Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 04 Ekim 2006 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Orduya güvenmek


TÜRKİYE'DE daima "en güvenilir kurum" ordudur. Oranlar yüzde 76 ile yüzde 91 arasında oynuyor ama daima ordu en başta.
Uluslararası araştırma kurumu GfK'nın 2006 baharında 22 ülkede yaptığı sondaja göre, Türkiye'de "en güvenilen kurum" yüzde 91 gibi dünyada görülmemiş bir oranla ordu...
2006 baharı, teröre şehitler verdiğimiz, Org. Özkök'ün de orduyu siyasi tartışmaların dışında tuttuğu bir dönem... Ama bizde "ordu", yıprandığı söylenen dönemlerde bile daima "en güvenilen kurum" oldu; yargı, polis, Meclis ordunun çok gerisinde kaldı.
Aynı araştırmada, orduya güven bizde 100 üzerinden 91 oranla birinci sırada iken Batı Avrupa'da bu oran yüzde 68'e düşüyor; doktorlardan, öğretmenlerden ve polisten sonra!
Güven sıralamasının en altında politikacılar yer alıyor.

Türk ordusu
Bu tablonun önemli ve derin sebepleri var:
  • Evvela jeopolitik faktör... Hiçbir Avrupa ülkesinde insanlar Türkiye'deki kadar güvenlik kaygısı içinde değildir. 'Dış tehlikeler' ve 'terör' hepimizde orduya güven ihtiyacı yaratıyor. Bugün Türkiye'nin güçlü ve caydırıcı bir orduya sahip olması gerektiğini herkes kabul ediyor. Tartışmalar sadece ordu-siyaset ilişkileriyle ilgilidir.
  • Türkiye'de ordunun kurucu ve anayasa-yapıcı rolü... Sadece tarihi kültür olarak değil, kurumların ve eğitim sisteminin oluşturulmasında ordu herkesten fazla belirleyici oldu. Sırf anayasalarımızın darbelere göre değişen maddelerine bakmak bile yeterlidir. Batı Avrupa'da ise savaş ve güvenlik korkusu çoktan aşıldığı için kurumlar da, sosyal kültür de hayli sivilleşmiştir.
  • Ordu asırları kapsayan kurumsal bir tarihe dayanıyor. Çok şükür hiç 'feshedilme' felaketi yaşamamış, gelenek ve değerleri kökleşmiştir. Toplum ise köylülükten yeni çıkıyor. Hem devletin halkla ilişkilerinin sosyalleşmesi, hem girişimci orta sınıfın ve sivil toplumun gelişmesi henüz 'taze' olgulardır. Siyaset ve Meclis ise defalarca feshedilmiş, doğal olgunlaşma seyrini yaşamamıştır.


  • Ordunun işlevi
    Bu tablo Huntington'un "modernleşen toplumlarda ordu" teorisine uygundur: Köylü toplumlarında tek modernleşmiş kurum ordudur, toplum sessiz ve durgundur. Ama şehirleşmenin, eğitimin, girişimci orta sınıfın gelişmesiyle toplum hareketlenir, çeşitlenir, çatışan toplumsal talepler, fikirler ortaya çıkar, çelişkiler artar...
    Diyelim ki, yarın devalüasyon yapılacak, gazeteciler bugün sordu! Elbette politikacı "yok öyle şey" diyecek, ertesi gün devalüasyonu yapacaktır!
    Öfkeli bir sosyal kesimi yatıştırmak veya borsayı sarsmamak için politikacı yatıştırıcı, ortalama laflar edecektir, 'yuvarlak' konuşacaktır. Çatışan kesimler arasında 'orta yol' arayacaktır, rakipleriyle tartışacaktır...
    Bu çeşitlenme düzeyine gelmiş bir toplumu kışla yönetir gibi yönetmek mümkün mü?
    Modern toplum kaçınılmaz olarak çoğulcudur, politikacı da böyle esnek olmak zorundadır.
    Bu sebeplerle ordu siyaset yapamaz. Siyasetin ve askerlerin mantığı bağdaşmaz. Aynı sebepten politikacı dünyanın her yerinde esnek, kaypak, güvenilmez olarak algılanıyor.
    Bu düzeyde çoğulcu hale gelmiş bir toplumda şeriat da, askeri müdahale de imkânsızdır.
    Türk halkı sağduyusuyla ülke savunmasında ordusuna güveniyor, siyasette ise daima 'sivil'i seçiyor, iyi ediyor.

    t.akyol@milliyet.com.tr








    Taha AKYOL
    Orduya güvenmek
    TÜRKİYE'DE daima "en güvenilir kurum" ordudur...
    Çetin ALTAN
    Ekonomik şeffaflıktan yoksunluk, kutuplaşmaları keskinleştirirken...
    Türkiye, neden bir türlü çözümlenemediğiyle h...
    Melih AŞIK
    Çaycuma'da okul
    İrtica var mı, yok mu? Gözlerinizi kapatarak ...
    Fikret BİLA
    Baykal ve Çiçek'ten irtica yorumu
    Genelkurmay Başkanı Org. Büyükanıt'ın konuşma...
    Hasan CEMAL
    Siyaset mi, üniforma mı?
    Siyaset mi, üniforma mı? Hangisi? Atatürk ne ...
    Güneri CIVAOĞLU
    1. yıl kavşağı
    Papa'nın Türkiye gezisini protesto için uçak ...
    Abbas GÜÇLÜ
    ÖSS'de 3. önkayıt açılır mı?
    Üniversitelerdeki boş kontenjan sayısı, ikinc...
    Hurşit GÜNEŞ
    Sabancı ücretsiz mi okuyacak?
    Dünkü yazımızda yükseköğrenimde ücretli siste...
    Nail GÜRELİ
    AB siyasi olmaktan çıktı
    Belki yakıştıranlar olmuştur, ama doğrusu biz...
    Metin MÜNİR
    Uydu konusunu ambalajdan çıkaralım
    Milliyetçilik ambalajına sarılan her şeyin Tü...
    Hasan PULUR
    İrtica var mı, yok mu?
    İRTİCA ve mürteci...
    Meral TAMER
    Brüksel'den Türkiye farklı görünüyor!
    TÜSİAD'ın Avrupa Birliği ile müzakere sürecin...
    Ece TEMELKURAN
    Platon ve Büyükanıt
    "Bugün, aydınlar dünyası, 'yeni aydınlar', do...
    Osman ULAGAY
    AKP, TSK ve AB denklemi
    Avrupa Birliği'nin (AB) Türkiye ile tam üyeli...
    Güngör URAS
    Yüksek faiz gelir transferi demektir
    Yüksek faiz, ucuz döviz uygulaması Türkiye'de...
    M. Ali BİRAND
    1 yıldır, AB ile müzakere değil, kavga ettik
    Kendi kendimizi hiç aldatmayalım.

    © 2006 Milliyet