|
 |
|
|
Sürpriz yok!
WASHINGTON
Amerika'da çalışmak gazeteci milletinin işini zorlaştırır. Yedi saatlik saat farkı nedeniyle bazen sabahın köründe yazının başına oturmak gerekir, daha ne olup bittiğini tam anlayamadan...
Dün de öyle bir gündü.
Önce internete girdim. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın açıklamalarını merak ediyordum. Tabii herhangi bir sürpriz beklediğim yoktu. Nitekim Büyükanıt Paşa da şaşırtmadı.
İki konuda damardan girmiş:
"İrtica tehdidi vardır!"
"PKK'nın ateşkesi tanınmaz!"
Böylece Büyükanıt Paşa, Erdoğan'ın Bush'la buluşmasından kısa süre önce Türkiye'de yaşanmakta olan iktidar çatışması ya da çekişmesinin yeni bir örneğini cümle âleme ilan eylemiş oldu.
Oysa Başbakan Erdoğan'a göre, "İrtica tehdidi yoktu; irtica tartışmaları lüzumsuzdu; Türkiye'yi geren konuşmalardan kaçınmak gerekirdi."
Erdoğan, bu arada PKK'nın ateşkesini tanımak gibi bir durumun olamayacağını söylemişti. Ancak, Büyükanıt Paşa'dan daha farklı bir üslup kullanmış, ille de operasyon yapılması gerekmediğini de dikkatli bir dille belirtmişti.
Bir yanda Başbakan.
Öbür yanda Genelkurmay Başkanı.
Türk demokrasisi ve asker-sivil ilişkileri... Çankaya savaşları... 2007'nin seçimleri... Ekonominin hassas dengeleri... Ve siyasal istikrar sorusu...
Sabah erken bunları düşünmeye başladım. Pazar akşam vakti Georgetown Üniversitesi'nde bir genç, Erdoğan'a sordu:
"Radikal İslamcı yaklaşımlar nedeniyle daha az demokratik, daha asker kontrolünde yaklaşımlar konusunda ne düşünüyorsunuz?"
Erdoğan, Türkiye'de böyle bir şeyin söz konusu olmadığını, anayasal olarak askerin sivile tabi olduğunu, orduyla Genelkurmay'ın Başbakan'a bağlı olduğunu anlattı.
Evet, kâğıt üstünde öyleydi.
Ama işleyiş öyle miydi?
Ya da her konuda öyle miydi?
Üniversitenin eski ve güzel kütüphanesinde Erdoğan'la eşinin onuruna verilen yemek sırasında AKP'li bir kurmayla sohbet ediyor. Türkiye seçime giderken AKP'nin bir yandan PKK, öte yandan irtica konularında sıkıştırılmaya devam edeceğini söylüyor. Ateşkes dolayısıyla PKK cephesinde bir yumuşama olabileceğini, ama bunun da bozulmak istenebileceğini belirtiyor.
Bazen kâbuslaşıyor bizim siyaset!
Yazımı yazmak için sabahın köründe bilgisayarımı açınca bütün bu malum şeyler yine kafama çullanıverdi. Rahmetli Metin Toker'in o sözü aklıma geldi:
"Burası Türkiye, burada Türkler yaşar!"
Evet öyle.
Washington'a Erdoğan'ın Bush'la Beyaz Saray buluşmasını yazmak için gelmiştim. Yazının öncelikli konusu Türk-Amerikan ilişkileri olmalıydı. Ama biz yine iç politikadan başımızı kaldıramıyorduk.
Ayrıca, Erdoğan-Bush buluşmasını yorumlamak için zaman kalmıyordu. Çünkü Beyaz Saray'dan çıkınca, basın toplantısı sonrası hemen uçağa atlayıp bu kez Başbakan Blair için Londra'ya uçulacaktı. Bu yüzden Beyaz Saray buluşmasının değerlendirilmesi muhtemelen ertesi güne sarkacaktı.
Başbakan Erdoğan'la geçen yıl haziran ayında da Washington'a gelmiştik. Bir sohbet sırasında, "Türk-Amerikan dostluğu önemlidir; Türkiye'yle Amerika birbirlerine ihtiyacı olan iki ülkedir" demişti.
Geçen mayıs ayında yine Washington'daydım. Türkiye'yi yakın markajda tutan büyük bir düşünce kuruluşunun Amerikalı yetkilisi şöyle demişti:
"AKP'ye ilişkin rahatsızlık ve soru işaretleri son zamanlarda artmış durumda. Bu durum sadece bazı ateşli Neo-Con çevrelerle sınırlı değil. Başlangıçta AKP'ye dönük olarak kafasında soru işareti olmayanlarda belirli tedirginlikler uç vermiş durumda. AKP'lilerin İslamcı geçmişleri, gizli gündem, antisemitizm... Hatta bir ara kulaklara 'Eskiden olduğu gibi Türk ordusuna mı dönsek, asker kanalını yine daha çok mu açsak?' sözleri çalınmaya başlandı. Ama şu da biliniyor Washington'da. Türkiye'yi değiştirmek, başka yerlere çekmek o kadar kolay değil."
Aynı yetkili şunu da eklemişti:
"Eğer bugün Amerika açısından vazgeçilemeyecek ülkeler sıralaması yapılsa, Türkiye herhalde ilk sıralarda yer alır."
Bugün de hava farklı değil Washington'da. Sorunlar, farklı bakış açıları, kuşkular yine geçerli Amerika'nın başkentinde. Ama aynı zamanda Amerika için Türkiye önemini koruyan bir ülke...
Geçen mayıs ayında, Başkan Bush yönetiminin Ulusal Güvenlik Konseyi'nden bir yetkiliyle görüşürken, Türk-Amerikan ilişkilerinin önemini önündeki kâğıda şu dört sözcükle özetlemişti:
İran, Irak, PKK, Karadeniz.
İran'la Irak malum. PKK ise Türkiye, Amerika ve Kuzey Irak (Kürtler) ilişkilerini zehirliyor. Karadeniz'e gelince, bu çerçevede Rusya, enerji ve Rusya'nın enerji tekeli gibi yalnız Amerika'yı değil, Avrupa Birliği'ni de çok yakından ilgilendiren konular arasında...
Sözü uzatmak yersiz.
Türk-Amerikan ilişkilerinde sorunlar, görüş ayrılıkları, soru işaretleri elbette var. Her dost ve müttefik ülkenin arasında olduğu gibi...
Ancak Başbakan Erdoğan'ın dediği gibi, "Türk-Amerikan dostluğu önemlidir; Türkiye'yle Amerika birbirlerine ihtiyacı olan iki ülkedir."
Erdoğan'la Bush'un dün Beyaz Saray'daki fotoğraf karesi de bu çerçeve içinde yer alır.
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|
|

|