Terim'e jest
Haber turu...
Fenerbahçe'nin sorunu hoca mı?
Aynı tarife
Neremiz doğru?
Bir ihtimal daha var
Avrupa dönüşü hüsran
Toplu dağıtım
At yarışları





 PUAN DURUMU
 FİKSTÜR



Mehmet DEMİRKOL
Fenerbahçe'nin sorunu hoca mı?
Fenerbahçe, Bursa'ya puan kaybettiği gün, Hol...
Cemal ERSEN
Aynı tarife
Hafta içinde Avrupa kupalarında mücadele eden...
Ercan GÜVEN
Neremiz doğru?
Bir ülkede ligin kalitesi nasıl artar?.. Zirv...
Uğur MELEKE
Bir ihtimal daha var
Hani meşhur bir hikaye vardır ya, tahtını dev...
Metin TOKAT
Avrupa dönüşü hüsran
Tempolu, gollü, pozisyonu ve ikili mücadelesi...
Nilay YILMAZ
Toplu dağıtım
Sade görünümlü içten pazarlıklı ligde sekizin...


© 2006 Milliyet