Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 05 Ekim 2006 / Perşembe  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Erdoğan'dan askere zeytin dalı!


Londra'dan Ankara'ya uçuyoruz salı günü öğleden sonra. Başbakan Erdoğan, uçağın ön tarafında gazeteci milletiyle sohbet ediyor. İrtica, irticanın tanımı, bu çerçevede sivil-asker ilişkileri...
Söyledikleri makul şeyler.
Bir yerde askere zeytin dalı uzatıyor. Yumuşama ve diyalog mesajları veriyor.

Gerilimden yana değil
"Farklı görüşler her zaman olabilir; ama bunları kamuoyu önünde değil, aramızda görüşerek halledelim" diyor.
Ekliyor:
"Birbirimizi anlamamızın, birbirimize saygı göstermemizin gereğine inanıyorum. Dayanışma olursa, inanıyorum, çok şeyler aşılır."
Şöyle devam ediyor:
"Her türlü görüşmeye açık bir hükümetiz."
Başbakan Erdoğan siyasetin gerilmesinden yana değil.
Ama geriliyor işte!
Nedeni malum:
2007'deki cumhurbaşkanı seçimi...
Çankaya'yı kim alacak? Bir taraf almak istiyor, öteki taraf vermek istemiyor. Çankaya savaşları bunun için veriliyor.
İyi, güzel ama... Bunun sonu nereye varacak?
Başbakan Erdoğan'ı dinlerken bir ara dalıyorum.
Nedense Hakkâri'deki o yürüyüş gözümün önüne geliyor. Askerler sivil giyinmiş, aileleriyle birlikte yürüyorlar. Ellerinde belediyeyi eleştiren pankartlar var:

"Bölücülük yapma,
işini yap!"

Bir soru aklıma takılıyor. Ertesi gün de, ya bazı Hakkârililer garnizonun önünde yürüyüşe geçerlerse, ellerinde şöyle bir pankartla:

"Siyaset yapma,
işine bak!"

Asker-sivil ilişkilerini germekten kaçınmak lazım. Siyaseti normal akışına bırakmak gerekiyor. Sorumluluk bunu gerektiriyor. Bu ülke istikrarsızlıktan çok çekti.
Erdoğan'ı dinlerken, asker-sivil ilişkileri üzerine ne kadar çok yazdığımı düşünüyorum. Aynı şeyleri tekrarlamanın dayanılmaz ağırlığı bazen kâbus gibi çöküyor üstüme...
Sözgelimi, Büyükanıt Paşa'yla birlikte açılan yüksek sesli Genelkurmay dönemi ile ilgili eleştirel bir yazı... Büyük gazetelerin temsilcileriyle sanki bir parti lideriymiş gibi telefon diplomasisi yürütmeye çalışan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt'ı eleştirmek vesaire...
Vazgeçiyorum.

Erdoğan ne dedi?
İşte Başbakan Erdoğan'ın önceki gün Londra'dan İstanbul'a uçarken gazeteci milletine söylediği makul şeyler:
"Taraflar kim olursa olsun, ister siyasi taraflar olsun, ister başka taraflar olsun, ülkeyi gerecek yaklaşımlardan kaçınmamızın gereğini her zaman ifade ettim. Şimdi yine ifade ediyorum, yarın da edeceğim. Burada dikkatli olmamız lazım, hassas olmamız lazım. Ülkede olmayan şeyleri varmış gibi göstermenin hiç kimseye faydası yok.
Farklı görüşler her zaman olabilir de. Bu görüşlerin gerekli bilimsel tabanının olması gerekiyor, bir yerlere dayanması gerekiyor. Yani bunlar varsa geçerliliği vardır, yoksa geçerliliği olamaz. Yani her iddia bir ispat gerektiriyor. Bunun ispatı yoksa kabul etmek mümkün değildir.
İşte bütün bunları aramızda görüşmek suretiyle halletmemiz lazım.
Kamuoyu önünde olmamalı!
Bunlar kendi aramızda, dar çerçevede, mesela Milli Güvenlik Kurulu'nda (MGK) olabilir, MGK dışında da olabilir. MGK'nın dışında zaten bir araya geliyoruz. Zaman zaman ikili, zaman zaman biz, MGK içindeki hükümet kanadı ve askeri kanat olarak bir araya geldiğimiz zamanlar oluyor. Yani bunları rahatlıkla müzakere etme, hatta hatta bunları ilgili bazı mahfilleri de buraya davet etmek suretiyle müzakere etme imkânımız olabilir.
Zaman zaman irticayla ilgili görüştüğümüz şeyler de oldu. Ama tabii tanım noktasında, Türkiye'de hukuki bir tanım kimse getiremiyor. Hep siyasi bir yaklaşımla, kendilerine göre tanımla olay değerlendiriliyor. Olay böyle değerlendirilince de tabii o zaman sıkıntı başlıyor. Ve bu da tabii, mütedeyyin, dindar diyebileceğim kesimi ciddi manada rahatsız ediyor

