|
Her kafadan çıkan tutarsız ses bolluğu
1954, yahut 55 yazında bir akşamdı. Henüz daha İstanbul'un, Tanzimat'tan uzantılı "alaturka-alafranga" semtleriyle, kendi dengesi içinde yaşadığı yıllardı. 4 bin yıllık bir geçmişi olan Doğu Roma İmparatorluğu'nun başkenti ve Osmanlı'nın Dersaadet'i; 500 binlik nüfusuyla henüz daha taşra yağmasının "rant" mızrakları önünde, 1.80 yere serilmemişti.
***
CHP'nin Genel Sekreter Yardımcısı Cevat Dursunoğlu'yla, İstanbul alafrangasının en göz alıcı vitrinlerinden olan Suadiye Gazinosu'nda baş başa oturuyorduk.
Cevat Dursunoğlu, Hitler döneminden önceki Almanya'da, Berlin Üniversitesi'nin Felsefe ve Pedagoji Fakültesi'nden geçme bir eğitimci ve politikacıydı.
Kendisi de Erzurumlu olduğu için, Erzurum Kongresi'nin toplanıp örgütlenmesinde büyük katkısı olmuştu. O nedenle Mustafa Kemal'in de yakınıydı ama, kuklası değildi.
***
Suadiye Gazinosu'nda orkestra, tangolar çalıyordu. Biz de Dursunoğlu'yla, önümüzde birer kadeh rakı, sohbet ediyorduk.
Dursunoğlu, Mustafa Kemal'in, kendisiyle yaptığı özel bir dertleşmeyi anlatıyordu.
Gazi, dalgın gözlerle başını kaldırmış ve şöyle demişti:
- Bir gün tarih bizden, iyi niyetli insanlardı, ama iktisattan hiçbir şey anlamıyorlardı, diye bahsedecek.
***
Türkiye'deki politik tepişmelerin çıkardığı nutuklaşmış seslerde, birtakım tutarsız gümbürtülerin çınlayıp durması; "hukuk" gibi, "devlet" gibi, "ilericilik" gibi, "gericilik" gibi, "devrimcilik" gibi, "tutuculuk" gibi çeşitli evrensel kavramların; "ortak bir tanımlama" dışında, abuk sabuk kullanılarak kamburlaştırılması sonucu...
***
2006 yılının da sonuna geldik. İletişimdeki mucizevi bir küreselleşme sonucu, yeryüzünün her evindeki TV ekranlarında, Türkiye de arz-ı endam edebiliyor...
Bir gün cami cinayetleri, bir gün mahkeme kapıları önünde linç girişimleri, bir gün üst düzey militerlerin sert demeçleri, bir gün bir meczubun kaçırdığı uçak ve Beyaz Saray'la AB temsilcilerinden yansıyan açıklamalar...
***
Kemalizmin; sermaye birikiminden ve fabrika üretimleriyle "işçi sınıfı örgütlenmeleri"nden yoksun, köylü ve küçük esnaf ağırlıklı bir toplumda; "kılık kıyafet", "Latin harfleri", "Medeni Yasa" gibi, -temeldeki motoru çeviren ekonomik çarkların dışında- üst yapı dallarında devrimler yapma ve "çağdaş bir burjuvazi imajı" yaratma çabası; yeterli bir merdiveni kurabilir miydi "gelişmiş toplumlar düzeyi"ne çıkmaya?
***
"Kemalizm" açılıp içine bakılamayacak, "kutsal bir bohça" olarak tabulaştırılınca; sadece bir tek işe yaradı:
Resmi itibar ve rant hırsına dayalı politik çatışmalarda, boks eldiveni olarak kullanılmaya...
Gerek silah, gerek borç alımlarının büyük patronu Washington da, arka plandaki bir kulede hakemlik yapıyordu.
***
Teknolojideki değişimlerle üretim biçimlerinin düzenlediği sahnelerde, seyircilerin alkışlayacağı rolleri oynar politikacılar.
Köylü ve küçük esnaf ağırlıklı seyirciler ise Kemalizmin düzenlediği sahnedeki rolleri, alkışlamaz oldular.
***
Yeryüzünün her evindeki TV ekranlarında, garip ve dudak bükülecek bir Türkiye arz-ı endam etmekte...
Türkiye'ye yılda en az 20 milyar dolarlık bir yatırım olmadan, bu görüntüleri, "kodum mu oturturum" koşullanmasıyla değiştirme olanağı var mıdır?
Ve böyle bir "etki-tepki" analitiğini; "kışla" parfümlü siyaset mi algılamakta, "cami" parfümlü siyaset mi?
***
Sanat, yazı ve bilim adamlarını ezip kahretmekle, pek bir yere varılamadığı; bilemem artık görülebiliyor mu hiç değilse?
c.altan@prizma.net.tr
|
|