Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 05 Ekim 2006 / Perşembe  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Yüksek faiz, özelleştirme, varlık satışları ekonominin gücünü eritti


Uygulanan, IMF destekli istikrar programı ucuz ve bol dövizi hedefliyor. Ucuz ve bol dövize dayalı ithalat ile enflasyon aşağıya çekilirken aynı anda ekonominin canlı tutulması isteniyor. Ucuz ve bol döviz temini için de Hazine yüksek faizle borçlanıyor.
Ucuz döviz tarımda, sanayide ülkede kurulu üretim yapısının çökmesine yol açıyor. Ucuz ithal girdisi, ucuz ithal ara malı, ucuz ithal mamul eşya karşısında yerli üreticinin iç piyasa için üretim yapma, ihracatı artırma şansı kalmıyor.
Merkez Bankası için Ercan Türkân'ın yaptığı araştırmaya göre, 2003-2005 yılları arasında imalat sanayiinde toplam maliyetin yüzde 62.3'ünü ithal girdiler oluşturuyor. Toplam arzın yüzde 21.4'ünü ithal malı teşkil ediyor.
Zafer Yükseler ve Ercan Türkân'ın TÜSİAD-Koç Üniversitesi için yaptıkları araştırmaya göre, 2005 yılında imalat sanayiinde üretim değerinde ithal girdilerin payı yüzde 58.9'a ulaştı...
Açık anlatımıyla ekonomi ucuz ithalat nedeniyle (1) Üretim yapamıyor. (2) Üretimi sürdürenler giderek daha fazla ithalata bağlanıyor. (Üretim değerinin yüzde 60'ı ithalata bağlı hale geldi.)

Gitti - gider kayıplar var
Buraya kadar anlatılanlar, "yüksek faiz ve ucuz döviz" politikasının olumsuz etkileri... Diyelim ki politika değişir, bu olumsuzluklar düzelir.
Ama politika değişse de, geri gelemeyecek "gitti-gider" kayıplar var.
Özelleştirme politikasında yapılan hatalarla (özelleştirilmemesi gereken birimlerin özelleştirilmesi, halka satış yerine blok satış, içeride satış yerine yabancıya satış gibi hatalar nedeniyle) (1) Ekonominin önemli birimleri devreden çıktı (örneğin, Sümerbank tekstil tesisleri, EBK ve SEK kombinaları gibi). (2) Ekonomide ağırlığı olan, tekel durumundaki tesisler tek bir yerli veya yabancı sermaye grubuna devredildi (örneğin, Tüpraş, Ereğli Demir Çelik, Türk Telekom gibi). (3) Özelleştirmede kamu iktisadi birimlerini, ekonomi yararına daha verimli hale getirmek yerine, döviz karşılığı satarak gelirleriyle cari açığı (döviz açığını) kapatmak hedef alındı.
Kamu ve özel sektördeki büyük satın almalarla ülkede servet-varlık değişimine yol açıldı. (1) 25 milyar dolarlık özelleştirmede yabancılara 10 milyar dolarlık satış yapıldı. (2) TMSF'nin 6 milyar dolarlık satışında yabancıların payı 4.3 milyar dolara ulaştı. (3) Özel sektörün sattığı 8 milyar dolarlık varlığın 5.3 milyar dolarlık bölümünü yabancılar aldı.

Ekonomide yabancı payı artıyor
Son 5 yılda 21 banka battı. 11 banka tamamen veya kısmen yabancılara satıldı. Yabancılar, doğrudan veya İMKB'den aldıkları hisselerle, bankacılık kesiminde yüzde 25 pay sahibi oldu.
23 sigorta şirketindeki ortaklıklarıyla yabancıların sigorta sistemindeki payı yüzde 44'e ulaştı.
İSO 1000 büyük sanayi kuruluşu listesinde ilk 50 büyüğün 20'si yabancı sermayeli kuruluş. 1000 büyük sanayi kuruluşunun üretimden satışlarında yabancı payı yüzde 30.9, vergi öncesi kârda yabancı payı yüzde 39.7 oranında.
2000 yılında istihdam rakamı 22.3 milyon idi. 2006'da 22.8 milyon oldu. Halbuki aynı dönemde nüfusumuz 67.4 milyondan 72.9 milyona yükseldi.
Ekonomi demek üretim demektir. Sağlıklı üretim insanlara iş ve aş sağlar. Gelir sağlar. İhracat artışına dayalı sağlam döviz geliri sağlar. Döviz üretim yerine borçlanarak getirilir, ucuz ucuz satılırsa ve de borçlar varlık satışıyla ödenmeye kalkılırsa, ülke de yukarıda anlatılan duruma düşer.

guras@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Merkel ve Hıristiyan Avrupa
ALMANYA Başbakanı Sayın Merkel'e Türkiye'ye h...
Çetin ALTAN
Her kafadan çıkan tutarsız ses bolluğu
1954, yahut 55 yazında bir akşamdı. Henüz dah...
Melih AŞIK
Kaymakam gidici!
Biz bu satırları yazdığımız sırada Haluk Nadi...
Fikret BİLA
TSK'nın AB'ye ve ABD'ye verdiği mesaj
Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt'ın H...
Hasan CEMAL
Erdoğan'dan askere zeytin dalı!
Londra'dan Ankara'ya uçuyoruz salı günü öğled...
Güneri CIVAOĞLU
Temel çelişki
Kıbrıs Prensi Alessandro Mirri di Lusignan Fa...
Can Dündar
Büyük Türk meczupları
Önceki gece uçak kaçırıldığında korsanın "vi...
Hurşit GÜNEŞ
Asıl sorun cari açıkta mı?
Türkiye ekonomisinin yumuşak karnının cari aç...
Doğan HEPER
Bush, Erdoğan ve Büyükanıt
TÜRKİYE için çok önemli iki olay meydana geld...
Semih İDİZ
AB, TSK ile diyalog kanallarını açmalı
Son günlerde Cumhurbaşkanı'ndan Genelkurmay B...
Sami KOHEN
Dış politikada iç etkenler
GEÇMİŞ yıllarda dış politika, Türkiye'de çeş...
Hasan PULUR
Boynuz parlatan Efruz'lar çoook...
GEÇENLERDE birkaç genç geldi. Araştırma yapıy...
Derya SAZAK
Kakofoni
ABD'nin Ankara Büyükelçisi Ross Wilson, Başba...
Meral TAMER
Fransızlar sabrımızı sınıyor
Avrupa Birliği ile müzakere sürecinin açılmas...
Yaman TÖRÜNER
Biri bizi aldatıyor
Cari açıkla ilgili endişeler büyüyor. Endişel...
Güngör URAS
Yüksek faiz, özelleştirme, varlık satışları ekonominin gücünü eritti
Uygulanan, IMF destekli istikrar programı ucu...
M. Ali BİRAND
Bugün AB'yi dövenler, yarın mumla arayacaklar
Şu sıralarda "vur abalıya" gidiyoruz.

© 2006 Milliyet