Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 04 Ekim 2006 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten

1 yıldır, AB ile müzakere değil, kavga ettik


Kendi kendimizi hiç aldatmayalım.

Sözüm ona Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki müzakereler 12 ay önce bugün başladı ve bizler de birinci yaş gününü kutluyoruz.

Hayır, ortada ne tam anlamıyla başlatılmış bir müzakere süreci var ne de kutlamaya değecek bir başarı. Belki adına resmen müzakere denilen bir süreç başlatıldı. Belki kağıt üzerinde, yapılan görüşmelere müzakere adı takılabilir. Ancak henüz, gerçek anlamda müzakereler başlamadı. Daha doğrusu, karşılıklı çekişmekten, kavga etmekten müzakere edemedik. Şimdi de bunun nesini kutluyoruz, pek anlayamıyorum.

Tarama çalışmalarına teknik olarak müzakere deniyor. Ancak, müzakere başka bir şeydir. Müzakere, ele alınan bir alanda Türkiye'nin Avrupa muktesebatına ne şekilde, ne sürede uyum sağlayacağının pazarlığıdır. Bu uyumun maddi kaynaklarının nasıl karşılanacağının tartışılmasıdır.

Bugüne kadar bir arpa boyu adım atılmıştır. Göstermelik, o da binbir zorlukla bir bölüm ancak açılıp kapanabilmiştir.

Bu işin böyle yürümeyeceği artık ortadadır.

Hem Türkiye, hem de Avrupa Birliği organları şapkalarını önlerine koyup düşünmeli ve bir karar vermelilerdir.

AVRUPA BİRLİĞİ:

Bazı AB üyeleri ve kurumları, eğer temel amaçları, Türk kamuoyunu usandırıp Avrupa macerasından caydırmak ise, doğrusu çok başarılı olduklarını bilmelilerdir. Başka aday ülkelere de büyük eleştirilerde bulunulmuş, onlara da "ya şunları yaparsın veya burada yerin yok" denmiş, morallerini bozucu, onurlarını zedeleyici açıklamalar yapılmıştı. Ancak galiba Türkiye'ye yönelik muamele hepsinin de ötesinde gerçekleşti.

Üstelik, yapılan kavga tarım veya çevre politikalarıyla da ilgili değil. Daha oraya gelmeden, Kopenhag Kriterleri'nde bulunmayan ancak kenarından köşesinden Kriterler'e bağlanan, Kıbrıs veya Ermeni sorunlarından tutun da, yeni yeni ortaya atılmaya başlanan Pontüs-Süryani soykırımlarına kadar giden siyasi bir sorunlar buketiyle karşımıza çıkılıyor.

AB bu tip yaklaşımlarıyla, zaten büyük direnme ile karşılaşılan fikir özgürlüğü gibi esas konulardaki reformların gerçekleşmesini daha da zorlaştırdığının farkında bile değil. Fransa'da, Ermeni soykırımını reddetmenin cezalandırılma yasası çıkarken, Hollanda'da Türk kökenli politikacı adayları, soykırımı kabul etmediklerinden dolayı parti listelerinden çıkarılırken, Türk kamuoyuna dönüp "fikir özgürlüğü ve demokrasi için şu kısıtlamalar kaldırılmalı" dediğinizde, kimse anlamıyor. "Orada neden öyle de bizden istiyorlar?" sorusu soruluyor ve yanıt bulmakta güçlük çekiliyor. Kamuoyunda reformlara direnç artıyor.

AB, Türkiye'ye tüm siyasi konularda burnunu yere sürtürmek gibi görünen bu yaklaşımından ve bu ülkeyi sürekli horlamak alışkanlığından vazgeçemezse, bu iş yürümeyecek demektir.

TÜRKİYE:

Bizlerin de iki temel sorunumuz var.

En önemlisi, kamuoyundaki AB alerjisi. Avrupa Birliği konusundaki cehaleti iyi kullanan Ulusalcılar ve AB kriterleriyle siyasi ve sosyal çıkarları bozulacak olan çevrelerin propagandaları çok etkili oldu. Dünyanın en komik yalanları dahi, doğruymuş gibi konuşulup tartışılıyor ve kimseler tarafından düzeltilmiyor. Artık öyle bir noktaya gelindi ki, Türkiye'de ne kötü gitse AB'den biliniyor. Bu yetmiyormuş gibi, bir de domateslerle patatesleri karıştırıyoruz. Örneğin AB'nin, Kıbrıs'ta KKTC'ye verdiği sözleri yerine getirmediğini örnek gösterip, "O zaman biz 301'i neden kaldıralım?" gibilerinden dünyanın en ilgisiz tartışmalarına giriyoruz. Kamuoyunun kafası giderek karışıyor ve AB'den uzaklaşıyor.