Kenarı merkeze çekmek
Onun için bunun adını belki farklı koymak gerek.
Belki 'aşırılıklar' diyebiliriz.
Bu aşırılıklar, bunun her türlüsü zarar veriyor. Buna karşı ne gibi tedbirler alınabilir, ne gibi önlemler getirebiliriz? Bunların üzerinde durulabilir. Ve bunun için de öneriler paketi ile gelmek lazım.
Tabii bu noktada kenarı mümkün olduğu kadar merkeze çekmenin de gayreti içerisinde olmamız lazım. Yani bunlar nasıl olsa aşırı, orda kalsınlar demek yanlış bir şey. Onları da biz acaba yumuşatıp merkeze doğru çekebiliyor muyuz? Onlar da bizim insanımız, bizim halkımız.

Dayanışmayla aşılır
Bunu başarmamız lazım.
Bu konuda, atılacak adımların hepsinde de, şu anda çalışmalarını yürüten ve her türlü görüşmeleri yapmaya açık olan bir hükümet var. Biz içe kapalı bir hükümet değiliz. Kuşatıcıyız. Ve buna her an hazırız. Bunlarda rahatız. Ama belli bir aşırılık tanımını yapıp ona göre de adımını atmak lazım."
Erdoğan bir an susuyor.
Ertuğrul Özkök:
"Çok önemli şeyler söylüyorsunuz, farkında mısınız?"
Erdoğan:
"Hayırlı olsun!" dedikten sonra askere yönelik birkaç cümle daha ekliyor:
"Bütün bunları beraberce, dayanışma içinde aşmamız gerektiğini düşünüyorum. Burada bir dayanışma olursa, inanıyorum çok şeyler aşılır.
Hatta ben 'birbirine tahammül' ifadesini bile farklı görüyorum. Birbirimizi anlamamızın, birbirimize saygı göstermemizin gereğine inanıyorum."
Başbakan Erdoğan'ın uçak sohbeti böyleydi.
Dileriz, hem kendisi bunların gereğini yerine getirir hem de Genelkurmay Başkanı bu çağrıyı karşılıksız bırakmaz.

h.cemal@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Merkel ve Hıristiyan Avrupa
ALMANYA Başbakanı Sayın Merkel'e Türkiye'ye h...
Çetin ALTAN
Her kafadan çıkan tutarsız ses bolluğu
1954, yahut 55 yazında bir akşamdı. Henüz dah...
Melih AŞIK
Kaymakam gidici!
Biz bu satırları yazdığımız sırada Haluk Nadi...
Fikret BİLA
TSK'nın AB'ye ve ABD'ye verdiği mesaj
Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt'ın H...
Hasan CEMAL
Erdoğan'dan askere zeytin dalı!
Londra'dan Ankara'ya uçuyoruz salı günü öğled...
Güneri CIVAOĞLU
Temel çelişki
Kıbrıs Prensi Alessandro Mirri di Lusignan Fa...
Can Dündar
Büyük Türk meczupları
Önceki gece uçak kaçırıldığında korsanın "vi...
Hurşit GÜNEŞ
Asıl sorun cari açıkta mı?
Türkiye ekonomisinin yumuşak karnının cari aç...
Doğan HEPER
Bush, Erdoğan ve Büyükanıt
TÜRKİYE için çok önemli iki olay meydana geld...
Semih İDİZ
AB, TSK ile diyalog kanallarını açmalı
Son günlerde Cumhurbaşkanı'ndan Genelkurmay B...
Sami KOHEN
Dış politikada iç etkenler
GEÇMİŞ yıllarda dış politika, Türkiye'de çeş...
Hasan PULUR
Boynuz parlatan Efruz'lar çoook...
GEÇENLERDE birkaç genç geldi. Araştırma yapıy...
Derya SAZAK
Kakofoni
ABD'nin Ankara Büyükelçisi Ross Wilson, Başba...
Meral TAMER
Fransızlar sabrımızı sınıyor
Avrupa Birliği ile müzakere sürecinin açılmas...
Yaman TÖRÜNER
Biri bizi aldatıyor
Cari açıkla ilgili endişeler büyüyor. Endişel...
Güngör URAS
Yüksek faiz, özelleştirme, varlık satışları ekonominin gücünü eritti
Uygulanan, IMF destekli istikrar programı ucu...
M. Ali BİRAND
Bugün AB'yi dövenler, yarın mumla arayacaklar
Şu sıralarda "vur abalıya" gidiyoruz.

© 2006 Milliyet