Diğer sorun da iktidarın tutumundan kaynaklanıyor. Seçim sürecine girildiğinden bu yana reformlardaki heyecanın kaybolması bir yana, Başbakan'ın tartışmaktan çok, kavgacı bir üslup kullanması, bu üslubun iktidarın ve bürokrasinin hemen tüm katmanlarına sirayet etmesi, reform paketlerinin sahipsiz kalması, iletişim-bilgilendirme konusunda bir tek adım dahi atılmaması, Başmüzakerecinin ortalarda görünmemesi, kamuoyunda "İktidar da AB işinin ucunu bıraktı galiba" izleniminin doğmasına neden oluyor.

Türkiye de kararını vermeli ve ya bu işi ciddiye almalı veya boş yere zaman harcamamalı.

Müzakerelerin başlamasının birinci yıldönümünde kendimizi aldatmaktan vazgeçelim.

* * *

DİKERDEM'İ 13 YIL ÖNCE KAYBETMİŞTİK

13 yıldır her 3 Ekim günü, dayım Mahmut Dikerdem'i hangi gazetede yazıyorsam, orada mutlaka anarım.

Bunun, Dikerdem ile akraba olmam veya beni okutan bir insana olan saygımı tekrarlamamla ilgisi olduğu kadar, Mahmut Dikerdem'in kişiliği ve dünyaya bakışıyla da büyük ilgisi var.

Dışişleri Bakanlığı'nın en parlak diplomatı, en genç Büyükelçisi, Kıbrıs politikasının en önemli mimarlarından biriydi. Daha da önemlisi, böyle bir konumda bulunmasına rağmen, o dönemin aşırı muhafazakar Dışişleri'nin tek sosyalist -kendine göre, komünist- diplomatı olarak fikirlerinden ödün vermemesiydi.

Mahmut Dikerdem'lerin fikir namusu ilkesini ne kadar yaşatabilirsek, genç kuşaklara o kadar fazla örnek yaratmış oluruz.

(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. )

mabirand@e-kolay.net








Taha AKYOL
Orduya güvenmek
TÜRKİYE'DE daima "en güvenilir kurum" ordudur...
Çetin ALTAN
Ekonomik şeffaflıktan yoksunluk, kutuplaşmaları keskinleştirirken...
Türkiye, neden bir türlü çözümlenemediğiyle h...
Melih AŞIK
Çaycuma'da okul
İrtica var mı, yok mu? Gözlerinizi kapatarak ...
Fikret BİLA
Baykal ve Çiçek'ten irtica yorumu
Genelkurmay Başkanı Org. Büyükanıt'ın konuşma...
Hasan CEMAL
Siyaset mi, üniforma mı?
Siyaset mi, üniforma mı? Hangisi? Atatürk ne ...
Güneri CIVAOĞLU
1. yıl kavşağı
Papa'nın Türkiye gezisini protesto için uçak ...
Abbas GÜÇLÜ
ÖSS'de 3. önkayıt açılır mı?
Üniversitelerdeki boş kontenjan sayısı, ikinc...
Hurşit GÜNEŞ
Sabancı ücretsiz mi okuyacak?
Dünkü yazımızda yükseköğrenimde ücretli siste...
Nail GÜRELİ
AB siyasi olmaktan çıktı
Belki yakıştıranlar olmuştur, ama doğrusu biz...
Metin MÜNİR
Uydu konusunu ambalajdan çıkaralım
Milliyetçilik ambalajına sarılan her şeyin Tü...
Hasan PULUR
İrtica var mı, yok mu?
İRTİCA ve mürteci...
Meral TAMER
Brüksel'den Türkiye farklı görünüyor!
TÜSİAD'ın Avrupa Birliği ile müzakere sürecin...
Ece TEMELKURAN
Platon ve Büyükanıt
"Bugün, aydınlar dünyası, 'yeni aydınlar', do...
Osman ULAGAY
AKP, TSK ve AB denklemi
Avrupa Birliği'nin (AB) Türkiye ile tam üyeli...
Güngör URAS
Yüksek faiz gelir transferi demektir
Yüksek faiz, ucuz döviz uygulaması Türkiye'de...
M. Ali BİRAND
1 yıldır, AB ile müzakere değil, kavga ettik
Kendi kendimizi hiç aldatmayalım.

© 2006 Milliyet